Ablam iş seyahatine gittiği için, beş yaşındaki yeğenim Elife bir süreliğine ben baktım. Her şey sıradandı, ta ki akşam yemeğine kadar. Dana güveç yaptım, tabağına koydum; ama Elif sadece yemeğe baktı, sanki hiç orada değilmiş gibi. Sessizce sordum, Neden yemiyorsun? Başını eğip fısıldadı, Bugün yemek yemem serbest mi? Gülümsedim, kafam karışık ama onu rahatlatmaya çalışarak, Tabii ki serbest, Elifcim, dedim. Cümlem biter bitmez Elifin gözyaşları başladı.
Ablam Esra, pazartesi sabahı aceleyle bilgisayar çantasını kaptı, yorgun bir tebessümle kapıdan çıktı. Ekran süresi sınırı, uyku saati konulu onuncu uyarısını tam bitiremeden, Elif annesinin bacaklarına sarıldıçıkmasını engellemek ister gibi. Esra dizlerinden nazikçe ayırdı kızını, alnına bir öpücük kondurdu, Çok yakında döneceğim, dedi.
Kapı kapanınca
Elif, koridorun ortasında hiç kıpırdamadan annesinin yok olduğu boşluğa baktı. Sessizdi, sızlanmadı, ağlamadı; sadece birden ağırlaşan bir sessizliğe büründü, yaşına hiç uymayan cinsten. Ortamı yumuşatmak istedim; battaniyelerle bir kale inşa ettik, yastıklarla yerleşip tek boynuzlu atlar çizdik. Mutfağın ortasında saçma müzikler eşliğinde dans ettik. Yüzünde zorlama bir gülümsemeelinden gelenin en iyisiymiş gibi duran bir tebessüm.
Gün ilerledikçe tuhaf detayları fark etmeye başladım. Her şey için izin istiyordu. Ama Meyve suyu alabilir miyim? gibi değil; Buraya oturabilir miyim?, Şunu dokunmam uygun mu? gibi ufacık konularda. Ben şaka yaptığımda bile gülebilir miyim diye soruyordu. Garipti ama, annesinden uzak olmanın etkisi desecek oldum.
O akşam Elife içimizi ısıtsın diye dana güveç pişirdim. Sultanım gibi kokuyorduyavaş pişmiş et, havuç, patates Yanına bir kaşık koyup önüne aldım, karşısına oturdum.
Elif, güvece yabancıymış gibi bakmaya başladı. Kaşığı kaldırmadı, gözünü kırpmadı bile neredeyse. Yalnızca tabaktaki yemeğe, omuzlarını iyice büküp sımsıkı bakıyordu.
Biraz bekledikten sonra nazikçe sordum: Neden yemiyorsun, Elifcim?
Cevap vermedi hemen. Başını iyice eğdi, sesi zar zor duyuluyordu.
Bugün yemek yemem yasak mı? fısıldadı.
Bir anlık duraksama. Yalnızca otomatik olarak gülümsedim çünkü aklıma başka bir şey gelmedi. Yana eğilip, Her zaman yemek yiyebilirsin. Hiçbir zaman yasak değil,” dedim alçak sesle.
O cümleyi duyar duymaz Elifin yüzü buruşturuldu, minik elleriyle masanın kenarına tutundu ve büyük bir hıçkırıkla ağlamaya başladı. Hani çocuklar yorgunluktan ağlar ya; ama bu ondan fazlauzun süredir tutulan bir yük gibi.
O an anladım: mevzu güveç falan değildi.
Masayı hızlıca dolanıp Elifin sandalyesinin yanında diz çöktüm. Tüm vücudu titriyordu; sarıldım, kaçmasını beklerken bana sıkıca sarıldıyüzünü omzuma gömdü, sanki ona bile izin verilmesi gerekiyormuş gibi.
Korkma Elifcim, yanlış bir şey yapmadın, buradasın ve güvenlisin, dedim ürkekçekalbim hızla atarken.
Daha da şiddetli ağladı. Göz yaşları gömleğime bulaştı; kollarımda ne kadar küçük olduğunu hissettim. Beş yaşındaki çocuklar dökülen meyve suyu için ağlar; ama buradaki daha derindi. Korku ile hüzün karışmıştı.
Nihayet yavaşlamaya başlayınca yanından nazikçe ayrıldım ve gözlerine bakmaya çalıştım. Yüzü kıpkırmızı, gözleri yere sabitlenmiştisanki ceza bekliyordu.
Elif, dedim, niye bugün yemek yiyemeyeceğini sandın, bir tanem?
Parmaklarını düğümleye düğümleye neredeyse bembeyaz yapınca, titrek bir sır verir gibi söyledi:
Bazen yasak oluyor.
Odaya sessizlik çöktü. Yutkundum, yüzümü sakin tutmaya, paniği gizlemeye çalıştım.
Ne demek bazen yasak oluyor Elif?
Omuz silktu ama gözleri tekrar doldu. Annem bazen diyor ki; çok yedin. Ya da yaramazsan. Ya da ağlarsam kendimi tutmalıyım. Yemek haktır, ama öğrenmeliyim.
Yüreğimde bir şey yandıöfke gibi ama daha derin. Bir çocuğa hayatta kalmayı böylesine kötü öğreten bir sistemin öfkesi.
Sesimi sabit tutmaya zorladım. Canım, acıktığında yemek yemek hakkındır. Üzüldüğünde, hata yaptığında, yemek elinden alınmaz.
Gözlerini bana dikti; sanki gerçek olmasını bekleyemiyormuş gibi.
Ya yasak varken yemeğe kalkarsam annem kızar.
Ne diyeceğimi bilemedim. Esra benim ablam; birlikte büyüdük, filmde ağlayan, sokakta kedi kurtaran kadın Nasıl böyle olurdu? Ama Elif uydurmuyordu; çocuklar bu tip kuralları yaşamadan öğrenmezdi.
Bir peçete aldım, yüzünü sildim, onaylar gibi başımı salladım. Bak, buralardayken tek kuralım var: Acıkınca mutlaka yemek yenir. Başka numara yok.
Elif yavaşça gözlerini kırptı; sanki bu kadar basit bir şeye inanmakta zorlanıyordu.
Bir kaşık güveç uzatıp, Haydi, dedim. Dudakları titredi, açtı ağzını, bir kaşık yedi. Sonra bir tane daha.
Başta ürkekti; her lokmada bana bakıp vazgeçecek miyim diye kontrol ediyordu. Ama birkaç kaşıktan sonra omuzları biraz gevşedi.
Ve tam o anda fısıldadı: Tüm gün açtım.
Boğazımda bir düğüm Ama çaktırmadan başımı salladım.
Yemekten sonra en sevdiği çizgi filmi seçmesini istedim. Battaniyesine sarılıp koltuğa kıvrıldı; ağlamaktan yorulmuştu. Filmin ortasında gözleri kapandı.
Minik eli hâlâ karnında; sanki yemek kaybolmasın diye.
O gece yatağına yatırdıktan sonra loş salonda telefonumu elimde tutup, ablamın ismini ekranda izledim.
Esrayı arayıp cevap istemek istedim.
Ama aramadım.
Çünkü yanlış bir şey yaparsam, bedelini Elif ödeyebilirdi.
Ertesi sabah erkenden kalkıp ince, kabarık yaban mersinli krep yaptım. Elif pijamalarıyla mutfağa sürünerek geldi, gözlerini ovuşturdu. Masadaki tabağı görünce sanki görünmez bir duvara çarptı.
Bu benim mi? dedi, temkinli.
Senin, dedim, İstediğin kadar yiyebilirsin.
Yavaşça oturdu. İlk lokmada gülmedi, sadece şaşkın bir yüz ifadesiyle devam etti. Ama yemeye devam etti. İkinci krepte nihayet fısıldadı: Bu en sevdiğim.
Gün boyunca her hareketini izledim. Sesimi biraz yükseltsemmesela köpeğe seslensemElif irkiliyordu. Bir şey düşürdüğünde hemen Özür dilerim, diyor; dünyanın onu hemen cezalandıracağına inanıyordu.
Öğleden sonra yerde puzzle yaparken birden sordu: Bitiremezsem küsmez misin?
Hayır, dedim diz çöküp. Kızmayacağım.
Bana uzun uzun bakıp yine kalbimi kıran bir soru sordu:
Yanlış yapınca beni hâlâ seviyor musun?
Şaşırıp yarım saniye donakaldım, sonra sımsıkı sarıldım. Evet, Elifcim. Her zaman.
Onun cevabı göğsümde neredeyse fısıltı gibi: Sanki cevabı derinlere sakladı.
Çarşamba akşamı Esra eve döndüğünde, Elife kavuştuğunda rahatlamış ama bir parça gergindisanki Elifin bir şey anlatmasından çekiniyordu. Elif annesine doğru koştu ama sarılışı temkinliydi; çocukların kendini tamamen güvende hissettiği türden değildi. Sıcaklığı ölçüyor gibiydi.
Esra bana Bu aralar Elif biraz hassas, dedi, dalga geçer gibi; Beni çok özlemiş. Sahte bir gülümsemeyle karşılık verdim, içimde düğüm var.
Elif tuvalete gittikten sonra, Esra bir şey konuşabilir miyiz? dedim sessizce.
Derin bir iç çekti; sanki ne geleceğini biliyordu. Ne hakkında?
Sakin sesle: Gece, Elif bana bugün yemek serbest mi dedi. Bazen yasak oluyormuş.
Esranın yüzü birden kasıldı. Bunu mu söyledi?
Evet, şaka değildi. Çok ürkmüş şekilde ağlıyordu.
Esra gözlerini kaçırdı. Bir süre sustu, sonra aceleyle, O çok hassas, kurallar olmalı. Doktorumuz da disiplin diyor, dedi.
Bu disiplin değil, diyebildim; titreyen bir sesle. Bu korku.
Gözleri parladı. Sen onun annesi değilsin, anlamıyorsun.
Belki değilim. Ama duyduklarımı görmezden gelmeyecektim.
O gece eve giderken arabada direksiyona bakakaldım; Elifin yemek yasak mı diye sorması. Karnını korur gibi tutuşu.
Ve anladım:
Bazen en korkutucu şeyler görünmeyen izlerdir.
Bazen çocuklar öyle derin kurallara inanır ki, sorgulamaz bile.
Benim yerimde olsan ne yapardın?
Yine ablamla yüzleşir miydin, birilerine haber verir miydin, yoksa Elifin güvenini kazanıp her şeyi belgelemeye mi çalışırdın?
Fikirlerini söyle; çünkü hala en doğru adımı bulmaya çalışıyorum.




