Beraber Yalnızlık: Birlikte Yalnız Olmanın Hikayesi

YALNIZLIK İKİ KİŞİLİK

Otuz sekiz yıl önce, Sevil gelecekteki eşi Hasanı ailesiyle tanıştırmak için İstanbuldan Eskişehire, anne ve babasının evine getirdi. Evleneceklerini açıklayacaktı. Anneyle babası, kapıda yabancı bir delikanlıyı görünce hemen her şeyi anladılar. Sevil bugüne dek hiç erkek arkadaşını eve getirmemişti. Her seferinde şöyle derdi:

Ne gerek var ki? Evliliğe karar verirsem, o zaman tanıştırırım.

Bu yüzden anneyle babası, utangaç bir şekilde sofralarında oturan Hasanı inceleyerek süzmeye başladılar.

Sevil bir bahaneyle dışarı çıktı, hemen ardından babası da peşinden gitti.

Kızım, hata ediyorsun. Senin onunla evlenmemen gerek.

Nedenmiş? diye hemen savunmaya geçti Sevil, çünkü traktör mü sürüyor?

Sebep sadece bu değil, ama bunun da payı var. Bak, iyi bir insan olabilir ama bambaşka hayatlar yaşamışsınız siz. Konuşacak ne bulacaksınız birbirinizle? Sen subay çocuğu olarak büyüdün, üniversiteyi bitirdin. Oysa Hasan köyde yaşamış, evet çalışkan ama dünya görüşü dar, sıradan biri. Bariz belli oluyor. Onunla kalırsan aranızda her zaman bir kelime duracak: zeka.

Baba, bırak şunları. Bunlar eski düşünceler. Kimin nereden gelip gelmediği umurumda değil. Önemli olan beni sevmesi. Okumak istiyorsa, öğrenecek zaten. Ben destek olurum, dedi Sevil kendinden çok emin şekilde.

Peki sen bilirsin. Ama şunu unutma: Büyüğünü dinlemeyen yolunu şaşırır. Yarın bir gün gelip bana neden söylemedin deme

Düğün yapıldı, balayı heyecanı geçti, normal aile hayatı başladı.

Hasan, uzun ısrarlar sonucu açıköğretime kaydoldu ama pek ilgilenmedi. Sevil onun yerine projelerini yaptı, teknik kitaplarda boğuldu. Hasan ise iki üç kere sınavlara gidip geldi, sonra da Boş iş bu, gerek yok diyerek okumaktan vazgeçti.

Sana lazım, sen oku, deyip kestirip attı.

Sevil, kocasını ikna etmeye çalıştı ama boşunaydı. Hasan kendini yeterince bilgili görüyordu. Bunlarla vakit kaybetmeye gerek yok, dedi hep.

Tamam, nasıl istersen, diye pes etti Sevil, okulu önemsememeye karar verdi. Düşündü ki en azından aptal bir adam değil. Sevdiği kitapları okuyor, siyaseti takip ediyor, işyerinde de sayılıyor. Evet, üstünden köy kokusu gitmiyor belki ama sevdiği hali buydu zaten.

Yıllar geçtikçe Hasanla aralarındaki ilişkiler zorlaştı. Kocası Sevilin fikirlerini önemsemiyordu. Sürekli onu küçük göstermeye çalışıyor, evde kimin patron olduğuna vurgu yapıyor, özellikle başkalarının yanında etraflıca, acımasızca konular açıyordu. Sevilin bile ağzının açık kalacağı şeyleri büyük bir özgüvenle dile getiriyordu.

Zamanla Hasanın hiçbir zor kararı kendi başına alamadığını fark etti. Evde çıkan bütün sorunların çözümü hep ona kalıyordu:

Tadilat istiyorsan, o zaman yaptır!
Yeni buzdolabı almak gerek? Al o zaman!
Balkonu camlatmak mı istiyorsun? O iş senin!

Yalnızca bahçe işlerinde Hasan rahat ediyordu. Toprakla uğraşmayı seviyordu, bildiği tek şey buydu.

Kimileri Eh, o kadar da olsun diyebilir. Fakat bahçe işleri yılın üç ayı. Diğer dokuz ayda Sevil hem kadın, hem erkek oluyordu evde.

Gençken bunu kafasına takmıyordu. Şimdi ise yük giderek ağırlaşmıştı. Hasan ise karısının arkasına sığınmaya, değişmemeye kararlıydı. Neden değişsin ki? Onun için gayet iyiydi hayat. Sevile hiç çiçek almadı 8 Martta. Hediye konusunda ise bir gün ciddi ciddi şunu söyledi:

Ben sana en güzel hediyeyi verdim; bak kızlarımız koşuyor evde.

İki kızlarından söz ediyordu.

Sevil tartışmadı, kendini ikna etti: Nasıl olsa böyle büyümüş, hediye alışkanlıkları yok. Atlatırım.

Hasanın, iletişimde zor bir insan olduğu baştan belliydi. Sohbet etmek bir yana, konuşmayı istemezdi bile. Başlarda arkadaşları Sevile Kocanın dili var mı? diye şakalaşırlardı, o da güler geçerdi. Hasan ise Sevilin sosyal, girişken tavırlarına tahammül edemezdi. Karısının arkadaşlarından, akrabalarından hep kötü sözle bahsederdi, kendi bir dost bile edinmedi yıllarca.

Sevil sadece evin bütün yükünü sırtlanmakla kalmıyordu, para da kazanıyordu. Hiçbir zaman Hasana el açmamıştı. Ekonomik krizlerde bile ek iş bulup çalıştı. Biliyordu ki Hasan, fazlasını yapmaya niyetli değildi zaten. Yetmiyorsa sen daha çok çalış derdi. Kendi de işine gidip geliyordu; ona göre yeterdi.

Yavaş yavaş Sevil anladı ki, Hasanla konuşacak hiçbir ortak konusu kalmamıştı. Hayata bambaşka açılardan bakıyorlardı. Sevilin sevdiği bir film, Hasana göre saçmalık oluyordu. Hasanın izlediklerine Sevil on dakikadan fazla dayanamazdı. Müzik, kitaplar hiç konuşulmaz bile.

Karakterleri de tamamen zıttı; Sevil fedakar, ailesi ve dostu için kendinden geçen biriydi. Hasan ise kendinden başka kimseyi düşünmeyen bir bencildi. Sonuç olarak; yemek zevkleri ayrı, ilgi alanları tamamen ters, hisler tükenmiş, çocuklar büyüyüp başka şehirlere yerleşmiş. Arkada otuz yıldan fazla bir geçmiş Beraber ama tek başına bir hayat; iki yabancı

Hasan ise, karısının artık şımarık, saygısız olduğunu düşünüyordu. Ne kadar yük üstlense de ona göre zaten yapması gereken buydu.

Arada bir iyice içip Sevili yerden yere vururdu; anne babasından, ölen akrabalarından, geçmişinden başlar, yaptığı her hareketi yorumlar, aşağılar, kırardı. Bunu büyük bir keyifle yapardı adeta. Sarhoşken söyler, unutunca neden Sevilin konuşmaya yanaşmadığını anlamazdı.

Gerçeği söyledim sonuçta!

Oysa, sadece kendi gerçeğiydi anlattıkları. Başkasının doğrusunu görmeye, anlamaya mecali yoktu.

Şimdi Sevil yine karşımda oturuyor, gözyaşlarıyla anlatıyor:

Çok yoruldum Hayatım hep diken üstünde geçti. Neyin ne zaman patlayacağını, neye sinirleneceğini asla bilmiyorum. Hep alttan almak, uyum sağlamak, katlanmak Peki ne yapayım? Boşanayım mı? Ne farkı olacak? Bu adam gitmeyecek ki. Damlaya damlaya yıpratmaya devam edecek. En kötüsü de; kendini hep haklı sanıyor. Her ağır lafı sonrası günlerce kendimi toparlayamıyorum. Ama ailem, çocuklarım, şimdi de torunlarım var Kalmak için sebepler buluyorum. Daha iyi geçinmeye çalışıyorum, tartışmaları yumuşatıyorum. O ise bunu kendi zaferi sanıyor, başa döndürüyor her şeyi.

Öyle bıktım ki, bazen bağırmak istiyorum Ama gitsem, ne olacak? O içince aklını büsbütün kaybeder. Ben olmazsam bütün mahallenin ayyaşları eve doluşur, her yer berbat olur Bunu yaşadım çünkü.

İşte bu yüzden tahammül etmekten başka yol bulamıyorum Evi, kendi yuvamı bu hale bırakmak acıma gidiyor.

Çocuklar küçükken aramızdaki farklar bu kadar rahatsız etmiyordu. Zaman yoktu, düşünmeye de fırsat olmuyordu zaten.

Şimdi, baş başa kaldıkça dayanılmaz bir yalnızlık Aynı çatı altında otuz sekiz yıl. Ama iki yabancı Babam haklıydı Akıl, zeka Hep aramızda, bir duvar gibiAma bir sabah, mutfakta çayını karıştırırken birden fark etti Sevil; yalnızlık iki kişilikse, ağırlığı da paylaşılmıyordu. O an, içinden yavaşça yükselen tuhaf bir rahatlık hissettiartık kabullenmek yorgunluğundan başka bir şey yaşamıyordu. Camdan dışarı baktı, bahçede Hasan toprağı eşeliyordu yine; bildiği, sevdiği tek dünya. Sevil ise, pencereden gelen sabah serinliğinde, uzun zaman sonra ilk defa kendi nefesini hissetti.

Ceketini omzuna aldı, sessizce kapıdan çıktı. Adımlarını ağır ağır attı, mahallenin boş sokaklarında yürüdü, gözlerinde yaş yoktusanki yılların utancını, öfkesini, yalnızlığını bir an için unutmuştu. İşte yalnızlık tam da buydu; bir evde iki gölgede, ama kendine kapanmayan bir kapıda, eşikte kalmaktı.

Bugün hiçbir şey değişmeyecekti, belki yarın da. Ama Sevil içinden şunu geçirdi: “Ben burada hâlâ varım. Bunu kimse değiştiremeyecek.” Dudaklarında silik bir gülümseme belirdi; önce kendiyle, sonra sessiz dünyasıyla barışmaya karar verdi. Evin yolunu tuttu; başı dimdik, aklında yeni bir sabahın ihtimaliyle

Cam kenarındaki masa artık biraz daha geniş, odadaki hava biraz daha hafifti. İki kişilik yalnızlıktan, bir tek kendiyle barışarak çıktı Sevil. Ve o günden sonra, hayatın yorgunluğu arasında, kendisine ayırdığı küçücük bir köşe buldu; bazen bir fincan çayda, bazen bir defterin kenarında, bazen pencereden süzülen bir ışık huzmesinde.

Yalnızlık hâlâ iki kişilikti, ama huzur artık yalnızca birine aitti.

Rate article
Lifequest
Beraber Yalnızlık: Birlikte Yalnız Olmanın Hikayesi