Bir Çamaşır Makinesinin İçinde Bulduğum Yüzük Onu Sahibine Götürmek Bambaşka Bir Karşılaşmaya Yol Açtı
O zamanlar otuz yaşındaydım ve üç çocuğumu tek başıma büyütüyordum. Hayatı; ödenmesi gereken faturalar, alınacak ekmek ve tertemiz kıyafetlerle ölçüyordum. Yıkama sırasında bozulan çamaşır makinemiz, halimizin ne kadar zorlaştığını bir kez daha hatırlatmıştı bana. Yenisini almak hayalden öteydi; ikinci el bir çamaşır makinesine altı yüz lira verip almak, şansım yaver gider umuduyla denemekten ibaretti. Yine de birlikte kucaklayıp eve taşıdık; ne kadar yorgun olsak da gülüşüyorduk. İlk deneme çamaşırını çalıştırınca makineden alışılmadık bir ses geldi. Suyu boşaltırken elime gömülü, pürüzsüz bir şeye değdim. Çıkardığım nesne, üstünde Sevgili Zühreye, sonsuza dek yazılı solmuş bir altın yüzüktü. O an bunun tesadüfi bir buluntu olmadığını, başka birinin hayat hikayesinin parçası olduğunu anladım.
Bir an düşündüm, acaba satsam mı? O parayla çocuklara ayakkabı alabilir, borçları erteleyebilir, mutfağı doldurabilirdim. Fakat kızım yüzüğü inceleyip Bu birinin sonsuzluk yüzüğü baba, dedi usulca. O masum sözcük, içimdeki çaresizliği sanki bir bıçak gibi kesti. O gece çocuklar uyuduktan sonra, ikinci el eşya satan dükkanı aradım, bir görevliyi zar zor ikna edip bana makinenin önceki sahibinin telefonunu verdiler. Ertesi gün, şehrin diğer ucuna gittim ve kapı zilini çaldığımda, Zühre Hanım kapıda durdu ve elimdeki yüzüğü görünce adeta dondu kaldı. Gözleri yaşlarla doldu; merhum eşi Yılmazın o yüzüğü ona gençken verdiğini anlattı. Eski makinesi evden götürülünce sonsuza dek kaybettiğini sanmıştı. O yüzüğü geri vermek, sanki kalbinden kopan bir parçayı ellerine iade etmek gibiydi.
Hayat eski temposuna hızla döndü sonra; çocukların banyoda çıkardığı gürültü, yatmadan önce okunan masallar ve bitmek bilmeyen yorgunluk Ama ertesi sabah, siren sesleriyle ve polis arabalarıyla sokağımız tıklım tıklım oldu. Çocuklar korkudan bana sarıldı, benim de yüreğim ağzıma geldi. Kapıyı açınca karşımdaki polis memuru kendini tanıttı; Zühre Hanımın torunuymuş. Yüzüğü satmak yerine sahibine iade ettiğimi aile duymuş. Gözaltına almaya değil, teşekkür etmeye gelmişlerdi. Zühre Hanım minnet dolu bir el yazısı mektubu göndermişti; hayatının bütün hatıralarını taşıyan bir emaneti geri verdiğim için Polisler, bu tür olayların dürüstlüğün hala değerli olduğunu hatırlattığını söyleyince, boğazım düğümlendi.
Kısa süre sonra ev, tekrar çocukların sabah neşesiyle doldu; onlar krep isterken sanki biraz önce yaşadıklarımız hiç olmamış gibi. O akşam Zühre Hanımın mektubunu, yüzüğü sakladığım buzdolabına iliştirdim; o kararı hangi baba ve nasıl bir adam olmak istediğime karar verdiğim yerde Her baktığımda, doğru olanı yapmanın çoğu zaman kolay olmadığını hatırlıyorum. Hele hayat insafsızken Ama çocuklarım izliyor, benim seçimlerimle büyüyüp öğreniyor. Ve bazen, başkasının sonsuza dekini yerine ulaştırmak, kendi sonsuzluğunu kurmana yardımcı olabiliyor.




