Şimdi sana bir hikaye anlatacağım, sanki aramızda güzel bir çay sohbeti varmış gibi dinle…
Kim insan gece boyu göğsünün üzerinde o ağırlıkla, sabah saat beşte uyanmak istemez ki? Nazlı, yatağın kenarında oturmuş, İstanbulun hafif aydınlanan penceresinden dışarıya bakıyordu.
Kalbi de yine tuhaf atıyordu: İki vur, bir duraksama, üç vuruş, yine sessizlik. Doktor dün panik atak dedi. Tahlile yönlendirdi, Acil iş dedi.
On sekiz yılda, o hırslı iktisat diploması olan genç kadından geriye ne kaldı ki? Eşinin işine ek, finansına güya muhasebeci olan, akşamları elinde bezle yerleri silip, Tolga yine pisliği görmez diye iç geçiren bir kadın mı?
Uyandın mı? Tolga, mutfağa çıkar. Suratı asık, uykusuzluğu belli. Bu gece de uyuyamadın, değil mi?
Nazlı sessizce başını sallar. Ona her sabahki gibi kahvesini koyar, yıllardır aynı aldığı yoğurdu buzdolabından çıkarıp önüne koyar.
Bu arada, diyor Tolga kahvesinden bir yudum alırken, bugün Bursaya gidiyorum. Üç günlüğüne. Önemli bir tedarikçi toplantısı var.
Tolga…
Başlamasa iyi olurdu biliyordu, ama kalbine söz geçiremedi. Tıpkı o bakışa alışık olduğu gibi… Yine naz yapacaksın dermiş gibi gözlerini diker. Yine de kendini tutamaz:
Şu an gitme. Gerçekten kötüyüm Tolga. Doktor kesin tahlil dedi.
Tolga bir an durur, kupasını masaya bırakır, burnundan nefes verir bıkmışların klasik tavrı.
Ne geçti eline şu dırdırınla? Sesi gayet sakin. Ne kızgın, sadece kayıtsız. Benim çalışmam lazım, Nazlı. Her gün senin ataklarını, zorlanıyorum, çok yorgunumlarını dinleyecek vaktim yok. Kim yorgun değil ki?
Valizini topluyor şimdiden. Yılların alışkanlığı: Nasıl olsa Nazlı hiçbir şey diyemez, yine kendisini suçlar Yine yanlış zamanda konuştum der.
Ama Nazlı bu sefer susmaz.
Tolga, der Nazlı, ayağa kalkar, sakince. Söylesene, o oturduğumuz evin tapusu kimin üstünde?
Tolga döner, alaycı bir gülümseme.
Ne fark eder? İkimizin üzerinedir nasılsa…
Benim üstümde. Sadece benim ismimde.
Bir anda ortam değişir sanki. Tolganın yüzünün rengi atar.
Ne diyorsun sen ya?
8 yıl önce, o evi alırken senin ciddi borçların vardı Tolga. Banka asla sana kredi vermezdi. Hatırlıyor musun?
Tolga sus-pus.
Yani Ev benim üstümde. Aynı şekilde tüm iş kredinin kefili de benim. Ben imza atmazsam banka sana hiçbir şey uzatmaz, işini genişletemezsin.
Tolga sandalyesine geri oturur, sanki dizlerinin bağı çözülmüş.
Neden şimdi bunları söylüyorsun?
Sadece hatırlatayım dedim. Bir de, Nazlı çekmeceden bir dosya çıkarır, Tolganın önüne koyar Sedayı biliyorum.
Tolga dosyaya bakar. Yüzü allak bullaktır.
Sedayı diye tekrarladı Nazlı. Sesi duru, soğukkanlı. Kendi bile alışamadığı kadar net. Hani senin arkadaşın Leventin muhasebecisi olan kız var ya. Tipi güzel, benden 12 yaş genç.
Dosyadan belgeler çıkarır, bir, iki. Casinodaki gibi kart açarcasına masanın üstüne dizer.
Bunlar banka hesap dökümlerinin çıktısı. Gizlenmeye çalışılanlar. Görüyor musun bu havaleleri? Kırk bin, elli bin, yetmiş bin. Her ay.
Çıt yok Tolgada.
Bunlar da yazışmalar. Nazlı, çıktıyı yere bırakır. Gerçekten, iş bilgisayarının şifresini bilmediğimi mi sandın? Tolga, üç yıl önce eski şifreni unuttuğunda, bu yenisini ben koydum.
Tolga kağıtları kapar, hızla okur, rengi kaçar.
Nereden buldun bunları?
Ne önemi var ki? Nazlı kendine bir bardak su koyar, elinin hafif titrediğini ancak birazcık fark eder. Asıl mevzu ne biliyor musun? O paraları onun kartına aktarmışsın. Sence vergi memurları merak etmez mi bunu?
Tolga ayağa fırlar, sesi çığlığa döner.
Ne hakla böyle davranıyorsun?! Kim sandın sen kendini?! Hayatın boyunca benim sırtımdan geçindin! Hiçbir şey kazanmadın! Elinin hamuruyla benim işime karıştın!
Sığıntı mı diyorsun? Nazlı acı acı tebessüm eder. Ne hoş kelime. Gerçekten komik değil mi? Sığıntı dediğin, senin bankadaki kredilerine imza atandı, tüm muhasebeni tuttu, sen toplantıdayken ortalığı toparladı. O evin de, tüm kredilerin de sahibiyim. Sence hangimiz sığıntı?
Bana tehdit mi ediyorsun?
Hayır. Nazlı pencereye yaklaşır. Sadece tabloyu anlatıyorum. Anlaşılan sen temel şeyleri unuttun zamanla.
Nazlı arkasına döner.
Son altı aydır diplomamı yeniledim Tolga. Geceleri, panik ataklar ve uykusuzluk arasında, ek kurslar aldım. Bir iş teklifi bile geldi. Şahane değil ama ev tutup kendime ve Eceye yetecek.
Ece mi?! Kızımı almak mı istiyorsun?!
Son bir ayda Eceyle zaman geçirip gerçekten sohbet ettin mi? Nazlı ona yaklaşır. Saçmalama, Tolga. İtiraf et, en son ne zaman konuştun hatırlıyor musun?
Tolga sustu. Gerçekten hatırlamıyordu.
Nazlı, masadan bir belge daha alır.
Nöroloji raporu. Kronik sinirsel yorgunluk. Panik ataklar. Tavsiye: Ortam değişikliği, psikoterapi, zararlı faktörlerin kaldırılması. Bak şu satıra, Uzun süreli stres ortamı. Bunun sana ne sonuç getireceğini biliyor musun?
Nazlı…
Boşanma davası açarsam, mahkeme büyük ihtimalle beni haklı bulacak.
Son raporu da bırakır.
En önemlisi, bir hafta sonra sen benim imzam olmadan kredi yenileyemiyorsun. Levent dün aradı, banka belge bekliyor. Oraya da benim imzam gerek.
Tolga tekrar sandalyeye çöker, iyice sarsılmış.
Ne istiyorsun? Para mı?
Nazlı kısa, adeta sessizce güler.
Para mı? Tolga, ben sadece saygı istiyorum. Hayatında bir kez olsun şunu kabul etmeni benden başka hayatında ne iş, ne ev, ne bu saçma sapan iş gezileri olurdu.
Çantasını alır.
Akşama kadar vaktin var. Ben Eceyle Sevdaya gidiyorum. Düşün. Ne zaman konuşmaya hazır hissedersen ararsın. Ama şunu bil: Artık her şeye susan o Nazlı ben değilim.
Tolga tam altı saat sonra aradı.
Nazlı, Sevdanın mutfağında nane çayı yudumlayarak, hafif hafif ürkeklik hissiyle oturuyor. Sanki boğulmuş bir bataklıktan çıkıp yeni nefes alıyormuş gibi.
Alo, telefonu açar. Sesi pürüzsüz, titrek değil.
Konuşmamız lazım.
Dinliyorum.
Telefonda olmaz. Kısa bir sessizlik. Eve gel.
Nazlı hafif bir gülümseme ile:
Yok Tolga, konuşmak istiyorsan buraya gel. Adresi biliyorsun.
Bir saat sonra Tolga da geldi. Öfkeli, gerilmiş, sanki köşeye sıkışmış birini andırıyor.
Sevda, ortamdaki havayı emin ki hissetmiş, Eceyi alıp odadan çıkardı. Nazlı mutfakta Tolganın karşısında kaldı.
Ne hakla böyle davranıyorsun?! Tolga yumruğunu masaya vurdu. Şantaj mı yapıyorsun?!
Hayır. Sadece gerçekleri anlatıyorum.
Hangi gerçekler?! Belgelerimi bulup, bilgisayarımı kurcalamışsın!
Tolga, Nazlı derin bir nefes alır, Şu an bana saldırmanın en iyi taktik olduğunu mu sanıyorsun? Elimde ne olduğunu gördükten sonra?
Tolga susar, çünkü Nazlı haklıdır.
Çok kısa ve net anlatacağım. Nazlı eğilip bakar. Seni bitirmek, rezil etmek, vergiye şikayet etmek gibi niyetim yok. Ama artık anla: Bensiz elinde hiçbir şey kalmaz.
Boşanmak mı istiyorsun?
Ya sen?
Tolga gözlerini kaçırır, uzun süre susar, sonra bezginlikle söyle der:
Seda ile Hiçbir şey yoktu.
Lütfen lafımı kesme. Nazlı elini kaldırır. Ben, Sedayı ve paraları nasıl aktardığını, seyahatlerin yarısının palavra olduğunu zaten altı aydır biliyordum. Her şeyi bilmeme rağmen susuyordum; belki geçer, belki Tolga toparlar diyordum.
Acı bir tebessüm.
Belki de evliliğimiz beş yıl önce bitti, biz ikimiz de çaktırmadan idare ettik, hepsi buydu.
Nazlı…
Hayatı boyunca beni hayatının bir eki sayan, söylediklerimi küçümseyen, isteklerimi yok sayan, panik ataklarımla, uykusuzluğumla öldüğümü fark etmeyen biriyle yaşamaktan bıktım Tolga!
Tolga oturmuş, bembeyaz, elleri yumruk.
Seçim senin, diye devam etti Nazlı. Sıfırdan, dürüstçe başlayabiliriz. Yalansız, aldatmasız.
Yoksa her şeyi alıp gidersin?
Hayır. Nazlı başını sallar. Yalnızca kendi hakkımı alıp gideceğim. Evi. İşteki payımı. Kredi borçlarını artık sen ödersin. Ben kendi hayatıma başlarım.
Ayağa kalkar, konuşmayı kapattığını belli eder.
Üç günün var. Düşün taşın. Sonra konuşmak istersen ara. Ama o sabah beşte sessizce susan Nazlı, dün sabah öldü.
Bir hafta sonra Tolga tekrar geldi.
Bu sefer, o eski maskesini çoktan kaldırmış. Geldi, Sevdanın mutfağındaki sandalyeye oturdu, uzun süre başı önde kaldı.
Levent dedi ki, sen imza atmazsan banka krediyi uzatmıyor, zar zor konuştu. İş kalıyor.
Nazlı başını sallar.
Biliyordum zaten.
Ne istiyorsun?
Bakışlarını dikti Tolgaya.
Boşanmak istiyorum.
Tolga birden bembeyaz oldu.
Şaka mı bu?
Hiç olmadığım kadar ciddiyim. Nazlı kendi bardağına çay alır. Bu defa elleri titremiyor. Bankaya imza atarım, kredini yenilerim. Ama tek bir şartla medeni bir şekilde boşanıyoruz. Tartışmasız, uzatmadan. İşin tamamı sende, bana düşen miktarı ödersin. Ev bende kalır. Eceyle birlikte olurum.
Nazlı…
Kararım kesin Tolga. Hafif bir tebessüm. Biliyor musun, yıllar sonra ilk defa ilaçsız uyuyabildim dün gece. Hem de güzel bir uyku.
Tolga susar.
Artık anladım ki, hasta falan değilim. Tedaviye de gerek yok. Sadece senden ve bu hayattan gitmem lazımmış. Hiçbir şey hissetmediğim hayattan uzaklaşmam gerekiyormuş.
Nazlı ayağa kalkar.
Tercih senin. Benim şartlarım kabul boşanmayı medeni şekilde bitiririz. Kabul etmezsen, mahkemeye veririm, tüm belgeleri gösteririm; işinden de olursun, borcundan da. Düşün iyi.
Tolga başını öne eğer; biliyor ki artık kaybetti. O hep güçsüz sandığı kadın, kendisinden çok daha güçlü.
Tamam, der. Razıyım.
Üç ay sonra resmen boşandılar.
Nazlı evi ve iş payı için iyi bir para aldı. Yeni bir işe girdi.
Tolga işte ve yeni bir apartmanda, akşamları yalnızlıkla baş başa kalmaya alışmaya çalıştı. Eve geldiğinde hayatını paylaşacak biri yoktu. O eski kendi gibi biriyle sohbet edemediğinin boşluğunu yaşadı.
Seda ise, Nazlı ile Tolga boşandıktan bir ay sonra ortadan kayboldu. Çünkü belli ki, aradığı aşk değil, kolay bir hayattı. Tolga kendi başına borç ödeyip sevgiliye lüksten feragat edince, Sedanın da hevesi geçti.
Bunu Leventten duydu Nazlı. Hafifçe gülümsedi. İçinde hiçbir şey hissetmedi.
Ne sevindi, ne acıdı.
Belki de, bazen eşinin işine dâhil olmak hiç de fena bir şey değilmiş? Sen olsan ne hissederdin, canım?




