Anne, Lütfen Gülümse
Küçükken, annemin komşularımız geldiğinde şarkı söylemesini ve dans etmesini pek sevmezdim.
Şengül Hanım, hadi bir türkü söyle, senin sesin ne güzel, nasıl da kıvrak oynuyorsun, derlerdi. Annem hemen türküsüne başlar, komşu teyzeler alkış tutar, bazen de hep birlikte avluda oynarlardı.
O zamanlar biz, annemle babamla beraber Kütahya’nın küçük bir köyünde, eski bir evde yaşardık. Bir de benden küçük kardeşim Emir vardı. Annem çok güler yüzlü ve canayakındı. Komşular gittikten sonra hep derdi ki:
Yine gelin muhakkak, çok güzel sohbet ettik, zaman nasıl geçti anlamadık, onlar da elbet, gelmeye söz verirlerdi.
Neden annemin şarkı söylemesinden ve oynamasından rahatsızlığım vardı bilmiyorum. Hatta utanırdım bundan, sebebini de kendim dahi anlayamazdım. O zaman daha beşinci sınıftaydım, bir gün dedim ki:
Anne, lütfen şarkı söyleme, oynama. Utanıyorum, dedim. Hele ki nedenini hiç çözememiştim.
Şimdi büyüdüm, ben de anneyim ama nedenini hâlâ kelimelere dökemiyorum. Annem ise şöyle karşılık verdi bana:
Zeynep’ciğim, ben türkü söylediğimde mahcup olma, tam tersine mutlu ol. Hayat boyu türkü söyleyip oynayacak değilim ya, yalnızca gençken oluyor bunlar
O zamanlar hiç düşünmezdim, anlamazdım ki hayat her daim neşeli olmazmış.
Altıncı sınıfa geçmiştim, Emir de ikinci sınıftaydı ki, babamız bir gün eşyalarını topladı ve evi terk etti, bir daha da dönmedi. Annemle babam arasında ne geçtiğini anlayamamıştım. Yıllar sonra, genç kız olunca dayanamayıp sordum:
Anne, babam neden gitti?
Büyüyünce anlarsın, dedi annem.
Halbuki annem yaşadıklarını anlatacak güçte değildi. Meğer, babamı komşumuz Nerimanla evde baş başa bulmuş. Kardeşimle ben okuldayken, annem işten erken dönmüş, cüzdanını unutmuş. Kapı aralıktı, şaşırmış. Babamın o saatte evde olmaması gerekirdi çünkü saat daha sabahın on biri. Eve girince gördüklerine inanamamış. Babamla Neriman, pişkin pişkin bakıp haklıymışçasına susmuşlar.
Babam akşam eve işten dönünce annem kavga çıkarmış. Biz dışarıda oynuyorduk, bir şey duymadık.
Eşyalarını topladım, yatak odasında, alıp git. Sana bu ihaneti asla affetmem!
Babam, annem affetmeyecek biliyordu ama yine de dönmeye, barışmaya çalıştı.
Şengül, ne olur, bir hata yaptım, unutalım, çocuklarımız var, dedi.
Sana dedim, git! Son sözü bu oldu annemin, avluya çıkıp ardından bakmamış.
Babam eşyalarını aldı, gitti. Annem ise evin köşesinde gizlice durup gidişini izlemiş. Bir daha asla yüzünü görmek istemedi babamın.
Olsun, çocuklarımla yine yaşarız bir şekilde, dedi kendi kendine ve gözyaşlarına boğuldu. İhanetini affetmeyeceğim!
Ve affetmedi. İki çocukla yalnız kaldı. Hayatın bu kadar zor olacağını ancak yaşayarak anladı. İki işte çalışmak zorunda kaldı. Gündüz temizlik işinde çalıştı, gece de fırında ekmek yaptı. Yeterince uyuyamazdı, yüzünden gülümseme kayboldu.
Babam gitti ama Emirle ben, onunla görüştük, çünkü babam annemizden dört ev ileride, Nerimanın yanında yaşıyordu. Nerimanın oğlu da Emirle aynı yaştaydı, sınıfları dahi bir. Annem bize, babamızı görmeye gitmemize asla engel olmadı. O evde oyun oynardık ama yemeğe asla kalmazdık, her zaman kendi evimize dönerdik. Neriman bizi ne sofrasına çağırdı, ne de sahip çıktı; oyun oynamak serbestti, hepsi o! Ama bazen Nerimanın oğlu da bizim eve gelir, komşular bu tabloya şaşar kalırdı. Annem herkesi sofraya buyur eder, kimseyi ayırt etmezdi.
Annemin bir daha gülüşünü hiç göremedim o zamanlardan sonra. Bize sevgiyle yaklaştı ama içine kapanıktı. O kadar yüksüz, dalgın ve yorgundu ki Ben bazen okuldan eve döndüğümde konuşmak için can atardım. O yüzden anneme okulda olan bitenleri anlatırdım.
Anne, inanır mısın, Mertin sınıfa kedi getirdiğini. Derste miyavlamaya başladı, öğretmen kim yaptı bunu bir türlü bulamıyor, sonunda Merti herkes suçladı. Biz de anlattık, dedik ki:
Onun çantasında kedi var, böyle deyince öğretmen hemen Merti ve kedisini dışarı çıkardı, annesini bile okula çağırdı.
Hımm, öyleymiş, dedi annem, sessizce.
Ne anlatırsam anlatayım, hiçbir şey annemi sevindiremiyordu. Hele geceleri sessiz sessiz ağladığını, uzun uzun camdan uzaklara baktığını kaç kere duydum, gördüm. Ancak büyüyünce anladım her şeyi.
Annem ne çok yorulmuş, ne kadar kötü beslenmiş, belki de sürekli uykusuz kalmıştı diye düşündüm yıllar sonra. Her zaman bizi iyi giydirir, kıyafetlerimiz tertemiz ütülü olurdu. diye sık sık hatırlarım şimdi.
O sıralar hep rica ederdim:
Anne, lütfen gülümse Yüzünde tebessümü ne zamandır göremiyorum.
Annem bizi çok severdi, ama sevgisini pek göstermedi, sadece arada bir okuldaki başarımızı över, hiç sorun çıkarmadığımız için gurur duyardı. Yemeklerimizi güzelce hazırlar, ev hep pırıl pırıl olurdu.
Annemin sevgisini en çok saçlarımı örerken hissederdim. O an başımı okşarken hep hüzün dolu olurdu, omuzları düşüktü. Dişleri erken dökülmeye başladı, çektirdi ama yerine yaptırmadı.
Liseyi bitirince üniversiteye gitmeyi hiç düşünmedim. Annemi yalnız bırakmak istemedim, gayet iyi biliyordum ki okumak pahalıydı. Eve yakın bir bakkalda tezgahtar oldum. Anneme yardım etmeye çalışıyordum. Emir büyüyordu, yeni kıyafet, ayakkabı lazımdı.
Bir gün dükkana başka köyden biri geldi ismimi sordu:
Adın ne güzel kızım, daha önce seni burada hiç görmedim. Ben, köye sekiz kilometre uzaktan geliyorum. Adım Mustafa, dedi gülümseyerek.
Ben de sizi görmemiştim, dedim.
Ondan sonra Mustafa, arabasıyla akşamları iş çıkışımda sıkça uğrayıp beni alır, gezmeye götürürdü. Hatta bir keresinde kendi köyüne davet etti. Annesiyle yaşıyordu, annesi çok hasta ve kadının gelini ile arası hiç iyi değilmiş. Eski eşi, çocuğunu alıp ilçeye dönmüş, hasta kayınvalideyle ilgilenmek istememiş.
Mustafanın evi de, tarlası da genişti. Sofrası her zaman bereketliydi, yoğurdunu, etini, şekerini eksik etmezdi. Orada kendimi huzurlu hissetmiştim. Annesi ayrı odadaydı.
Bir akşam Mustafa şöyle dedi:
Zeynep, benimle evlenir misin? Sana dürüst olayım, anneme bakmamız gerekecek ama ben de yardım edeceğim.
İçim rahatladı, yüzüme yansıtmamak için çekingen davrandım ama annesine bakmak bana zor gelmezdi ki. Kabul etmeliyim, en azından evde et, yoğurt eksik olmaz, diye aklımdan geçirdim. Yine de,
Olur, kabul ediyorum, dedim; Mustafanın ne kadar sevindiğini anlatamam.
Zeynep, seni çok sevdim… Hiç sanmıyordum böyle genç bir kızın, benden dokuz yaş büyük olmama ve evlenip boşanmış olmama rağmen kabul edeceğini. Söz veriyorum, sana asla kötü davranmayacağım, mutlu bir yuvamız olacak, dedi.
Nikahdan sonra Mustafanın köyüne taşındım. Açıkçası artık annemin evinde kalmak istemiyordum. Emir büyüdü, meslek okulunda okuyordu, hafta sonları geliyordu eve.
Zaman aktı, gerçekten Mustafa ile çok mutlu oldum. Arka arkaya iki oğlum oldu. Çalışmıyordum, evde işler çoktu. Kayınvalidem iki yıl sonra vefat etti. Büyük bir çiftlik, bakılması gereken hayvanlar vardı. Mustafa, bana ağır iş yaptığımda kızardı:
Ağır kovaları neden taşıyorsun, bırak ben yaparım, sen ineği sağ, tavukları, ördekleri besle. Domuz yoktu tabii, onları ben hallederim, derdi.
Mustafanın bana olan sevgisini hep hissettim. Annemle böyle büyük çiftliğimiz olmamıştı ama elime çabuk alıştı. Mustafa cömert bir adamdı:
Zeynep, bu hafta annenize yoğurt, et, süt götürelim. Her şeyi parayla almak zorunda, bizim her şeyimiz var nasıl olsa, dedi.
Annem hepsini müteşekkirlikle kabul etti. Ama hiç gülmedi, torunları ile bile konuşurken yüzü ciddi kaldı. Onu ziyaret edince içim acırdı, nasıl eski mutlu annemi geri getirebilirim, bilemezdim.
Bir gün Mustafa, Zeynep, istersen hocaya git camiye, dua etsin annen için, dedi. Fikir hoşuma gitti.
Hoca anneme dua edeceğini söyledi ve ekledi:
Kızım, Allahtan iste ki, annenin karşısına iyi bir insan çıksın, o zaman hayata yeniden tutunur, dedi.
Bir süre sonra annem beni aradı:
Kızım, biraz para verebilir misin? Dişlerimi yaptırmak istiyorum.
Ne demek anneciğim, hepsini ben karşılarım, yeter ki sen iyi ol, dedim. Ama biliyordum, o asla kabul etmezdi. Yine de sadece eksiğini verdim, o da hemen borcunu ödeyeceğim diye ısrar etti.
O sıralar ben anneme pek gidememiştim, telefonla konuşuyorduk. Mustafa, amcası Kamile yardım ediyordu. Amca hanımından ayrılmış, çocuklar büyüyünce kadın onu evden kovmuş, Kamil Amca da ilçeden köyümüze taşınmıştı. Evi güzel ve sağlamdı.
Mustafa bazen amcasına uğrardı, ben de birkaç kere gittim onlarla. Bir gün Mustafa eve geldi,
Biliyor musun, amca yeniden evlenmek istiyor galiba. Geçen gün yanına uğradım, biriyle telefonda konuşuyordu, dedi.
Yapsın bence de, daha genç adam, iyi bir ev lazım ona da, dedim.
Çok geçmeden Kamil Amca bizi davet etti:
Size bir şey diyeceğim. Okuldan eski aşkımla buluştum, evime taşınıyor. İki gün sonra buyurun gelin, tanışalım.
Mustafa’yla hediyeler alıp gittik. Evin kapısından girince gözlerime inanamadım. Karşımda annem vardı! Gülümseyerek bana bakıyordu, şaşırdım. Annem çok değişmiş, güzelleşmişti.
Anne! Çok mutluyum, niye bize söylemedin?
Eğer olmazsa, umut vermek istemedim, diye çekindi annem.
Amca, sen niye gizledin?
Eğer vazgeçerse diye korktum Ama şimdi çok mutluyuz.
Mustafa ve ben, annem ile Kamil Amca’nın bir araya gelmesine çok sevindik. Annem artık hep gülümsüyordu, hayat dolmuştu.
Okuduğunuz için, desteğiniz için çok teşekkürler. Umarım herkes hayatta mutlu olur.




