Son üç aydır, kardeşim sürekli annemle ilgili başımın etini yiyor. Annem, geçirdiği felçten beri eski halinden eser yok. Her an bir şeyleri fark etmiyor, başında sürekli biri olması gerekiyor. Yani açıkçası, bakıma muhtaç. Küçük bir çocuğa bakar gibi onunla ilgilenmek şart. Benim de işim, evim ve ailem var. Bu yükün altından nasıl kalkacağımı bilemedim. Bakım evi fikrini ortaya attım ama kardeşim hemen duygusallığa bağladı, “Sen nasıl böyle vicdansız olursun!” deyip bana saldırdı. Kendi ise annemi evine almaya hiç yanaşmıyor çünkü hanımıyla onun evinde yaşıyor.
Eskiden çekirdek bir aileydik. Dört kişilik tipik bir Türk ailesi. Kardeşimle aramda bir yaş var; ben 36, o 35 yaşında. Annem ise şimdi 72 yaşında. Babam hayattayken her şey yolundaydı.
Kardeşim üniversite okumak için Ankaraya gitti ve orada kaldı, evlendi. Ben ise İstanbulda ailemin yanında kaldım. Evlendikten sonra eşimle beraber kiraya çıktık. Önce biraz idare edelim, sonra ev alıp çocuk yaparız diye planlar yapıyorduk.
İki yıl önce babam vefat etti. Annem o günden sonra bambaşka biri oldu. İçine kapandı, hep babamı özler oldu. Bir anda yaşlandı, hastalandı. Altı ay önce felç geçirdiğinde neredeyse kaybediyorduk. Neyse ki doktorlar onu hayata geri döndürdü. İlk günler konuşamıyor, kolu bacağı tutmuyordu. Sonra biraz toparladı ama ruhen çöktü.
Doktorlar, bazı şeylerin artık düzelmeyeceğini söyledi. Mecburen annemin bakımını üstlendim. Eşimle birlikte annemin evine taşındık. Evden freelance çalışmaya başladım, annemi yalnız bırakmak imkânsızdı çünkü. Hareketlerini geri kazandı ama ne çalışmam düzeldi ne de hayatım kolaylaştı.
Annem bazen anlamsız konuşuyor, kaybolup gidiyor, bir türlü eve geri getiremiyoruz, ağlıyor, “Benim eşim beni bekliyor,” deyip dışarı çıkmak istiyor. Uykum kalmadı, geceleri gözüm üzerinde, bir yere kaçar mı diye korkuyorum. İşe ise bir türlü odaklanamıyorum. Eşim, huzurevini bir kez daha gündeme getirdi.
Biliyorum, huzurevleri pahalı. Ama düzenli çalışırsam ödeyebilirim. Hem kardeşim de elini taşın altına koyar, o da katkıda bulunur. Olan bu.
Uzun süre vicdanımla savaştım ama başka çaremin olmadığını anladım. Annem orada hem tıbbi hem sosyal açıdan daha iyi bakılacak. Huzurevine gidip her şeyi sordum, fiyatları öğrendim. Oldukça tuzlu, ama başka bir yol da yoktu.
Ardından kardeşimi arayıp her şeyi en açık şekliyle anlattım, gerçekleri görmesini ümit ettim. O ise beklediğim gibi tepki gösterdi.
“Aklını mı kaçırdın? Anneyi huzurevine mi vereceksin? Herkes orada yabancı, nasıl davranacaklarını nereden biliyorsun? Senin yüreğin taş mı olmuş?” diye telefonda bağırdı. “Yoksa anneden kurtulmak mı istiyorsun?”
Kendimi anlatmaya çalıştım ama dinlemedi. Tartışma uzadı da uzadı ve ben iyice tükendim. Bir süre sonra tekrar açtım konuyu ama fikrinden dönmedi.
“Ben annemi huzurevine vermek istemiyorum. Anamız bizi büyüttü, zahmet etti. Biz de çocukken yuvadaymışız gibi büyümedik ki. O sıkıntılarına rağmen hep bizimle ilgilendi, hiç şikâyet etmedi.”
“İkimizin de borcu var ama yük tamamen bana bindi. Benim teklifimi kabul etmiyorsan, git annemi de al kendi evine, orada ne yapacaksan yap,” dedim sinirlenerek.
“Biliyorsun eşimle onun evinde oturuyorum; annemi nasıl alayım oraya?” dedi kardeşim. “Yani senin kocan kayınvalidesine bakmak zorunda da, benim eşim değil mi? Şimdiye kadar annemle siz kaldınız, öyleyse sen bakacaksın.”
“O zaman ben de annemi bırakıp çıkarım. Alırsın, eşinle ilgilenirsin,” dedim. Kardeşim iyice sustu. Sürekli çalıştığını, vakit bulamadığını söyleyip, aslında sadece yükten kaçtığını itiraf etmek istemedi.
Her günüm azap gibi geçiyor. Bir yandan annemi huzurevine vermek gerektiğini biliyorum. Herkes için daha iyi olacak. Diğer yandan, kötü bir evlatmışım gibi hissediyorum. Eşim arkamda, o da annemi huzurevine göndermemizi istiyor. Orada daha iyi bakılır, biz de kendi yaşamımıza döneriz. Annemin hayatı bizim hayatımız olmamalı.
Sonunda bir hafta daha beklemeye karar verdim. Kardeşim gelmezse, kendi bildiğimi yapacağım. Annemi huzurevine bırakacağım. Lafla tavsiye vermek kolay, ama kimse benim neler çektiğimi bilemez. Kardeşim de gitsin, tanıdıklarına dert yanmaya devam etsin. Ben tükendim. Anladım ki; ailede bazı sorumluluklar tek kişiye yüklenirse sevgi yerini kırgınlıklara bırakıyor. İnsan hayatında bazen kimsenin anlamayacağı, kendiyle baş başa kararlar vermek zorunda kalıyor.




