İki Anne, Bir Kız: Ortak Bir Evladın Hikayesi

İki Anneye Bir Kız

Beni bu satırları yazmaya iten şey, geçtiğimiz hayatımın dönüm noktalarını tekrar hatırlamak oldu. Turgutla tanışmam tıpkı filmlerdeki gibi ani ve sarsıcıydı; daha ilk bakışta aramızda bir sıcaklık doğdu. Bir ay bile geçmemişken, bir gün buluşmada Turgut birden:

– Elif, benimle evlenir misin? – dedi ve ben şaşkın kaldım.

– Evlilik mi? – dedim, – daha bir aydır görüşüyoruz.

– Olsun, bir ay yeterli bana! Anladım ki sen kaderimsin Senden başka kimse yok, benim için başka kadın yok

– Ah Turgut, aslında kabul ediyorum, – diye sessizce güldüm ve başımı göğsüne yasladım.

– Kızım, acele etmedin mi? – diye sordu annem bu ani kararımı duyunca, – hamile misin yoksa?

– Anne, ne diyorsun, hiç öyle bir şey yok. Sadece Turgut olmadan yaşayamayacağını söyledi, ben de aynı şekilde Bizim aşkımız böyle, anne.

Çevremizdekiler bizim hızlı evliliğimize şaşırdı, ama zamanla herkes ikimizin birbirine ne kadar uygun olduğunu anladı. Her şey yolundaydı, Turgut bana çok düşkündü, ben de ona hem sevgimi hem de ilgimi gösteriyordum.

Gerçek ve tertemiz bir aşktı, ama tek bir eksik içimizi kemiriyordu. İkimiz de çocuk sahibi olmayı çok istiyorduk, ancak sürekli beklediğimiz hamilelik bir türlü gerçekleşmiyordu.

– Turgut, ikimiz de doktor kontrolünden geçelim, belki hamile kalamamamın bir nedeni vardır.

– Katılıyorum, – dedi hemen.

Umutlarımız, doktorlar, şehirler arası yolculuklar ve dualarımız derken; yine de hamile kalamadım.

– Elif, belki çocuk yuvasına gidip bir evlat edinebiliriz ve onu kendi çocuğumuz gibi büyütürüz, – diye çekingen bir öneride bulundu Turgut.

– Ben de zaten bunu hep düşünüyordum, – dedim, heyecanla, Çünkü asıl endişem Turgutun karşı çıkıp çıkmayacağıydı. Ben de aynı şeyi hayal ediyorum

– Öyleyse gidelim, – dedi Turgut. – Ben zaten iş gezilerinde geçerken bir çocuk yuvası var, aklımda hep o.

Birlikte Göztepedeki çocuk yuvasına gittik. Orada, onlarca tedirgin ve yorgun minik arasından üç yaşındaki, sarışın ve mavi gözlü bir kız koştu bana sarıldı.

– Anne – dedi sevinçle, ve ben onu kollarımdan bırakmak istemedim.

Öylece hayatımıza Nehir girdi; gülüşüyle evi neşeyle dolduran, cıvıl cıvıl bir çocuktu. Nihayet annelik duygularım kabardı, Nehire çok sahip çıktım. Turgut da baba olmanın huzurunu yaşadı.

Bizim kasabada, insanlar birbirini çok iyi tanır. Tabii herkes ve özellikle komşular Nehirin evlatlık olduğunu biliyordu. Nehir küçükken hiç sorun yaşamadık. Ama zaman geçti, Nehir büyüdü, okula başladı ve bir gün ona birisi Sen aslında evlatlıksın dedi.

O zaman dört yaşımı devirmişti ve okuldan geldiğinde evi birbirine kattı.

– Anne, neden bana öz kızın olmadığımı söylemedin? Çocuk yuvasından almışsınız beni

– Kızım, sakin ol. Bunu sana söylemek istiyorduk; ama büyümenizi, olgunlaşmanı bekledik ki bu kadar sert karşılamayasın. Ama işte duyunca Hep korktuk böyle bir şeyin başımıza gelmesinden.

Nehir ağladı, bağırdı, odasına kapandı, sonrasında ise huzursuzlaştı. Zaten ergenlik dönemindeydi, duyguları dalgalıydı, bizimle kavga etti, kapıları çarptı, kimi kez ağzı bozuk konuştu.

Ve ansızın bu dönemde inanılmaz bir şey oldu. Turgut iş gezisinden dönerken büyük bir trafik kazasında hayatını kaybetti. O haberi aldığımda dünyam başıma yıkıldı; yanında iş arkadaşı vardı, yılbaşı öncesi kar fırtınasında otomobil devrildi.

Turgut iş gereği haftalarca şehir dışına çıkardı, bazen gecikince posta yoluyla kart atardı, o zamanlar telefon henüz yoktu. Onu kaybettiğimde 46 yaşındaydım. Nehir, annesi olarak benim desteğime ihtiyaç duyacağı yerde, adeta savruldu. Evin yolunu unuttu, arkadaşlarda süründü, söz dinlemedi, tartıştı.

Son gücümle onunla ortak bir dil yakalamaya çalıştım. Ağladım, yalvardım ama ona hiç bağırmadım. Böyle yaşadık işte. Nehir hızla olgunlaştı. Bir gün lise bittiğinde bana:

– Ben İstanbula gidiyorum, – dedi sert bir sesle.

Başımı kaldırdım, elimde havlu vardı.

– Üniversite için mi, kızım?

– Hayır, kendi öz annemi arayacağım

Nefesim kesildi, şaşkınca sordum:

– Neden, Nehir? Ben senin annen değil miyim?

Nehir pencereye dönüp uzun süre sustu.

– Kim olduğunu bilmem gerek. Neden beni bıraktı, neden terk etti? Bunun cevabını bulmam lazım, anne. Haklıyım.

– Haklısın, kızım, – dedim, ne desem değiştiremeyeceğimi biliyordum.

Nehir neredeyse on dokuzuna gelmişti. Hemen eşyalarını bir el çantasına tıktı, yanağımdan öpüp ara sıra uğrarım dedi ve otobüs durağına yürüdü. Ben gözlerim dolu, evin kapısından bakakaldım. Artık yalnızdım.

Uzun zaman geçti. Günler ağır aksak sürüklendi. Artık emekliydim, soğuk kış gecelerinde Turgutun bana gönderdiği birkaç kartı eski bir çikolata kutusunda saklıyordum. Sonuncusu, zencefilli göndermişti; arkasında Elifim, üç gün gecikiyorum, özledim ve öpüyorum, Turgutun.

Titreyen ellerimle kartı okşadım, göğsüme bastırıp tıpkı Turgutu sarıyormuş gibi hissettim. Tam yirmi beş yıl geçti Turgutun hayatını kaybetmesinden.

Son zamanlarda eskiden olduğu gibi mahalle kadınlarıyla manav önünde sohbet etmiyordum, daha az çıkıyordum evden, bazen sadece markete gidip dönüyordum.

Pencerelerden bakıyorum, posta kutusu boş, evde sessizlik hakim. Nehir ara sıra çocuklarıyla geliyor, ama bu nadir. Çoğunlukla yalnızım. Komodinin üzerinde Turgutun Nehiri kucaklayıp gülümsediği bir fotoğraf var.

– Ah Turgut, ne erken gittin, bak beni yalnız bıraktın – diye dertleniyorum içimden. Hiç kimsem kalmadı

Evde sessizliği sadece Sarı, kedimiz, bozuyor; pencere pervazından atlayıp, bazen yanımda yüksek sesle mırlıyor. Sarıyı doyurdum, çayımı içtim, Bugün alışverişe gitmeliyim dedim. Odaya uğrayıp, fotoğrafa baktım.

Çayımı yudumlarken, birden avlunun kapısı vuruldu. Nehirin evden ayrılışını hatırladım, mecburen gidişini; o sabah kasvetliydi. Mutfakta çayımı hazırlamışken kapının vurulduğunu duydum.

Ayakkabımı giyip, omzuma şal atıp bahçeye çıktım ve kapıyı açtım. Kapıda benden çok daha genç bir kadın duruyordu. Gözleri hüzünlüydü.

– Merhaba Siz Elif misiniz? – diye titrek bir sesle sordu.

– Evet, size nasıl yardımcı olabilirim?

Kadın tedirgindi, ellerini sıkıp gevşetti.

– Ben Nehirin annesiyim yani gerçek annesi Biyolojik annesi Adım Emine Yani, sizi kast ediyorum, – karmaşık bir cümleyle anlattı.

İçim buz tuttu. Nehir gitmek üzere ayrılmıştı, şimdi gerçek annesi gelmiş, onu nasıl bulmuş?

– Bir şey oldu mu Nehire? – deyince, telaşlandım; – Demek ki seni buldu

Emine hızlı ve şaşkın konuştu:

– Nehir şu anda hastanede İstanbulda bir şey olmuş Birlikte parkta yürüyorduk, birden karnını tutup bankta oturdu, rengi soldu, hemen ambulans çağırdım.

Baktık birbirimize, sessizce.

– Nehir beni çok önceden bulmuş, ama size söylemeye korkuyordu, – Emine ağlayarak anlattı.

– Kapıda beklemek anlamsız, gelin eve, – dedim, kendimi toparlayıp, – içeri buyurun.

Emineye sıcak çay doldurdum, masaya oturunca anlatmaya başladı:

– Çok gençtim, Nehiri doğurduğumda. Ailem çok katıydı, beni zorlayıp kızımı bırakmamı istediler. Nişanlım hamile olduğumu öğrenince kayboldu, ailem Bebekle seni kapı önüne koyarız diye tehdit etti, ben de doğumda kızım için vazgeçtim Yıllarca bu acıyla yaşadım Şimdi önemli değil, Nehir annelerimden biri gelsin diye çok istedi.

Birden ayağa kalktım.

– Neden kendisi beni aramadı?

– Telefonunu çaldırdı, çantasını aldı birisi. Ambulans gelince, hastaneye gittik, çantası ve kimliği bankta kaldı. Döndüğümde çanta yoktu

– Allahım, yavrum – dedim fısıldayarak.

– Adresinizi kendi verdi, Annemizi bul dedi.

İki kadın sus pus, göz göze geldik, ne kin vardı ne düşmanlık, sadece derin bir hüzün ve endişe.

– Hadi gidelim, – dedim, kilidi çekip – çabuk yola çıkalım.

Otobüs eskiydi, ağır ağır ilerledi. Başlangıçta hiç konuşmadık, sonra Emine açıldı:

– Ben de yalnızım, – dedi – eşim üç yıl önce hastalandı ve vefat etti. Çok uzun süre bir arada yaşadık ama başka çocuğum olmadı. Herhalde Allah beni cezalandırdı, Nehiri bırakmam bunun sebebi. Cezam bu oldu

– Demek ki Nehirden başka kimsemiz yok, – dedim.

– Yani İki anne, bir kızımız var – dedi Emine üzgünce.

Hastanede sordular:

– Kime geldiniz?

– Nehir Şahine, kızımıza, – dedik aynı anda.

– Siz nesiniz?

– Annesi – diye birlikte söyledik, sonra birbirimize bakıp gülümsedik.

– İki anne? Olsun, buyurun

Bembeyaz Nehir serumla yatıyordu. Bizi görüp sevindi.

– Anne ve anne – diye fısıldadı.

İlk önce ben yanağından öptüm.

– Sakin ol, kızım, yanındayım, – Emine de üzerine eğildi.

– Her şey güzel olacak, kızım, sen yalnız değilsin, – diyerek battaniyesini düzeltti Emine.

Saatlerce yanındaydık, çok şey konuştuk.

O günden sonra Nehirin iki annesi oldu. Sonra evlendi ve iki oğulu oldu. Ben ve Emine, ortak bir kızımız var. Ara sıra hep birlikte buluşuyoruz.

Okuduğunuz, dinlediğiniz ve destek olduğunuz için teşekkürler. Hepinize huzur ve güzellikler diliyorum.

Rate article
Lifequest
İki Anne, Bir Kız: Ortak Bir Evladın Hikayesi