Anneme hamile kaldığında, babasız olmanın ağırlığıyla teyzemin sözleri rüyada yankılandı. Anneannem, annemi öğrendiğinde, öfkesi evin duvarlarında leylak gibi süründü. Annemin hayatı kırık dökük bir kahvaltı sofrasına döndü; anneannem her sabahın ilk ışıklarında odanın kilidini sürgüye çekip anahtarı cebine attı ve sokağa çıktı. Benim doğumum bir rüyada gerçekleşmiş gibi; teyzem, eski bir acil servis çalışanı, anahtarı bulup anneme yardıma koştu, soğuk bir sabah güneşiyle. Annem de bana, hayatın acımasızlığına rağmen, sıcaklığını tüm varlığıyla verdi.
Anneannemin sesi rüyamda bahçede yankılandı; bana çilek dikmeyi, fidanları aşlamayı öğretti. Sıkça hata yaptığımda eski Osmanlıca kelimelerle beni azarlardı; anlamı gökyüzünde uçuşan kelime kuşları gibi, ama içimi ürkütürlerdi. Anneannemin niye böyle davrandığını, sevgisini niye bana sunmadığını, çocuk aklımla çözemediğim sorular hep rüyamda dolaşıp durdu. O, dedem öldükten sonra çocuğunu büyütmenin acısını kendi içinde taşıyor ama bana aktarmıyordu. Hayatımda ne bir dede, ne bir baba, ne de bir ağabeyin şefkati vardı; bir gölde yalı ayazı gibi yalnızlık.
Sonra annem, rüyanın başka bir köşesinde, tekrar evlendi; iki çocuk daha oldu. Ama o adam, bir rüzgar gibi kısa sürdü ve kayboldu. Anneannem, bu iki kardeşime nar ve üzümle, sevgiyle dolu tabaklar sundu; bana hiçbir zaman sunmadığı şefkati saçtı. İçimde bir kıskançlık, rüya boyunca gölge gibi gezindi.
Artık anneannem rüyamdan çıktı; ben de büyüdüm, ama bazen, sabahın pusunda eski günleri hatırlıyorum. Onun acı kelimeleri, bir çaydanlığın fokurtusu gibi kulağımda hâlâ çınlıyor; o eski duygular tekrar beliriyor.
Bir sabah, annemle pazarda alışveriş yaparken, bir kadın geldi ve file dolusu meyve, şeker aldı. Bize mutlulukla, kızının anne olacağını, yakında düğün var deyiverdi. Herkes köyde, Viktoryanın kızının babasız kalacağını biliyordu. O kadının samimiyetinin ve çocuğuna duyduğu sevginin annemi derinden etkilediğini gördüm; annem kendi yaşadığı acıları hatırladı, geçmişin lanetini bir süreliğine unuttu.
Annemi seviyorum; bana hayat verdi, her zorluğu sabırla göğüsledi. Bir kere bile bana kötülük etmedi; sevgisi bir akarsu gibi saf ve berrak.
Anneannemin yerinde olsam ne yapardım, zor bir soru. O zamanları birebir yaşamamışken kesin bir cevap veremem. Ama yine de, kızımın yanında olup empati ve şefkatle hareket etmek isterdim. Her zorluğa rağmen, sevgiyi bir köprü gibi kurmak ve sıkıca sarılmak gerektiğine inanıyorum. Hayat, rüya gibi; sevgi ve merhamet bizim uyanma anahtarımız olmalı.




