Lansman Tarihine Kadar
Üçüncü kattaki ofisinde, gelen evrak dosyasını kapatıp son başvurunun altına mührünü bastı, mürekkebin bulaşmamasına özen göstererek. Masada düzgünce ayrılmış dosyalar yatıyor: “haklar”, “yeniden hesaplamalar”, “şikayetler”. Koridorda ise kuyruk oluşmuş durumda, ve seslerinden haftalardır gördüğü insanları ayırt edebiliyordu. Bu işin en çok hoşuna giden yanı, sonucunun elle tutulur olmasıydı: bir evrak ödemeye dönüşüyor, bir belge ücretsiz ulaşıma, bir imza ise iki arada kalmış birine fatura ile ilaç arasında seçim yapma zorunluluğunu ortadan kaldırıyordu.
Gözü saatine ilişti. Öğle arasına kırk dakika kalmıştı, ama geçen haftanın kayıtlarını kontrol etmesi ve illerden gelen iki e-postaya cevap vermesi gerekiyordu. İçinde daimi bir yorgunluk vardı, omuzlarında hep bir kasılma gibi. Buna alışmıştı, arka fondu adeta, ama düzeni bırakmıyordu. Çünkü düzen dağılmamanın tek yoluydu.
Hayatındaki denge sayılara bağlıydı. Boşandıktan sonra oğluyla yaşadığı Maltepenin dışındaki iki odalı evin morgajı, oğlunun üniversite taksidi,. Bir de felç geçirdikten sonra ilaç ve birkaç saatliğine bakıcı ihtiyacı doğan annesi. Hiç şikâyet etmezdi, sadece hesap yapardı. Her ay bir rapor: gelir, gider, ne biriktirilebilir, ne kıstır.
Sekreter toplantıya çağırınca, defterini ve kalemini alıp ekranı kapattı, ofisini kilitleyip toplantı odasına geçti. Yönetim müdürü, iki müdür yardımcısı ve hukukçu oradaydı. Masada bir cam sürahi ve plastik bardaklar vardı. Müdür nötr bir sesle konuşmaya başladı, sanki haber okur gibi.
Arkadaşlar, çeyrek dönemin sonuçlarına göre genel müdürlükten optimizasyon planı geldi. Verimlilik artırımı ve iş yükü dağılımı kapsamında, ay başından itibaren yeni hizmet modeline geçiyoruz. Bazı işlemler tek merkeze devredilecek. Altunizade şubesi kapanıyor, hak başvurularıyla ilgili işlemler DİMlere ve e-devlet portalına taşınıyor. Ödemeler için de şartlar yenilenecek, bazı gruplar tekrar değerlendirilecek.
Kaydediyordu, ama kelimeler bir noktadan sonra içini acıtmaya başladı. “Altunizade şubesi kapanıyor” bu, soyut bir adres değildi; orada civar mahallelerden, küçük köylerden gelen, merkeze iki otobüsle ulaşabilen yaşlılar vardı. Şartların gözden geçirilmesi ise herkes için aynı anlama gelmezdi: Birilerinin hakkı eksilecekti.
Hukukçu ekledi:
Bilgi gizlidir, resmi duyuruya kadar kimse kendi başına hareket etmesin. Sızdıran olursa disiplin işlemi var. Hepiniz biliyorsunuz; imzalarınız var.
Müdür ona diğerlerinden biraz daha uzun baktı ve şöyle dedi:
Kadroda değişiklikler olacak. Dayanıp disiplin gösterenler için terfi imkanı doğacak. Kendi insanımızı bırakmayız.
Cümlenin ağırlığı neredeyse fizikseldi, boğazı kurudu. Terfi; daha fazla maaş demek, yani bankadan ve eczaneden daha az korkmak demekti. Ama kapanacak ve tekrar değerlendirme kelimeleri sesi bastırıyordu.
Odasına dönünce iç posta kutusunda “Talimat Taslağı. Paylaşılmaz” başlıklı bir mail buldu. Ekinde tarih, liste ve maddeler vardı. Aşağılara indikçe şunu gördü: “Ayın 01inden itibaren adresinde başvuru alımı duracaktır ve alt alta yeni koşullara bağlanan hak sahipleri. Bir yerde şöyle yazıyor: “Elektronik başvuru yoksa, ödeme evrak gelene kadar askıya alınır.” O biliyordu ki askıya alınır çoğu kişi için bir ay, iki ay yok demekti. Çünkü insanlar bu değişikliği hemen kavrayamayacak, sistemde başvurmakta ya da kendi haklarını takip etmekte zorlanacaklardı.
Sadece tarih ve genel düzeni içeren tek bir sayfa yazıcıdan çıkarttı, onu da hemen gizli dosyasına kaldırdı. Yazıcının ısısı kağıtta taze bir iz bıraktı, kapağı kapatınca sanki anlamı da kapanmış gibi hissetti.
Öğlene doğru koridordaki kuyruk iyice sıklaştı. Hızlı, ama dikkatli çalışıyordu. Herkese bakarken artık içinden “belki de bu, gelecekte kaybedeceğim bir yüz” diye geçiriyordu. Titreye titreye oğlunun gelir durumunu gösteren kağıdı getiren yaşlı bir kadın, İstanbul Tıp’a gitmek için ulaşım desteği isteyen işçi yelekli bir adam, kocası evi terk etmiş ve nafaka alamayan bir kadın ve kucağında çocuk Her birinin hikayesini yüzlerinden tanırdı; çünkü belediyede insanlar kaybolmaz, evrağı biten yeni bir evrak, aynı dertle tekrar karşında belirir. Şimdi ona yapmaları istenen şeyse, sessizce izlemekti; sistemin kapalı kapılar arkasında tabela değiştirmesini.
Akşam kalıp ofiste detayları tekrar inceledi. Sırf meraktan değil, çözüm yolu bulmak istercesine Belki yerinde danışma günü konur, belki geçiş süreci uzatılabilir, belki bilgilendirme broşürü hazırlanır. Nüfus bilgilendirmesi resmi site ve DİM duyurusu ile yapılacak, diyordu satırlardan biri. Hepsi bu. Arama yok, posta yok, apartman sorumlularıyla toplantı hiç yok. Böyle kolay bir çözüm fikri onu dondurdu.
Ertesi sabah yöneticisinin yanına gitti. Sitemle değil, sorguyla.
Geçişle ilgili bir detay sormak istiyorum, dedi hafifçe masanın kenarına defterini bırakırken Altunizadedeki başvuranların yarısının akıllı telefonu bile yok. Eğer elektronik başvuru olmazsa ödemeleri askıya alınacak, yetişemeyecekler. En azından bir ay boyunca her iki yerde de başvuru alınamaz mı? Ya da köylere gezici danışman gönderilemez mi?
Müdür yorgun bir şekilde gözlüğünü çıkardı.
Haklısın ama karar bizim değil. Gelen talimat: gideri azalt, elektronik oranı artır. İki yerde iş gücünü tutamayız. Gezici hizmet ise bütçe, yol masrafı, prosedürü var; paramız yok.
Bari insanlara önceden haber verelim, sonuçta her gün görüyoruz bu insanları
Başını kaldırdı.
Resmi olarak bilgilendireceğiz. Talimat, basın duyurusu gelince. Daha önce yok. Ne olacağını biliyorsun: panik, şikayet, vilayete telefonlar Üç ayımız var rapor kapatmaya.
İçinde öfke kabardı ama sadece ona yönelmedi. O da o rakamlarda yaşıyordu, sadece daha üstte.
Eğer insanlar hak kaybederse yine buraya gelecekler.
Gelecekler, dedi sakince. Gerekli açıklama orada yapılacak. Elimizde prosedür olacak. Sen güçlüsün, altından kalkarsın.
Ofisten çıkınca onu yerine koyduklarını hissetti. Koridorda tatil izinleri ve yine değişiklik varmış sohbetleri vardı. Hiçbir şey anlatmadı. Çünkü onayladığından değil; nasıl anlatacağını bilmediği için.
Evde dün iki güne yetecek kadar yaptığı çorbayı ısıttı, masaya tabakları koydu. Oğlu geç gelmişti, yorgundu, boynunda kulaklıklar.
Anne, bizim uygulama değişti. Başka atölyeye gönderileceğiz belki; olmazsa kendi başıma iş bulmam gerekecek.
Kıpırdamadan dinledi, hissettiği endişeyi göstermemeye çalışarak. O da kolay geçinmiyordu. Derslerine, işine yetişiyor; bazen ona bakarken sanki annesinin duvar olması gerektiğini düşünüyor gibiydi.
Oğlu odasına çekilince, annesinin bakıcısına yarın için saati teyit etti, sonra annesini aradı. Anne yavaş konuşuyordu ama güçlü görünmeye çalışıyordu.
Kendini de ihmal etme, dedi. Her şey senin üstünde.
Nasılsın demek istiyordu ama birden şöyle dedi:
Anne, ya senin eczaneni kapatsalar, ilaçları sadece merkeze verseler, önceden bilmek ister miydin?
Tabii ki, nasıl istemem! dedi şaşkınlıkla. Gerekirse sana ya da komşuya aldırırdım. Niye sordun ki?
Cevap vermedi. Soru aslında eczane için değildi.
Gece düşündü. Kurumsal gizlilik onların sektöründe güvenlikten ziyade yönetim anlamına geliyordu. İnsanlar tepki veremesin, birleşemesin, soru sormasın; çalışanlar ise sorgulamaya başlamasın diyeydi bu kapalılık.
Üçüncü gün köyden, engelli yakını bakım parası için başvuran bir kadın geldi. Belge klasörünü kollarında taşıyordu, sanki yıkılmamak için ona tutunuyordu.
Tekrar belge istediler, diye fısıldadı. Hepsini getirdim, bir bakın lütfen, reddetmesinler. Kocam yatalak, çalışmıyorum; ödenmezse neye geçineceğim bilmiyorum.
Belgeleri inceledi, başında lansman tarihi vızıldıyordu. Bu kadın asla elektronik başvuru yapamayacaktı. İstemediğinden değil zamanı, bilgisi yoktu.
Telefonunuz var mı? İnternet?
Sadece tuşlu telefon. İnternet komşuda, ama işlerimden nadir giderim.
Mevcut güne sadık kalarak şöyle dedi:
Şu anki kurala göre işleminizi tamamlayacağım. Ayrıca bakın, DİM adresi ve saat çizelgesi Yenilik olursa ertelemeyin, hemen gelin.
Kadın, hizmetten ziyade insanca muamele görmüş gibi teşekkür etti. Kapı kapanınca, anladı ki hemen gelin demek, neredeyse alay gibiydi. Hemen dediği, zaten geç olacaktı.
Aynı gün, kurumun ortak sohbet grubuna hukukçudan mesaj geldi: Talimat taslaklarının paylaşımı kesinlikle yasaktır. Tespit edilirse işten çıkarmaya giden baktılar uygulanacak. Altına emojiyle tepki bırakanlar oldu, kimi anlaşıldı dedi. Ekrana bakarken, korkunun çözüm gibi hissettirmeye çalıştığını fark etti.
Akşama elinde yeni merkeze bağlanan adreslerin ve hak koşulları değişen grupların listesi vardı. Yazdırmamalıydı ama tek kopya çıktı alıp, güncel başvuruları kontrol etti. Sayfa bembeyaz, gözlere batan bir delil gibiydi. Kapıyı kilitleyip masaya oturdu.
Bir-iki günlük aralık gerçekti. Resmi talimat iki gün sonraydı ama lansman günü belliydi. İnsanlar şimdi öğrenirse, ellerinden geldiğince eski düzene göre başvurabilir, belge toplayabilir, akrabasından portal yardımı isteyebilirdi. Sonra haberleri olursa, kilitli kapı önünde bekleyip güvenlikle tartışacaklardı.
Seçenekleri tarttı. Meslektaşlara anlatsa hemen yayılır, suçlu olurdu. İlçe sohbetine yazsa kaynak tespit edilirdi. Belli kişileri arasa bu da doğrudan suçtu, hem de çoğunun telefonunu bilmiyordu.
Tek bir yol kalıyordu: Bilgiyi güvenli, kaynaksızca yayıp hızlıca duyurabilenlere, anonim şekilde ulaştırmak. Mahallede yaşlılar derneği vardı, hareketli apartman grupları vardı, bir de yerel gazetede, sosyal işlerle ilgili aceleci olmayan yazılar yazan bir kadın gazeteci. Onu geçmiş haberlerden tanıyordu.
Sayfayı aldı, sadece tarih ve kapanacak şube bilgisinin gözüktüğü kısmı telefonunun kamerasıyla çekti. Ne isim, ne iç yazışma kodu. Mesajlaşma uygulamasında gazeteciyi buldu, parmakları titreyerek.
Mesajı defalarca silip baştan yazdı.
Bilginiz olsun isterim: Ayın 1inde Altunizade şubesi başvuruya kapanıyor. Destek haklarının çoğu DİMe ve e-devlete devrediliyor. İnsanlar şimdiden başvursun. Kaynak yazılmasın, belgedeki tarih taslak ama kesin gibi.
Fotoğrafı ekledi, yanlış anlaşılmasın diye iç bilgileri kırptı.
Sesini kapatıp gönder tuşuna bastı, hemen ardından mesajı, sonra fotoğrafı ve çöp klasöründen de sildi. Hareketleri mekanikti ama bu sefer düzen için değil; kendini korumak içindi.
Sayfayı minik parçalara bölüp çöp poşetine attı, poşeti mutfak gibi ofisten uzağa çıkardı. Ellerini yıkadı, ama kirten değil.
Ertesi gün ilçe gruplarında şube kapanıyor diye haber ve henüz resmi olmayan bir duyuru fotoğrafı dolaşıyordu. Kurumda huzursuzluk başladı. Herkes fısıldaşıyor, müdür odaları geziyor, hukukçu suçsuzluk beyanı topluyordu. O bilgisayarda insanları alıyor, içten içe her an çağrılmayı bekliyordu.
Gerçekten de insanlar çoğalmıştı. Kuyruk uzamış, sinirler gergindi; ancak başka bir hava da vardı: Artık bazıları çözüm aramaya gelmişti. Komşu apartmandan biri annesini getirmiş, portal kaydı yapmış olmasına rağmen yine evrakla başvuru da yapmak istiyordu. Çocuğuyla gelen kadın listeleri çıkarır mısın, chatte sonra almayacaklar diyorlar dedi. Köylü kadın arayıp erken başvuru yapabiliyor muyum? dedi. Talimatı bozmaz bir evet ile sesi titreyerek cevapladı.
Akşam müdür çağırdı. Masada, gruptaki chat ekranının çıktısı duruyordu. Kelimeler, projedekilerle aynıydı.
Bunun ne olduğunu biliyor musun? diye sordu.
Kağıda bakıp sakince söyledi:
Biliyorum.
Bu sızıntı. Müdürlük arıyor. Hukukçu soruşturma talep ediyor. Sen toplantıdaydın, gelen maili de açtın. Burada en eski sensin. Seni kurban etmek istemiyorum, dedi düşük sesle; bunda daha çok yorgunluk vardı tehditten çok. Ama sana güvenip güvenemeyeceğimi anlamam gerek.
İçinde bir yumru oluştu. Güvenmek, onun dilinde susmak demekti. Şimdi yalan söyleyebilirdi; belki de ona dokunulmazdı. Ama o zaman bu sessizlik sarmalında boğulurdu.
Evrak dağıtımı yapmadım, dedi kelimeleri seçerek. Ama insanların önceden bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Şimdi duyulduysa, demek ki öyle olmalıydı.
Müdür uzun süre sustu. Sonra,
Farkındasın, ne dediğinin?
Evet.
Müdür geriye yaslandı.
O zaman şöyle yapalım. Bu olayı büyütmeyeceğim. Ama terfi iptal. Seni arşive alacağım. Hak ödemeleriyle yetkin olmayacak, evrak bölümünde devam edeceksin. Kağıt üstünde iş yükü devri gibi. Aslında ise, uzak tutmak için. Kabul mü?
O, bunun ne bir lütuf ne bir ceza olduğunu, herkesin yüzünü kurtarmak için yapılmış bir şey olduğunu anladı. Arşivde insan az, anlam az, risk azdı. Maaş ise düşük, prim neredeyse yok. Krediler yatışmazdı.
Kabul etmezsem? dedi.
Komisyon, savunma, ceza. O süreci biliyorsun. Ben de imza atarım.
Gün bitmeden atması gereken yazıyı aldı çıktı. Koridorda meslektaşları kağıtlarına bakıyormuş gibi yapıyor, hisleriyle seyrediyordu. Kimse yanaşmıyordu. Bu tip yerlerde insanlar otoriteden çok, yanında tehlike olmasından çekinir.
Evde, saatlerce televizyonu açmadan mutfakta oturdu. Oğlu geldi, yüzüne bakıp,
Bir şey mi var? diye sordu.
Kısa, detay vermeden anlattı. Arşive geçtiğini, parayı. O, hiç yorum yapmadan dinledi, sonra sadece
Sen hep insanın kendine mahcup olmaması gerektiğini söylersin.
Biraz gülümsedi, çünkü bu laf mutfakta fazla doğru geliyordu ama değerinden bir şey kaybetmiyordu.
En önemlisi, geçimimizi sağlamamız ve insanların gözünün içine bakabilmem, dedi.
Ertesi gün atama kağıdına imza attı; eli titrerse de, çizgiyi düzgün çekti. Arşivde kağıt ve toz kokusu var; raflar, kutular, dosyalar. Anahtar ve görev listesi verdiler: ayıklama, zimmet, kontrol. Sessiz, neredeyse görünmez bir iş.
Bir hafta sonra Altunizadeye resmi duyuru asıldı. Yine de insanlar kızdı; sistem gereği böyleydi, ama bazıları başvurusunu erkenden yapmıştı. Eski bir meslektaşı, göz göze gelmeden koridorda,
Duydun mu bazıları yetişti. Gruptan haber alanlar, torununu alıp gelenler Belki de boşuna değildi, dedi.
O başını salladı, dosyasıyla yoluna devam etti. İçinde bomboş bir sıkıntı vardı. Ne kahraman olmuştu, ne herkesi kurtarmış, ne de sistemi değiştirmişti. Sadece bir adım atmış, bedelini ödüyordu.
Akşam annesine ilaç ve alışveriş götürdü. Annesi dikkatlice baktı ve
Çok yorulmuşsun, dedi.
Evet, ama nedenini biliyorum, dedi.
Poşetleri masaya bıraktı, paltosunu çıkardı ve ellerini yıkamaya gitti. Su sıcaktı; o anda tek kontrol edebildiği şey oydu. Dışarıda şehir kendi halinde dönüyordu ve birilerinin çizelgesindeki bir sonrası lansman tarihine ise şimdiden bir ay kalmıştı.




