Eşim 35 yaşında ve hâlâ tam anlamıyla annesinin gözbebeği.

Hayatımda hatalar yaptım, ama en büyük hatam hâlâ yanımda ve ne yapacağımı bilmiyorum. 25 yaşındaydım, bir adamla, adı Serkan olan biriyle evlendim. O benden iki yaş büyük, o dönem bana neredeyse bir masal kahramanı gibi geliyordu.

Sürekli bana çiçek, hediyeler getirirdi, ağır çantalarımı taşırdı, hiç tartışmazdık ve herhangi bir sorunu sakinlikle çözebilirdik. Evlilikten önce hiçbir zaman birlikte yaşamadık, ikimiz de bu fikre çok uzak duruyorduk, gereksiz bir şey olduğunu düşünürdük. Sonra, hiç düşünmeden evlendik. Annemle babam düğün için bize bir miktar para verdi ama o para bir daire almaya yetmezdi. Doğrusu ev kiralamak da istemiyordum; başkasının evinde kiracı olup sürekli ev sahibinin hayatımıza karışmasını istemiyordum. Kısacası, Serkanın annesi bize kendi evinde yaşamamızı önerdi. Evin iki odası vardı, kendisi de yalnızdı, boş yer yeterince vardı. Neden orada yaşamayalım dedik?

Kararı kendim aldım. Serkanın annesi düzgün biri gibi görünüyordu, ortak bir dilde buluşmak zor olmadı. Ama evliliğin ardından kayınvalidemin yanına taşındığımda eşimle ilgili çok daha fazla şeyi fark ettim. Meğerse, annesi Serkanı hâlâ küçük bir çocuk gibi görüyormuş. Onun yanında yaşarken evde hiçbir iş yapmazmış. Hatta annesi iç çamaşırlarını ve çoraplarını yıkardı, koca adam olmuş biri için kabul edilemez bir durum.

Serkanın tek yaptığı işe gidip gelmek ve kendi işiyle ilgilenmekti. Şaşırtıcı değil mi, birlikte yaşamaya başladığımızda bütün sorumluluklar bir anda benim üzerime geçti. Artık tüm aileye yemek yapmak, temizlik, çamaşır yıkamak, ütü yapmak bana kaldı. Buna ihtiyacım var mıydı? Kayınvalidem işlere karışmaz, ben mutfakta olduğumda yanımda durmazdı ama hiçbir şekilde yardım etmeye de yanaşmazdı. Bir bakıma, kendi ailelerinde adeta bir köle gibi hissediyordum.

Bundan sonra daha kötü haberler bekliyordu beni. Bir gün priz yanmaya başladı, ben yangını söndürdüm. Eşime eski prizi çıkarıp yeni bir tane takmasını rica ettim, ama sanki ona ileri matematik problemi vermişim gibi baktı. Meğerse priz değiştirmek nedir bilmiyormuş. Hadi neyse, ama odamızdaki ampul patladığında bile korkup geri çekildi, değiştirmem dedi. Ben oturup tabureye çıktım, ampulü kendim taktım. Sonuçta eşim hiçbir şey yapmayı bilmiyor. Belki bu kadar önemli değil dedim; ama hiçbir şeyi öğrenmeye niyeti de yokmuş. Aman, bir usta çağırıp para verelim daha iyi, diyordu. İyi güzel ama öyle bir maaş almıyor ki, her iş için başkasına para verebilsin.

Beni en çok sinirlendiren şey ise kayınvalidemin sürekli oğlunu yedi yaşında bir çocuk gibi görmesi idi, Serkan da evet anne diye utangaçça yanıt veriyordu.

-Serkan, çoraplarını giydin mi, iç çamaşırlarını değiştirdin mi? Serkan, güzelce yıkandın mı? Bunları dinlerken neredeyse kusacak gibi oluyordum. Adam olgun ama annesi hâlâ ona iç çamaşırlarını değiştirip değiştirmediğini soruyor.

Kısacası, gerçekten boşanmak istiyorum. Ama sonra ne yaparım? Kendi evim yok, ailemin verdiği paraları çoktan harcadım. Tüm bu duruma daha ne kadar tahammül edebilirim bilmiyorum. Ne zamana kadar bu sessizliği taşımak zorunda kalacağım?

Hayat bazen bize tahmin etmediğimiz yükler yükleyebilir; ama insan, kendi değerini bilmeli ve kendi sınırlarını çizmelidir. Mutluluğun sırrı, başkalarının alışkanlıkları ve beklentilerine boyun eğmekte değil, kendi yaşamını sahiplenmekte gizlidir.

Rate article
Lifequest
Eşim 35 yaşında ve hâlâ tam anlamıyla annesinin gözbebeği.