Sokaklarda yaşayan yaşlı bir kadın, hep yanında üç bavul taşırdı. Tam on altı yıl boyunca herkes onun aklını yitirdiğini düşündü, ta ki bir gün… Emine Hanım, zekâsı ve dirayetiyle bilinen biriydi ve kısa süre önce 80inci yaş gününü yalnız başına kutlamıştı. Gençliğinde İstanbuldaki bir atölyede torna ustası olarak çalışmış, emeklilik yaşına geldiğinde işten çıkartılmıştı. Buna rağmen vazgeçmemiş, azmedip adliyede çalışabilmek için adalet bölümüne gidip katiplik eğitimi almıştı. Daha iyi bir yaşam ümidiyle Ankaraya göç etmeye karar verdi, başkentte bir iş bulabileceğini hayal ediyordu. Ama 60larını çoktan aşmış bir kadın için memuriyet kapıları kapanmıştı. Sadece günlük işlerde çalışabiliyor, birkaç ay borç harç idare ettikten sonra, artık kaldığı dairenin kirasını ödeyemez hale gelmişti.
Başını sokacak bir evi kalmayan Emine Hanım, ya sığınma evinde ya da bir parkta, uyku tulumunda yatıyordu. Evet, devletten emekli maaşı bağlanmıştı ama bir terslik vardı: Hangi ay ne kadar alacağı belli olmuyordu. Bir ay aldığı para 9.000 lira oluyorsa, öbür ay 3.000 liraya düşüyordu. Emine Hanım bu işin peşine düştü, ama sokakta yaşayan bir kadının şikayetini kimse dinlemiyordu. Biliyordu ki, o maaşları çekip harcamaya başlarsa hak iddia etmesi iyice zorlaşacaktı. O yüzden hiç dokunmadı, gelen maaş çeklerini her defasında Sosyal Güvenlik Kurumuna geri yollayıp açıklama istedi, defalarca.
Emine Hanımın dört yetişkin çocuğu vardı. Kızı Gülbahar, başka bir şehirde yaşıyor ve annesinin Ankarada olduğunu biliyordu, ancak Emine Hanım gerçekte sokakta kaldığını hiç söylememiş, arada bir arayıp Her şey yolunda, demekle yetinmişti. Gülbahar, durumun farkına varır varmaz, annesini memleketleri Bursaya dönmeye ikna etmek istedi. Ama Emine Hanım inatla reddetti. Ben hakkımı almadan bu şehirden gitmem, diyordu.
Yıllarca, devletle yaptığı bütün yazışmaları, aldığı her cevabı büyük bir titizlikle sakladı, üç bavul dolusu evrak biriktirdi. Sürekli bu bavulları yanında gezdiriyordu. Çevresindekiler ise Akli dengesini yitirmiş zavallı kadın, yanındaki eski kâğıtlarını neden atmaz ki? diyerek alay ediyorlardı. Emine Hanım şöyle anlatıyor: Delirdiğimi söylediler, Bırak şu bavulları dediler… Emine Hanım tam on altı yıl boyunca bir sığınma evinde yaşadı.
Bir gün, gönüllü bir sosyal hizmet uzmanı olan Zeyneple tanıştı. Zeynep, Emine Hanımın hikayesini dinleyip belgeleri görmek istediğini söyledi. Bavulları açınca gözlerine inanamadı: Tüm evraklar, tarih sırasına göre dizili, muntazam dosyalanmıştı. Kadıncağız gerçekleri söylüyormuş, devletin ona ciddi borcu varmış, diyerek hemen bir avukat buldu.
Bir avukat davayı üstlenince, devlet yetkilileri de bir anda harekete geçti. 23 Ağustosta Emine Hanımın banka hesabına tam 3 milyon lira yatırıldı. Avukatı, bunun tamamı olmadığını, Emine Hanımın hakkı olan daha başka paralar da bulunduğunu söylüyordu. Emine Hanım ise hâlâ inanamıyordu, yıllar süren mücadelesinin sonunda hedefine ulaşmıştı. Hemen bir ev kiraladı, sığınma evinden taşındı. 16 yıl boyunca onu herkes deli sandı, hiçbir avukat o davayı almadı. Kendi kızı bile annesinin yılmazlığına inanmamıştı. Şayet tesadüfen Zeyneple karşılaşmasaydı, muhtemelen hayatının geri kalanını o sığınma evinde geçirmek zorunda kalacaktı.




