Yeniden Doğan Mutluluk Beyefendi, lütfen peşimde dolaşmayı bırakın! Size söyledim, eşimin yasını tu…

ADIM ADIM YENİDEN DOĞAN UMUT

Beyefendi, lütfen artık peşimden gelmeyin! Size defalarca söyledim, hâlâ yas tutuyorum, kocamı kaybettim. Ne olur, beni rahat bırakın! Artık korkmaya başladım sizden! Sesim titreyerek, öfkemi zor bastırıyordum.

Hatırlıyorum Ama sanki siz, geçmişe değil, kendinize yas tutuyorsunuz. Affedin, diye üsteledi yine, inatçı hayranım.

Kapadokyadaki bir kaplıca otelinde dinleniyordum. Sadece doğanın sesi, rüzgar ve kuşların cıvıltısı istiyordum. Son zamanlarda eşimi kaybettim; daha göreli yeni. O ani gidişin ardından toparlanmam gerekiyordu. Eşim Metinle yeni evimizi tadilata başlamıştık, kredi çekip her kuruşumuzu biriktiriyorduk, hayattan çok da bir şey beklemeden sade yaşardık. Ama bir sabaha karşı Metinin kalbi dayandı ve ambulans hiçbir şey yapamadı. İkinci kalp kriziydi. Onu toprağa verdim, tadilatsız bir ev, iki delikanlı oğlumla baş başa kaldım. Kollarımda güç kalmamıştı. Bu acıyı nasıl atlatırım, bilmiyordum.

İşte bu haldeyken, işyerinden müdürüm Bir gidiver, Zeynep. Kimse sonsuza kadar yalnız kalamaz, diye kaplıca tatili hediye ettiğinde, istemeye istemeye gidip çantamı topladım. Çocukların da var, hayat devam etmeli, dediler.

Kırk gün olmuştu Metini kaybedeli. İçimdeki boşluk hiç azalmamıştı. Otele girdiğimde, oda arkadaşım Esra ile tanıştım. Esranın yüzü güler, sesi şen, içindeki enerji ise sonsuzdu. Bazen bu kadar keyifli olması insanı sinirlendiriyordu Derdimi onunla paylaşmak, ona acımı yüklemek gelmedi içimden; gençti daha. Zaten ona göz kulak olan otelin animatörü peşini bırakmıyordu. Kaplıcalarda böyle; kimin niyeti ne belli olmaz. Esrayı uyardım: Dikkat et, kim bilir üçüncü, hatta dördüncü evliliğini sürdürüyordur. Esra güldü: Lütfen korkutmayın beni, Zeynep! Ben akıllanmışım.

Her akşam flörtünden buluşmaya koşardı Esra; bense bir hafta boyunca odadan bile çıkmak istemedim. Elime aldığım kitap ne olduğunu hatırlamam bile, televizyon izler ama göremezdim.

Bir sabah içimde neden olduğunu bilmediğim bir huzurla uyandım. Camdan bakınca, yemyeşil doğa, pırıl pırıl bir güneş. Bu sabah şöyle bir yürüyüş, biraz orman havası iyi gelecek, deyip kendimi dışarı attım. Tam ağaçların gölgesinde yürürken bir adamla karşılaştım.

Onu daha önce yemekhaneden görmüştüm. O küçücük boyu, utanmaz bakışlarıyla hoşuma gitmemişti. Başımı eğip yoluma devam etmek istedim. Fakat adam giyimine çok özenliydi. Her akşam, iddialı takım elbisesiyle bana selam dururdu. Ben ise başımı kıvırır, mum gibi davranırdım. Bir gün masama oturdu:

Yalnız mısınız, hanımefendi? dedi yumuşak sesiyle.
Hayır, diyerek mesafemi korumaya çabaladım.
Kandırmayın kendinizi. Yüzünüzde acınız okunuyor. Belki yardımcı olabilirim? dedi, uslanmaz bir ifadeyle.
Doğru bildiniz. Eşim için üzgünüm. Daha fazla soru istemiyorum, ellerimi peçeteyle silip hafifçe doğruldum, sohbeti bitirmek ister gibi.
Affedin, bilmiyordum. Başınız sağ olsun. Yine de tanışalım. Benim adım Cengiz, diye aceleyle ekledi.

Onun, beni kaybetmekten çekindiği her hâlinden belliydi.
Zeynep, dedim kısaca ve hızlıca ayrıldım yanından.

Artık her akşam yemeğinde Cengiz, masama oturup bana çiçek envai çeşit papatya bırakıyordu. Sevdiğimden değil, ama hoşuma gitmedi desem yalan olur. Yine de niyetim bir ilişki başlatmak değildi.

Ama Cengiz beni bırakmadı, akşam yürüyüşlerime bile katılır oldu. Özellikle topuklu ayakkabı giymemeye başladım, boy farkı göze batmasın diye. Cengize ise umrumda değildi kısa olması, kel olması. O, kadınları sesiyle büyülüyordu. Böyle etkili bir erkek sesi hayatımda duymamıştım. Farkına varmadan, onun kurduğu tuzaklara düşmüştüm.

Artık Cengiz ile akşam danslarına gidiyor, şehre inip meyve alıyor, kafeteryada beraber çay içiyorduk. Cengiz, birkaç kez beni odasına davet etmeye kalktıysa da, ben duvar gibi direndim.

Sonunda Cengiz şöyle dedi:
Zeynep, yarın dönüyorsun Belki bu akşam, bir bardak çay içmek için bana gelirsin?
Bilmem, bakarım, diyerek kaçamak cevap verdim.

O son akşam, onu kırmamak için odasına gittim. Masayı harika hazırlamış. İçimden Bunları yemekhane masasından mı topladı? diye gülümsedim. Şampanya da çıkartmış.

Hadi başlayalım mı, Zeyno? Yarın seni bırakmak nasip olur mu bilmem. Bir adres bırak bari, mutlaka uğrarım, dedi hüzünle.
İkinci günde unutursun. Biliyorum sizi erkekleri. Neyin şerefine kaldırıyoruz kadehleri, Cengiz? dedim, teslim olarak.
Anlamadın mı? Aşka, Zeyno, aşka dedi.

Sabah, birbirimize sarılı uyanınca içimi bir pişmanlık aldı: Keşke bu kadar inatçı olmasaydım! O kadar zaman boşuna gitmiş Birden kendimi genç bir kız gibi âşık olmuş buldum. Ama bavulumu toplama vaktim gelmişti.

Odamı paylaştığım Esra ise yatakta ağlıyordu.
Ne oldu Esracığım? diye yanıbaşına oturdum.
Hamileyim, Zeynep Ama babası kim, bilmiyorum, dedi gözyaşlarıyla.
Animatör mü yaptı bu işi? diye sormaktan kendimi alamadım.
Emin değilim. Bir başkasıyla daha görüştüm, o da buranın diğer otelinden, o da evliymiş, diye anlattı.
Aman Allahım, hemen ailene haber ver, gelsinler yanına. Buralarda böyle tek başına olmaz. Şimdi hemen müdüre çıkalım, bir yol bulunur, dedim.
Ağlayarak odadan fırladı. Gençken insanın karşısına ne haltlar çıkıyor, yaşayınca anlıyor.

Artık dönüş zamanı geldi; gitmek istemiyordum. Kaplıca, bana yirmi dört gün boyunca sıcak bir yuva olmuştu. Hele Cengizi hiç unutamayacaktım.

Otobüs geldi. Cengiz bir buket papatya ile uğurlamaya geldi. Gözlerim doldu, ona sımsıkı sarıldım. Hepsi bu kadardı. Kısa bir macera bitti. Kalbim sıkıştı. Sanki Gel Zeynep, beraber gidelim, dese her şeyimi bırakıp peşinden giderdim.

Aramızda uzak şehirler vardı. Ancak mektup yazarak iletişim sağlayabilirdik. Ama bana ulaşan bir mektup Cengizin eşi imzasını taşıyordu: Her şeyi öğrendim, benden gençsin diye gönlünü kaptırma, ben otuz yaşındayım, sen kırk. Hiç cevap yazmadım. Ne gereği var?

Aradan altı ay geçti, beklemediğim bir anda Cengiz kapımı çaldı. Oğullarım hayretle baktı; tanımadıkları bu adamı sessizce karşıladılar.

Cengiz? Yoldan geçerken mi uğradın? dedim umutla (Aslında Benim için mi geldin? demek isterdim).
Ya öyle Kovmazsın değil mi, Zeyno? utangaçça kapıda bekledi.
Oğullarım, mahcubiyetle içeri geçip bana alan bıraktı.
Geç içeri. Ne rüzgar attı? Eşinin mektubunu mu getirdin? diye takıldım.
Affet Zeyno. Sana yazdığım mektubu karım bulmuş, özür diliyorum. Artık ayrıldık, dedi.
Senin evli olduğunu bilsem, asla böyle olmazdı! Şimdi ne olacak? dedim, ne planı olduğunu kestiremiyordum.
Evlenelim Zeynep, dedi birden, hiç beklemediğim şekilde.
Bilmiyorum. İki oğlum var. Onlar ne der? Öyle hemen olmaz, dedim, ama içim mutluydu.
Ne güzel çocukların var! Benim de on yaşında bir kızım var, diyerek şaşırttı.
Kızın mı var? Bıraktın mı onu? dedim, afallayarak.
Asla! Onu yanıma alacağım. Annesi içkiye düşmüş. Hep beraber mutlu bir aile olalım, diyerek şaşkınlığımı katladı.
Dur bakalım Cengiz, hemen aile kurmaya kalkma. Kızını tanımam bile. Biraz düşünelim, çocuklarımla konuşayım, sonrasında bakarız. Gel hele, önce bir karın doyurayım seni, evcil damat! dedim, gülerek.

Elbette mutlu aile masalı kısa sürdü. Kavgalar, gitmeler, dönmeler oldu. Her birimizin huyu farklı, kimse tartışmada geri adım atmak istemiyordu.

Zaman su gibi aktı.
Büyük oğlum Emre ile Cengizin kızı Elif evlendi. Birlik olup bize karşı gücenmeye başladılar. Geçmişteki çocukluk kırgınlıklarını dillerine doladılar. “Aileler dağılmamalıydı, annem babam neden tekrar evlendi?” diye bize yüklenmeleri bitmiyordu. Sonunda ev kiralayıp kendi yuvalarını kurdular.

Cengizle birbirimize baktık, omuzumuzu silktik ve yine, sevgimizi kabullenip yaşamaya devam ettik.

Bir yıl geçti.
Çocuklar geri dönmedi. Elif, sadece babasının doğum gününde aradı.

Üç yıl sonra Elif ve Emre evlerine davet etti bizi. Hem sevindik, hem de biraz temkinliydik.
Meğer torunumuz dünyaya gelmiş! Masada Elif ile Emre, bizden af dilediler; Hayatta her şey olabiliyormuş. Affetmeyi öğrenmek, büyüklere saygı göstermek gerek. O yüzden oğlumuza Barışcan adını verdik. Ailede sevgi ve barış olsun, diye… dediler.

Bizim de Cengizle yeniden doğan mutluluğumuz böyle oldu.

Rate article
Lifequest
Yeniden Doğan Mutluluk Beyefendi, lütfen peşimde dolaşmayı bırakın! Size söyledim, eşimin yasını tu…