Toprağı düzledim, Zeynepe çiçek tarhları yaptım. Bahçeye bir kamelya kondurdum. Evde de sağlam bir erkek elinin izleri belli oluyordu. Yok, Zeynep kendine iyi bir eş seçmişti; bundan da hiç şüphem yoktu. Ayrıca Metin hem çalışkandı, hem para kazanıyordu; Zeynepi hediyelerle mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu.
Ama sen beni hiç sevmemiştin. Sevgiyle evlenmedin benimle. Şimdi hasta olunca beni bırakırsın diye korkuyorum
Seni bırakmam! dedi Zeynep ve Metine sıkıca sarıldı. Sen en iyi adamsın! Asla gitmem yanından
Metin bir türlü inanamadı buna. Kafası karışıktı, morali de pek yerinde değildi
Zeynep yirmi beş yıl boyunca evli yaşadı ve her daim erkeklerin ilgisini çekti. Gençliğinde de çok gözdeydi zaten.
Hatta lisede, neredeyse tüm erkekler onun peşindeydi. Ama güzellik anlamında kimse Zeynepi alımlı bulmazdı.
Oysa ne boşandı kocasından, ne de onu terk etti. Evet, Zeynep, eşi Vedatla onun ömrü bitene kadar yaşadı. Bir kızları oldu, büyüttüler, evlendirdiler. Damatları Derini İtalyaya götürdü, şimdi oradan fotoğraflar gönderiyor, onları da misafirliğe çağırıyorlardı ama Vedat ve Zeynep bir türlü toparlanamadılar Belki bir gün Zeynep giderdi; ama Vedat için artık çok geçti.
Vedat bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Hem de çok anlamsız bir şekilde Sonradan Zeynepe, muhtemelen direksiyon başında fenalaştığı, bu yüzden kontrolü kaybettiği söylendi.
Belki de bayılmıştır? diye düşündü Zeynep.
Artık net bir şey öğrenemeyiz. diye içini çekti doktor arkadaşı Figen. Sebep: hayatla bağdaşmayacak düzeyde birçok yaralanma.
Zeynep büyük bir şok yaşadı. Figen ona her konuda yardımcı oldu.
Figen bağlantılarını kullanarak tüm detayları öğrenmişti. Vedatı toprağa verdiler, Zeynep kocaman evde tek başına kaldı, oysa o evi senelerce eşiyle inşa etmişti.
İki kişi için o kadar büyük gelmeyen ev, tek başına bir kadın için fazlasıyla büyüktü, hatta yük olmuştu.
Ev, evdir. Adam eli ister
Derin, babası için gelip uğradı. Annesine evi satmalarını, bir daire almalarını, hatta annesinin yanlarına taşınmasını teklif etti.
Hayır kızım! diye bağırdı Zeynep. Bu evi bir ömür kurdum, niye satayım? İtalyaya da gelmek istemiyorum. Gördüm ben o İtalyayı
Anneciğim!
Ah Derinim, kara gözlüm! dedi Zeynep gözyaşları arasından gülümseyerek. Takılıyorum ben.
Şaka yapıyorsan o zaman her şey yolunda demek ki
Her şey öyle kolay değildi. Tıpkı merhum Vedat gibi karmaşıktı. Bir yanda çok ilgili, sevgi dolu bir adamdı Vedat.
Ama ruh hâline göre değişirdi; canı sıkkınken Zeynepin dimağını delip geçer, sonra pişman olur özür dilerdi. Zeynepin doğası rahattı, takılmazdı böyle şeylere, öyle yaşamışlardı yirmi beş yıl! Akıl sağlığına şükür dedirtecek kadar çalkantılı
Derin annesinde kalıp gitti sonunda damadı çok çalışıyordu, Derin eviyle ilgilenmek için geri dönmek zorundaydı. Zeynep yalnız kaldı.
Ama kendini bildiğinden, bunun uzun sürmeyeceğini biliyordu.
Nitekim öyle oldu. Yarım sene kadar yas tuttu; gözyaşları kuruyunca etrafında taliplilerden küçük bir ekip oluştuğunu fark etti.
Hatta annesi dahi zamanında kızının bu kadar rağbet görmesine şaşırırdı.
Bu kadar erkeği nasıl peşine takıyorsun? Çil yavrusu gibi diziliyorlar; güzellik desen öyle pek bir şey yok, ben mi anlamıyorum kızım?
Sen iyi bir annesin. derdi Zeynep, rujunu sürerken gülümseyerek. Güzellik aldatıcı. Asıl olan kadının çekiciliği, karizması, bir havası olacak.
Git kızım, gez toz, diye takılırdı annesi. Yoksa damat beklemekten usanır, gider.
Giderse gitsin, omzunu silkerek cevaplar Zeynep.
O zamandan bu yana otuz yıl geçti, yine bir şey değişmedi. Kadınlar hâlâ kırkından sonra adam mı bulunur! diye şikâyet eder. Zeynep bu problemi hiç anlamadı. Kırk altı yaşında iki talibi birden olmuştu, ikisi de fena adamlar değildi.
Kalbi, Ceme kayıyordu. Hem sohbeti hem sohbeti güzeldi, hem de dış görünüşü yerindeydi. Yakışıklı, kültürlü, onunla konuşmak ayrı keyif, toplum içine çıkmak desen, yanında hep gururla giderdin.
Fakat Cem konuşmak konusunda ustaydı ama evi geçindirecek, büyük eve sahip çıkacak yapıda biri değildi. Zeynep bile bile kalbini dinlemedi.
Diğer talip İsmail ise eli yüzü düzgün, sağlam karakterli, çalışkan bir adamdı. Şenlikte çok içerdi ama elinden her iş gelirdi. Gerçekten altın bileklidenilen adamdandı. Kadınına kuzu gibi olur; ama gerekirse dağları devirirdi. Ne var ki, Zeynepe Cem gibi cazip gelmiyordu; işte budur kadın mantığı.
Güzel laflar bilmezdi İsmail. Normalde sessizdi, içtiği zaman şakacı hâle gelirdi.
İsmail gerçekten çok içebilirdi, ama sonrasında buz gibi suya girer, hemen toparlanırdı. Az konuşur, ama işleri tam tamına yapardı. Sonunda Zeynep onunla evlenmeye karar verdi.
Cem kırıldı bu karara, arkasına bile bakmadan gitti.
Zeynep, İsmaille dünyaevine girince adam mutluluktan havalara uçtu. Düğünde fazla kaçırıp sabaha kadar oynadı, şarkı söyledi.
Yok artık, vallahi Zeynep, daha Vedatın toprağı kurumadı, sen düğün hazırlığındasın. Hiç değişmemişsin! dedi Figen. Kadınlar adam yok diye ağlar, sen bir adım atsan iki talip buluyorsun.
Bir de Sen ne buluyorsun insanlarda, hem de güzel değilsin! de bari, gülümsedi Zeynep.
Yok öyle demeyeceğim. Ama hep ilgi odağıydın, bu kesin.
Niye bilmiyorum, Figen. Anneme sor bakalım
Göz kırptı, eşiyle dans etmeye gitti. İçindeki kuşkular da dağıldı dans ederken.
İsmail fazlasıyla basitti belki, ama sağlam adamdı. Gücü, el becerisi harikaydı. Çoğu zaman da sessiz sakin; belki bu, iyi bir şeydi. Cemi seçse ne olacaktı ki? Güzel sözle karın doymuyor ya!
Aylar geçmeden İsmail, Zeynepin bahçesini adeta bir masal diyarına çevirdi. Gereksiz ağaçları kesti, toprağı düzeltti, çiçek tarhları yaptı. Bahçeye bir kamelya kondurdu. Evde de sağlam bir erkek elinin izleri hemen hissediliyordu.
Yalnızca çalışkan olmakla kalmadı, para da kazandı, Zeynepi sık sık hediyelerle şımartmaya çalıştı.
Zeynep, kısa süreli ikinci evliliğini, yirmi beş yıl süren ilk evliliğiyle kıyasladığında, keşke İsmaille daha önce tanışsaydım, diye içinden geçirdi. Gerçekten altın gibi adamdı.
Yaz akşamları birlikte mangal yakar, İsmailin yaptığı güzel ahşap masada ve banklarda keyifle yemek yerlerdi.
Zeynep karnı tok, gözleri kısılmış, keyifli bir kedi gibi yüzünü okşardı; İsmail ise memnuniyetle gülümserdi.
Neye bakıyorsun öyle? diye sorardı Zeynep.
Mutluyum, derdi İsmail.
İsmailin ilk eşi çok sıkıcıymış. Böyle güzel bir kadın bulduğuna artık inanamazmış. Dört yıl boyunca güzel bir yuva kurmuşlardı; sonra bir anda İsmail kendini kötü hissetmeye başladı.
Çabuk yoruluyordu. Sebepsiz yere kilo kaybediyordu. Hele bir de içerse, fena olurdu.
İsmail, mutlaka doktora görünmelisin! dedi Zeynep. Neyi bekliyorsun? Belli ki ters bir şey var.
Aman saçmalama Zeynep. Geçer kendi kendine!
Olacak iş mi bu? Ya geçmezse? Sen de mi bütün erkekler gibi korkuyorsun doktorlardan?
Yok, dedi İsmail. Söylemek istemedi korkusunu. Sadece şundan endişeliydi: Eğer ciddi biçimde hastaysa, Zeynep onu bırakır diye korkuyordu. Kim ister ki hasta bir kocayı!
İsmail aptal değildi. Zeynepin kendisiyle aşk değil, biraz da hesap kitap yaparak evlendiğini biliyordu. O ise Zeynepe delicesine bağlanmıştı. Markette çantasında cüzdan ararken çaresizliğine bile âşık olmuştu. Hemen yanına gidip hayatı boyunca korumak istemişti. Hatta annesi ilk gördüğünde, Seninle yaşayacak ama ben anlamadım seni oğlum, pek de güzel değil, demişti.
Ama İsmail başkasını istemedi hiç. Şimdi hasta olursa Zeynepin gözünde bir anlamı olur muydu?
Zeynepi ikna edemedi. Bir cumartesi akşamıydı. Figen ve eşi Bora onlardaydı. İsmail ve Bora, bahçede bira içerken mangal başındaydı. Figen mutfakta Zeyneple salata yaparken sordu:
İsmail hastalandı mı, nedir?
Kim bilir! dedi Zeynep içtenlikle. Ben yalvarıyorum doktora git diye, dinlemiyor. Sen doktor olarak ne gözlüyorsun? Sağlıklı mı sence?
Son zamanlarda solgun görünmeye başladı, biraz kilo kaybetmiş. Sanki cildi hafif sararmış gibi
Aman Allahım! Figen ne olursun ikna et! Belki seni dinler Sen doktorsun!
Figen ciddiyetle baktı arkadaşına.
Zeynep Sen onu seviyor musun? Emin misin? Önceden kararsızdın
Zeynep dudağını ısırdı, cevap vermedi.
Ama Figen, İsmaili hastaneye gitmeye ikna edemeden, o sofra sırasında bayıldı. Hemen ambulans çağrıldı. Zeynep birlikte hastaneye gitti. O uyanmadı. Elini tuttu, dua etti.
Ameliyata hemen alındı.
Karaciğerde kitle var.
Kanser mi? diye korkuyla sordu Zeynep.
Sonuçları bekliyoruz şimdi.
Kitle iyi huylu çıktı, ama büyüklüğü yüzünden ameliyat kaçınılmaz olmuştu.
Doktorlar neredeyse her şeyi yasakladı, iyileşmesinin çok uzun süreceğini, hatta belki tamamen toparlayamayacağını, yaşının da artık ilerlediğini söyledi.
İsmail iyiden iyiye umutsuzluğa kapıldı. Hastanede annesi geldi.
Zeynep işteydi; annesi gündüz uğradı. Yanında, yiyebileceği hafif şeyler getirdi; liste kısa, yemekler sıktı.
Oğlum, seni tanıyamıyorum, dedi Emine Hanım. Ne bu hâl? Yaşadın, kanser falan yok. Sevin bari! Kalk hadi, yemeğini ye.
Hiç canım istemiyor.
Ama yemelisin! Zeynep geliyor mu hiç?
Geliyor şimdilik.
Neden? O seni bırakır mı? Saçmalık!
Ben bittim artık! Hiçbir şey yapamıyorum. Çalışamaz oldum. Elli yaşına yeni gireceğim, ama bir ayağım çukurda gibiyim. Kim ister böyle birini?
Zeynep içeri girdi:
Ne oluyor burada? Tüm hastane duyuyor sizi! Emine Hanım, hoş geldiniz.
Gidiyorum ben. Size bırakıyorum oğlumu, Zeynep. Güle güle.
Ne oldu?
Annesi elini salladı, çıktı. Zeynep ellerini yıkayıp, kocasının yanına geldi.
Neden moralin bu kadar bozuk, engelli diyorlar diye mi? Gayet iyisin. İyileşeceksin. Karaciğeri biliyor musun, okudum; %51i kalırsa kendini yeniler. Senin %60ın kalmış. Zaman ver kendine!
O zaman var mı ki?
Ne gibi?
Zamanım kaldı mı diyorum.
İsmail, sana bir şey mi demediler? Doktoru mu söyledin saklamasını?
Yok, başka bir şey
İsmail taburcu oldu. Hayatının en kötü dönemi asıl şimdi başladı. Ne zaman çalışsa hemen yoruluyordu. Üstelik yakında doğum günü vardı, aklına gelince hepten karamsarlaşıyordu. Ne yiyebiliyor, ne içebiliyordu. Hangi mutluluk!
Zeynep, İsmailin ne kadar çabuk yorulduğunu pek umursamıyordu, hep birlikte diyet yemekler yiyordu.
Nihayet İsmail sordu:
Zeynep, şimdi ne olacak bizim hâlimiz? Yani iyileşmem zaman alacak. Beni bırakacaksın, değil mi? Şimdi söyle bari.
Niye bırakıyormuşum? Benim için yine en iyi sensin.
Ben iş yaparken yanındaydım, o zaman iyi geldi belki; şimdi ne iyilik var ki? Ben kendime bile katlanamıyorum.
Olsun. Toparlanırsın. Sadece acele etme.
Deniyorum! Ama iki çekiç sallayınca yoruluyorum.
Zeynep arkadan sarıldı, yanağını ensesine dayadı.
Seviyorum seni. Hiç bırakmam. Zamanla düzelirsin, acele yok.
Gerçekten mi?
Evet, vallahi.
Zeynep İsmaili bırakmadı. Yavaş da olsa toparlanmaya başladı.
Doğum gününü alkol olmayan, ufak bir kutlamayla kamelyalarında kutladılar. Birkaç arkadaş geldi, masa oyunları oynadılar.
Senin karın harika, İsmail, dedi arkadaşları.
Siz şimdi gidersiniz, benim için içer misiniz bakalım! diye takıldı.
Güldüler, dağıldılar. Akşam Zeyneple birlikte verandada oturup yıldızlara baktık. Uzun süre sonra ilk kez iyi hissettim. Gerçekten iyileşeceğime inandım. Zeynepin de asla beni bırakmayacağına. Onu daha bir sıkı tuttum.
Noluyor İsmail?
Her şey güzel! dedim.
Sonunda dedi Zeynep, yanağımdan öptü.
Biz mutluydukO akşam, yıldızların altında birbirlerinin ellerini sessizce tutarlarken, Zeynep içten bir huzur duygusuyla gülümsedi. Geçmişteki kararsızlıklarını, aşkı ve alışkanlığı, gençlikteki kıskanç bakışları, annesinin alaycı sorularını hepsini düşündü. Belki de hayat, insanın kendini bulması için bu kadar çok türlü yol çiziyordu; bazıları dikenli, bazıları düz, bazıları ise başka bir elin, aşkın sıcak dokunuşuyla yumuşuyordu.
İsmail bir yandan zor nefes alırken diğer yandan gökyüzünün uçsuz yıldızlarını sayıyor gibiydi. Her biri, yaşanan bir anının ışığıydı sanki. İyileşmek uzun sürecekti belki, belki de eksik kalacaktı bazı şeyler. Ama o anda, Zeynepin yanında, bahçelerinde, kendi kurdukları hayatta, eksik hiçbir şey yoktu.
Zeynep yavaşça başını İsmailin omzuna dayadı. Gözlerini kapattı, bir anlığına geçmiş kaygıları bıraktı; şimdi ve burada mutluydu. Evin, bahçenin, hayatın yükü artık ağır gelmiyordu. Çünkü hakiki huzur, insanın yanında, elini içeriden sımsıkı tutan birini bulmasıydı.
O gece bahçeden içeri dönerlerken, hafif bir rüzgar çiçeklerin kokusunu getirdi. İsmail durdu, Zeynepe döndü.
Hayat yeniden başlıyor, Zeynep, dedi usulca.
Zeynep başını salladı. “Evet,” dedi. “Bu defa, her şeye rağmen, gerçekten bizimle.”
El ele tutuşup o yuvanın kapısını usulca kapattılar. Ve her zaman olduğu gibi, umut, sessizce onlarla kaldı.




