Bana bir oda ayırırsınız, dedi kayınvalidem, ama gelinimizin bunun için hukuki bir cevabı hazırdı.
Al şu çantaları, oğlum, ağır bunlar. Ben paltoyu çıkarayım, terliklerimi bulayım. Böyle dikilme kapıda, anneciğin geldi! Bana ferah bir oda ayarlayın, mümkünse balkonlu olsun. Bahara balkonuna fide dikerim.
Kayınvalidemin sesi dar koridora yankılandı, duvarlara çarparak evin her köşesine ulaştı. Elif mutfak kapısında, elinde mutfak havlusuyla şaşkınlıkla kala kaldı. Az önce akşam yemeğini ocaktan almış, kocasının işten gelişini bekliyordu. Ama huzurlu bir aile akşamı yerine, üç koca pötikareli çuval, ağır bir valiz ve evin yeni hakimi gibi davranan Nurten Hanım alelacele salona doluştu.
Kocam Serkan, kapı girişinde suçlu bir ifadeyle yere bakıyordu. Göz göze gelmemek için çuvalı ittirip durdu, alnındaki ter ve yüzündeki kızarıklık, bu sürprizden haberdar olduğunu belli ediyordu. Elifin haberi yoktu.
Hoş geldiniz, Nurten Hanım, diyebildi Elif olabildiğince sakin. Bir kutlama mı var? Serkan, neden annemin misafirliğe geleceğini haber vermedin, en azından bir oda hazırlardım, temiz çarşaf çıkarırdım.
Kayınvalidem paltoyu çıkarıp sokak ayakkabılarını köşeye yerleştirdi, ıslak tabanlarındaki çamuru umursamadan terliklerini giydi.
Ah Elifciğim, ben misafirliğe değilim, dedi kendinden emin. Bundan sonra sizinle kalacağım. Yerleştim yani. Artık çarşaf değil, normal nevresim çıkarırsın. Hadi koy çayı, yoldan geldim, açım.
Elifin içinde buz gibi bir öfke yükselmeye başladı. Gözlerini Serkana dikti. Serkan ceketini çıkarırken, güç bela gülümsemeye çalıştı, ama gülümsemesi acıdan başka bir şeye benzemiyordu.
Elif, ne olur hemen kızma, diye kekeledi, annesinin arkasından mutfağa geçerken. Böyle bir durum oldu Farklı yani. Annemin bize ihtiyacı var. Biz aileyiz, birbirimizi desteklemeliyiz.
Elif de peşlerinden gitti. Nurten Hanım çoktan Elifin sevdiği sandalyeyi kapmış, mutfak masasının etrafını süzüyor, tencereyi karıştırıyordu.
Nasıl bir ihtiyaç? diye sordu Elif buz gibi bir sesle. Bu sesi genelde iş yerinde, sorunlu müşterilere kullanırdı, soğukkanlılığını koruması gerektiğinde. Nurten Hanımın iyi bir semtte harika iki odalı bir dairesi vardı. Tadilat işleri mi var? Su mu patladı?
Hayır canım, dedi kayınvalidem aldırmaz bir tonla. O evi Gülşaha devrettim. Noterde, dün evrakları aldık. Artık orada Gülşahlar kalacak. Onların çocuğu var, kira ödüyorlardı. Benim koskoca evde ne işim var tek başıma? Serkanın evi maşallah üç oda, çocuğunuz yok, geniş. O nedenle geldim. Evlat, annesine bakmakla yükümlüdür.
Elif sandalyeye oturdu, taşlar yerine oturuyordu: Gülşah, Serkanın küçük kız kardeşiydi ve annesinin gözbebeğiydi. Her zaman en iyisi ona giderdi. Serkan, küçükken itaat etmeye, destek olmaya, ses çıkarmamaya alıştırılmıştı.
Ama başka bir şey Gülşahın harç parasına katkıda bulunmak, yazlıkta beraber bahçe kazmak; bambaşka bir şey tek evini kızına hibe edip, kendini gelinin evine taşımak
Yani daireyi kızına verdin, dedi Elif yavaşça. Sonra da bize yerleştin. Serkan, sen bundan haberdar mıydın?
Serkan başını eğdi, masanın kenarını tutup Elife bakmamaya çalıştı.
Annem bir hafta önce aradı, diye mırıldandı. Gülşahın kira ödemekte zorlandığını söyledi. Kararını verdi yani. Sonuçta kendi malı, kendisi bilir. Ama nereye gidecekti? Sokağa mı? Annemi sokakta bırakamazdım. Umarım anlayış göstersin istedim. Ona uzak odadan yer ayırırız, hiçbir rahatsızlık vermez, akşam yemeklerinde yardımı da dokunur.
Ben de yardımcı olurum zaten! diye girdi araya kayınvalidem, oğlunun desteğiyle cesaretlenmiş. Sizi sıkmam. Emekli maaşım iyi, ev masrafına katkı sağlarım. Aile bir arada olmalı. Sen de üzülme Elif, ben uyumluyum, alışırız birbirimize Hadi eti koy tabağa, miss gibi kokuyor.
Elif yerinden kıpırdamadı. Karşısında gördüğü iki insana, dört yıllık evliliğini paylaştığı adama bakıyor, onu tanıyamıyordu. Nasıl böyle arkasından işler çevirebilir, evini, mahremiyetini, kimlerin gelip kalacağını kendi kararı gibi planlayabilirdi?
Derin bir nefes aldı, düşüncelerini topladı. Panik yoktu içinde, ama biliyordu ki şimdi güçsüzlük gösterirse, bu kadın burada kalıcı olacak, hayatı sonsuz bir dırdıra ve otorite savaşına dönecekti.
Yanılıyorsunuz Nurten Hanım, dedi Elif sakince ama kararlılıkla. Burada kalmanız mümkün değil. Ne uzak odada, ne de başka bir odada.
Kayınvalidem elini kaldırmışken, yüzünde şaşkınlık öfkeye döndü. Serkan yerinde hopladı.
Ne diyorsun Elif! dedi Serkan, eşine yaklaşırken. O benim annem! Annemi kendi evime getirme hakkım yok mu! Evliyiz, her şeyimiz ortak! Gece gece annemi mı dışarı atıyorsun?
İşte aynen! diye araya girdi kayınvalidem öfkeden kızararak. Ben oğlumu yetiştirdim, gözümü kırpmadım, sen beni kapı önüne koyacaksın! Kimin hakkı yok ki bu evde! Bakarsın, kim kimi giderse görürüz!
Elif hafifçe güldü. Tam da beklediği argüman buydu. Her şey ortakmış, evlendik mi eşitmişiz, öyle mi? Kimse yasal ayrıntıları bilmez, tapu kimin üstüne bakmaz…
Serkan, otur, dedi Elifin sesi buz kesildi. O kadar otoriterdi ki, kocası istemsiz sandalyeye oturdu. Şimdi açıklık getirelim. Nurten Hanım, şu an oğlunuzun dairesinde değil, şahsi dairemde bulunuyorsunuz.
O da ne demek! diye homurdandı kayınvalidem, kollarını kavuşturdu. İkiniz de evlenince almadınız mı evi, iki yıl önce? Serkan bana kendi anlatmıştı, o zaman ortak mal! Yarı yarıya onun, hatta beni üstüne yazdırır!
İki sene önce gerçekten evliyken aldık, dedi Elif sesini yükseltmeden. Fakat önemli bir ayrıntı var. Paranın tamamını, son kuruşuna kadar, benim ailem sağladı. Onlar şehir dışındaki büyük evi satıp, birikimlerini bana devretti.
E ama evlilik sırasında devredildi, dedi kayınvalidem ama gözleri yavaş yavaş şüpheyle doldu.
Evet, ama resmi olarak noter belgesine dayalı hibeyle, tüm para şahsi hesabıma aktarıldı. Türk Medeni Kanununa göre, evlilikte bir eşin özel malı ile alınan ev, o eşin kişisel malıdır.
Elif, beyazlamış Serkana döndü.
Serkanın bu evde bir hissesi yok. Sadece geçici ikamet hakkı var; ben onu iptal etmek istersem e-Devletten işlemi başlatırım. Ortak hiçbir bölüm yok. Ev sadece bana ait. Ve biricik sahibi olarak, sizin burada yaşamanıza izin vermiyorum.
Mutfakta ağır bir sessizlik oluştu. Yalnızca duvardaki saat tik tak yapıyordu. Nurten Hanım çaresizce gelinine ve oğluna baktı.
Serkan dedi titrek bir sesle. Hiçbir hakkın yok mu oğlum? Bana söylememiştin
Anne, ayrıntıya girmedim, dedi Serkan alçak bir sesle. Kimin üzerine, ne önemi var, evimiz sonuçta. Elif, niye bu kadar katısın? Tamam yasal olarak senin olabilir, ama insanca biraz düşün Annem şimdi nereye gitsin? Gülşahın evinde çocuk var, eşyalar var, gerçekten yer yok. Annem onun için her şeyini verdi. Ne olur, izin ver kalmasına.
Serkan, annen evsiz kalmadan önce biraz düşünmeliydi, dedi Elif. Tüm mal varlığını Gülşaha devreden o. Gülşaha güzel bir daire kaldı; doğal olan, Nurten Hanımın da onunla yaşaması. Ben neden başkasının iyiliğinin bedelini ödeyeyim? Hem evim hem de huzurumdan vazgeçeyim?
Çünkü Gülşahın durumu zor! dedi kayınvalide sinirle masaya vurarak. Onun kocası asgari ücret alıyor, çocuk var, evde oturuyor! Yardıma ihtiyacı vardı! Siz ikiniz çalışıyorsunuz, arabanız var, yurt dışına gidiyorsunuz! Bize zarar vermez ki annenizin bir köşede oturması! Yazıklar olsun!
Yazık değil, dedi Elif sakince. Ama başkasının rahatı için kendi konforumdan vazgeçmem. Sizin kararınız, sizin neticeniz. Nurten Hanım, tercihiniz Gülşahtan yana oldu. Şimdi oraya gitmelisiniz.
Oraya gitmem! diye çığlık attı kayınvalide, yüzü kıpkırmızı oldu. Orada bebek ağlıyor, bana huzur gerek! Ben oğlumdayım! Serkan, konuşsana! Adam mısın, değil misin?! Masaya yumruğunu vur, karını annene saygı göstermeye zorla!
Serkan başını ellerinin arasına aldı, ne yapacağını bilemeden mutfağı adımladı. Bir yanda baskıcı anne, öte yanda kararlı eşi.
Elif, ne olur dedi neredeyse fısıldayarak. Elini uzattı, Elif ise geri çekildi. Bari bir ay kalsın. O arada bir çaresine bakarız. Belki Gülşah kapora biriktirir, yoksa başka bir yere oda bakarız Ama şimdi gece vakti, annemi nereye koyalım? Biraz insaf
Elif, kocasına bakarken, içindeki saygının eridiğini hissetti. Evinin huzurunu, sınırlarını annesinin kaprisleri uğruna hemen harcayabilirdi. Her şeyi biliyordu, fakat planını uygularken eşine danışmadan hareket ediyordu.
Bir ay, bir yıl olur, bir yıl on sene, dedi Elif soğukkanlılıkla. Ben lojmanda yaşamam. Nurten Hanım, lütfen telefonunuzu çıkarın.
Kayınvalidem şaşkınlıkla bakakaldı.
Neden?
Gülşahı arayın. Plan değişti deyin, şimdi ona geliyorum deyin, valizlerle. Şimdi hemen.
Gülşahı aramam! Ben size sıkıntı vermeyi kabul ettim, onları rahatsız etmem! Orada aile var!
Bizim de ailemiz var, cevabı verdi Elif. En azından vardı. Serkan, annen aramazsa sen ararsın. Taksi çağırıp, çuvalı, valizi yükleyip annene Gülşahın adresine götürürsün.
Kayınvalide, olmazı anlayınca taktik değiştirdi; gösterişli bir şekilde kalbini tutup, derin nefesler alarak sandalyeye yığıldı.
Ay çok kötüyüm Tansiyonum çıktı Ambulans çağırın Öldünüz beni
Serkan panikle mutfaktan su getirdi. Elif kılını kıpırdatmadı, bu oyunu biliyordu; kayınvalide sapasağlamdı, kontrolünü hiç aksatmazdı.
Gerçekten durumunuz kötüyse hemen ambulans çağırırım, dedi Elif kararlı. Hastaneye kaldırılacak kadar sıkıntınız varsa sizi nöbetçi hastaneye götürürler. Çuvalınız burada kalır, yarın Serkan hepsini Gülşaha taşır. Seçiminiz şu: Ya Gülşahı arayıp gidiyorsunuz, ya da ambulansı. Ama burada kalmak yok.
Hastaneden söz edince Nurten Hanım birden kendine geldi. Suyu itti, Elife hışımla baktı.
Yılan! diye tısladı. Sen yılanın başısın oğlum! Taş gibi soğuk, hesapçı biriymiş!
Titreyen parmaklarıyla telefonunu buldu, kızını aradı. Hoparlörü açtı, belli ki Gülşah onu savunur sanıyor.
Çalan telefondan, bebek ağlamaları eşliğinde Gülşahın mutsuz sesi geldi.
Anne, ne oldu? Söylemiştim, akşam arama diye, Rüyayı yatırıyorduk.
Kızım Elif beni kapıdan sokmuyor. Anneye sahip çıkmazsan, yalnız kalacağım. Gülşahın eşi gelip alsın beni, koridorda duruyorum bavullarla
Hattın öbür ucunda uzun bir sessizlik oldu. Ağlama arttı, Gülşahın kocası bir şeyler mırıldandı. Sonra Gülşah, soğuk bir sesle:
Anne, kafayı mı yedin? Nereye alayım? Burada sabaha kadar yatacak yer yok! Bebek var, yatak sıkıntısı var, anca mutfakta olur. Kendin dedin, Serkanın evinde kalacaksın diye!
Elif almıyor işte! Kızım, senin için evi devrettim, şimdi bana sahip çıkman gerekir!
Hiç kusura bakma. Burası ona kalmaz. O senin oğlun, gitsin karısıyla konuşsun. Anne, beni bu işlere karıştırma, bizim ortam zaten gergin. Hadi şimdilik kapat!
Bağlantı kesildi. Nurten Hanım elinde telefonla dondu. Uğruna her şeyini bıraktığı kızı, onu eliyle itti.
Elif bir köşeden sessizce izledi. Kayınvalidesine acımıyordu; herkes, yaptığının karşılığını yaşardı.
Serkan ortada bir heykel gibi. O harika denge dünyası bir anda yıkılmıştı.
Şimdi, dedi Elif ayağa kalkarak. Oyun bitti. Serkan, taksi çağır.
Elif Gece gece nereye gidelim? Evde yer yokmuş, almıyorlar.
Güzel bir otele git. Serkan, annen için iki gecelik oda ayarla, kartından öde. O arada kiralık bir yer bulursunuz. Nurten Hanımın iyi bir emekli maaşı var, kirayı da birlikte ödersiniz. Ama bu evde problem istemiyorum.
Serkan bembeyaz oldu. Kendi keyif paralarını harcamak demekti bu. Şimdiye kadar Elifin maaşı her masrafı kapatırdı.
Başka seçeneğim kalmıyor mu? diye sordu güçlükle. Annem mi, sen mi, seçmemi istiyorsun?
Sen seçimini yaptın, Serkan. Benim arkamdan onları buraya getirme kabulüne girdin. Güvenimi kırdın. İyi bir evlat olmanın bedelini bana ödetemezsin. Git, otel ayarla, oda bul. Gerçek bir adam ol.
Eğer annem giderse, ben de giderim! dedi Serkan, boşanma tehdidini koz olarak kullanmayı deneyerek. Hep Elifin sevgisiyle oynayabileceğini sanıyordu.
Elif hiç tereddütsüz, arabanın anahtarını aldı ve önüne koydu.
Spor çantan yatak odasında, dedi buz gibi. Eşyaların az, on dakikada toplarsın. Annemle gidebilirsin. Kimseyi tutmam. Kendi ailesine sınır çizemeyen bir erkek bana göre değildir.
Serkanın yüz ifadesi değişti. Kadını korkutamayacağını anladı. Hayatında ilk defa parasını, huzurunu, her şeyini kaybetmekle karşı karşıyaydı.
Nurten Hanım da oğlunun kararsızlığını görünce ayağa kalktı.
Hiç ezilme oğlum, dedi, sesi buruk ve üzgündü. Bir otel buluruz. Emekli maaşımla öderim, senin paranı istemem. Gidelim buradan.
Serkan bir yandan titreyen elleriyle telefonundan taksi uygulamasını açtı.
Ben minibüs çağırayım, dedi. Anne, hadi ayakkabılarını giy.
Elif sessizce onları koridorda izledi. Nurten Hanım inleyerek botlarını giydi, terlikleri çantasına yerleştirdi. Serkan üzerini giydi, Elifye bakamadı. Herhalde annesini bırakıp geri geleceğini düşündü.
Ama Elif biliyordu, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bugün oluşan çatlak, çok derindi.
Taksi geldi. Serkan zorlanarak çuvalları dışarı taşıdı. Nurten Hanım kapının önünde durup, Elife kasvetli gözlerle baktı.
Bir gün bu yaptığın sana dönecek Elif, dedi uğursuzca. Anne ahı yerde kalmaz, yalnız kalırsın, bir bardak su verenin olmaz.
Yaptıklarınızla zaten hesabınızı ödüyorsunuz Nurten Hanım, dedi Elif gözlerinin içine bakarak. Merdivende dikkat edin, asansör yine bozuldu.
Kayınvalidem dudaklarını büzerek merdivene yöneldi. Serkan son çantayı taşıdı, Elife ümitsizce bir bakış attı ve kapıyı kapadı.
Evde tarifsiz bir sessizlik oluştu. Elif kapıyı iki kilitle yakaladı. Koridoru, kayınvalidenin bıraktığı çamurlu izleri temizledi. Sonra mutfağa geçti. Yemek tabakta soğumuştu. Bir porsiyon koydu, mikrodalgada ısıttı. Sevdiği sandalyeye oturdu, camdan yağan sonbahar yağmurunu izledi. İçini tarifsiz bir huzur kapladı.
Evinin, huzurunun, sınırlarının değerini korudu. Önünde Serkanla zor bir konuşma vardı, belki boşanma Ama korkmadı. Çünkü ayaklarının üzerinde durabilen, haklarını bilen bir insan, asla başkasının evinde çuvalla kalmaz.
Abone olmayı, beğenmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın.



