Yedek Oda

Yedek Oda

Serdar, koridora iki rulo duvar kâğıdı bıraktı ve ayakkabılarını çıkarmadan omzuyla yedek odanın kapısını itti. Kapı, yumuşak bir şeye dayandı, tam açılmadı. O gün işte tüm gün içini kemiren sıkıntı, boğazında tekrar sıkıştı.

Yine mi ya, dedi kendi kendine, evde mutfaktan başka kimse çıkmamıştı.

Odanın içinde eski giysilerle dolu torbalar, kutular, duvara yaslanmış eski bir yatak, birbirine karışmış kavanozlar, kitaplar, bir sürü kablonun durduğu bir raf vardı. Tüm bu yığınların arasında pencereye açılan dar bir geçit kalmıştı; pervazda, tozlu bir kutuda yılbaşı süsleri bekliyordu.

Nermin, arkasında belirdi, ellerini havluyla kuruluyordu.

Duvar kâğıtlarını aldın mı? dedi, rulolara değil odaya bakıyordu, sanki içeride yeni bir şey çıkmış mı diye denetliyordu.

Aldım. Boya da aldım. Sıva da. Serdar ruloları koridorda bir kenara koydu, ortalıkta durmasınlar diye. Ama önce şu kapıyı tam açmak lazım.

Nermin sessizce eğildi, torbanın ucundan tutup yarım metre kenara çekti. Kapı nihayet açıldı.

Hadi adam gibi yapalım, dedi Nermin. Bugün topluyoruz. Yarın duvarlara giriyoruz. Hepsi bu. Sonra yok.

Serdar başıyla onayladı, ama içinde bildik bir direnç yükseldi. Sonra onların aile sırlarını saklama, tartışmama yoluydu. Oda kimseye ait değilken karar vermek gerekmiyordu.

Mutfaktan Ayçanın sesi geldi:

Ben yardım ederim, ama neye dokunmam gerektiğini söyleyin.

Ayça, annesi öldükten ve Üsküdardaki oda satıldıktan sonra onlarla yaşamaya başlamıştı. Sessiz, derli toplu biriydi; varlığı hiç rahatsız etmez ama evdeki hareketleri tuhaf bir şekilde değiştirirdi, sanki bir katman daha hava eklenmiş gibi.

Her şeye bakabilirsin, dedi Nermin fazlaca hızlı. Sonra kendini düzeltti: Çoğu şeye.

Serdar dikkatlice kablolar yazılı kutunun üzerinden geçti. Kenarda duran yatağı kaldırmaya çalıştı. Yatak, eski bir valizin koluna takıldı.

Tut şunu, dedi Nermine.

Nermin yatağa omuz verdi, Serdar da valizi çıkardı. Valiz, köşeleri aşınmış, üzerinde kıvrılmış bir tel olan, ağır bir valizdi.

Bu kimin? dedi Serdar.

Nermin bir bakış atıp hemen başını çevirdi.

Annemin, dedi, sanki valiz kendisini duyabilirmiş gibi.

Ayça, elinde iplerle bağlanmış gazete yığınlarıyla girdi.

Bunları atıyor muyuz? dedi.

Gazeteleri at, dedi Serdar. Ama çöpe koy, dağılmasın.

Valizi kapının yanına bıraktı. Tel sıkıca sarılmıştı, Serdar parmağıyla oynadı, açmayı düşündü. Nermin gördü.

Açma onu, dedi sakince. Sonra bakarız.

Serdar başını kaldırdı.

Nermin, konuşmuştuk ya, dedik bugün bakıyoruz.

Nermin dudaklarını sıktı, pencere pervazındaki kutuyu aldı, çıkarıp koridora bıraktı, sanki konuşmaktan daha önemli bir işmiş gibi.

Ayça sorunsuzca çöp torbasını açtı, gazeteleri içine doldurmaya başladı. Kağıtların hışırtısı, Serdarı odanın kendisinden daha fazla huzursuz etti.

İlk bulduğu kutuyu aldı. Üzerinde Emre. Okul yazıyordu. Sarı bantla kapalıydı, bantlar epey gevşemişti. Serdar kapağı açtı. İçeride defterler, eski bir günlük, bir sürü takdir belgesi, küçük bir plastik cetvel ve en üste bir futbol forması vardı.

Serdar donakaldı. Tişört çocuk boyutunda ama öyle pek çocuk gibi de değil, tam öyle o yaş: Artık parlak renkleri yadırgamayan, utanç duymayan bir çağ.

Bu diye başladı.

Nermin yaklaştı, baktı.

Karıştırma, dedi sessizce.

Ama neden? dedi Serdar. Nasıl olsa

Devam edemedi. Zaten geri gelmez demek çok hoyrattı, içinden geçiriyor olsa bile.

Ayça başını kaldırdı.

Emre dün aradı, dedi çekingenlikle. Duydum, Nerminle konuştular.

Nermin birden döndü.

Dinledin mi bizi?

Hayır, dedi Ayça ellerini havaya kaldırarak. Sadece sesliydiniz. İyisin mi diye sordu.

Serdarın içi birden garipçe yer değiştirdi. Emre, oğulları, başka bir şehirde yaşıyor, çalışıyor, ev kiralıyordu. Az gelirdi, her gelişi sınav gibi hazırlanılır bir törene dönüşürdü Nermin için. Yedek oda onun odası olmuştu; oysa yatak bile kalmamıştı içinde.

Yani? dedi Serdar. Gelmeyi düşünüyor muymuş?

Nermin omzunu silkti.

Belki ilkbaharda dedi. Bunu duygusuzca, sanki ezberden aktardı.

Serdar kutuyu yere koydu fakat kapağı kapatmadı. Tişört tepede bir hatıra gibi kaldı.

Burası artık çalışma odası olacak, dedi. Mutfağın köşesinde çakılıp çalışmaktan sıkıldım. Kapanacak bir kapım olsun istiyorum.

Nermin ona, sanki canlı bir şeyi çöpe atmasını önermiş gibi bakıyordu.

Çalışma odası, diye tekrar etti. Ya gelirse? Nerede kalacak?

Salondaki kanepede, herkes gibi, dedi Serdar. Artık o bir yetişkin.

Ayça hafif öksürdü.

Küçük bir yataklı koltuk konur, önerdi sessizce. Hani dar sedanlardan.

Serdar, konunun koltukla ilgisi olmadığını söylemek istedi. Asıl sorun, Nerminin bu odayı asla verilmemiş bir sözü tutar gibi saklamasıydı.

Bir sonraki torbaya uzandı. İçinden eski kabanlar, atkılar, battaniyeler çıktı. Altında bir alet çantası buldu: çekiç, tornavidalar, metre, kutu vidalar.

Bu benim, dedi, ilk kez tanıdık bir eşyasına rastlamış gibi bir rahatlıkla.

Nermin başını salladı.

O kalsın. Sanki bir ödün veriyormuş gibi.

Ayça da o sırada köşeden katlanır bir masa çıkardı, açmaya çalıştı.

Daha çok sallanıyor, dedi.

Atalım, dedi Serdar.

Nermin hızla atıldı:

Dur, o hala

Hala ne? dedi Serdar. Hala köşede durup toz mu toplasın? Burası müze mi, Nermin?

Sözler ağzından çıkar çıkmaz pişman oldu. Nermin gözlerini yerden ayırmadan kitapları rastgele bir kutuya koymaya başladı.

Ben müze değilim, dedi alçak sesle, sadece

Sustu. Serdar, kutunun kapağını kapatırken ellerinin titrediğini gördü. Yaklaşmak isterken Ayça raftan ince büyükçe bir karton koli çıkardı.

Burada kağıtlar var, dedi. Ne yapayım?

Koli ipliydi. Serdar aldı, açtı. İçinde istiflenmiş mektuplar, birkaç fotoğraf vardı. En üstteki mektup Nerminin el yazısıydı ama adres farklıydı.

Serdarın elleri birden soğudu.

Bu ne? dedi.

Nermin başını kaldırdı. Bir an yüzünde yorgunluk belirdi, sonra ifadesi dümdüzleşti.

Eski, dedi.

Kime? Serdar mektubu tutarken parmağı yanıyormuş gibi hissetti.

Ayça yanlış zamanda yanlış yerde olduğunu anlayıp kapıya çekildi.

Ben mutfağa çay koyayım, dedi ve çıktı.

Serdar ve Nermin, kutular ve tozlar arasında yalnız kalınca, Serdar anladı ki esas tadilat duvarlarda değil, buradaydı.

Andan, dedi Nermin. Cevap beklemeden. Hatırlıyorsun.

Serdar hatırladı. Andan, üniversiteden önce birlikte olduğu kişiydi. Sonra evlenmiş, Emreyi doğurmuşlardı, herkes gibi yaşamışlardı. Andan arada sırada adı geçmiş, ama ağırlığı olmayan bir geçmiş parçası gibi olmuştu.

Neden burada peki? dedi Serdar.

Nermin omuz silkti.

Atamadım. Çünkü bu da benim.

Hem bunu hem de tüm bunları bu odada tutuyorsun, dedi Serdar. Dokunulmayanlar arasında.

Nermin yaklaşıp evrak kutusunu ondan aldı.

Sen de öyle şeffaf değilsin, dedi. Senin de kutunda yıllardır göndermediğin iş yerini değiştirme dilekçen duruyor. Gördüm.

Serdar gözlerini kırpıştırdı.

O iş?

İstanbuldaki yeni iş için. Çıktısını almış, imzalamış, sonra saklamışsın. Nerminin sesi sakindi, ama sakinliğin içinde bir gölge vardı. O da sonra.

Serdarda öfkeyle birlikte utanç da yükseldi. Bir zamanlar gitmeyi düşünmüştü; sonra işler düzelince ve değişim korkusu duyunca vazgeçmişti.

O başka, dedi.

Hayır, Nermin başını salladı. Aynı. Her şeyi buraya yığıyoruz işte. Sen planlarını, ben korkularımı.

Serdar, Emrenin defterlerinin açık kutusuna baktı.

Bir de Emreyi, dedi.

Nermin hızla iç çekti.

Onu karıştırma.

Emreyi kastetmedim, dedi Serdar, ellerini kaldırarak. Bizimle ilgili. Onun küçüklüğüne yer açıp durmuşuz burada. Ama o kendi hayatını yaşıyor.

Nermin, henüz kaldırmadıkları yatağın ucuna oturdu. Yatak gıcırdadı.

Bilmediğimi mi sanıyorsun? dedi. Bilmez olur muyum. Ama bırakmazsam bomboşum gibi.

Serdar karşısındaki kutuya oturdu. Sert ve rahatsızdı.

Benim de içim boş, dedi. Ama geçmişe mektup saklamam.

Nermin, dizine koyduğu koliye baktı.

Sen sanıyor musun ki mesele Andan? dedi. Benimle ilgili. Farklı biri olabilirdim zamanında; bazen hayatı yanlış yaşadığımı düşünüyorum. Senden değil, yaşamdan akıp gidiyor.

Serdar sustu. Nermini onun odasını saplantı yapan karısı gibi değil, birçok şeyin asla geri gelmeyeceğini anlamaktan korkan biri gibi gördü o anda.

Koridordan ayak sesleri geldi. Ayça ellerinde bardaklarla içeri girdi, pencere kenarına bıraktı.

Bunu nereye koyalım? dedi, kutuya işaret ederek. Rafta dursun mu?

Nermin başını kaldırdı.

Ayça, dedi beklenmedik bir kararlılıkla, Bizi kurtarmak zorunda değilsin.

Ayça duraklayıp başını salladı.

Kurtarmıyorum ki. Ben de sadece yaşıyorum burada. Benim de ne olacağını bilmeye hakkım var.

Serdar ona baktı. Ayça kapıya dayanmış, ellerini öyle sıkmıştı ki parmaklarının eklemleri beyazlaşmıştı. O anda fark etti ki, Ayça için de bu oda, bir beklentiydi; belki bir gün gerçek hayat gelince git dememizi beklemenin huzursuzluğu.

Odayı kuracağız, dedi Serdar, kelimeleri tartarak. Kimseyi dışlamak için değil yaşamak için.

Nermin ayağa kalktı.

Şöyle yapalım, dedi. Bugün karar veriyoruz: Burada ne olacak, ne olmayacak.

Serdar başını salladı.

Çalışma odası, dedi; bu sefer yumuşak. Ve misafir köşesi. Emre geldiğinde kalacak yeri olsun. Ayça da isterse kapıyı örtebilsin.

Ayça bakışlarını kaldırdı.

Kapatmama gerek yok, dedi, sonra ekledi: Ama bazen, sadece sessiz bir yerde oturmak istiyor insan.

Nermin alet torbasından metreyi aldı.

Ölçelim, dedi. Masa pencere kenarına, kanepe yan duvara

Serdar şaşırdı; Nermin nasıl hemen işe geçti, anlamıyordu. Ama onun zor anlarda hep somut eylemleri siper edindiğini biliyordu.

Başladılar. Serdar giysi torbalarını koridora taşıdı. Nermin kitapları ayırdı: Kimi kutuya, verilecek, kimi salondaki rafa. Ayça cam kavanoz ve kapaklarını bir kutuya doldurdu; lazım olur diye.

Kavanoz lüzumsuz, dedi Serdar.

Lüzumlu, karşı çıktı Nermin. Reçel yapıyorum ben onlara.

En son iki yıl önce reçel yaptın, dedi Serdar.

Nermin göz ucuyla baktı.

Belki bu yıl yaparım. Saklayacak yer olursa.

Serdar sustu. O da anladı, kavanoz tartışması kavanozla ilgili değildi.

Akşam odaya güneş vurduğunda, yerdeki linolyum ortaya çıktı. Bazı yerleri kabarmış, eskimişti. Köşede eski bir kutuda fotoğraflar buldular. Nermin yere oturup bakmaya, ayıklamaya başladı.

Serdar yana oturdu.

Bunlar kalacak mı? dedi.

Evet, dedi Nermin. Ama burada değil. Ulaşılacak bir yere; saklı gibi değil, açık.

Birkaç fotoğrafı ayırdı. Birinde Emre küçük, bereyle, yanakları al al. Bir başkası, Serdarla ikisi, arka planda eskiden gelecek sandıkları inşaat hâlinde ev.

Serdar uzanıp baktı.

Her şey net olacak sanıyorduk, dedi.

Nermin hafifçe bir tebessüm etti.

Her şey yedekte kalır sanıyorduk, dedi. Gücümüz, zamanımız, odamız yedekte olur sanıyorduk.

Ayça, valizi koridordan getirdi.

Geçişi engelliyor, dedi. Ne yapalım?

Nermin valize, sonra Serdara baktı.

Açalım, dedi.

Serdar alet kutusundan pense alıp teli açtı. Kilit tık etti, valiz sanki açılmak istemezcesine ağır ağır açıldı.

İçeride Nerminin annesinden kalanlar: başörtüler, eski bir albüm, birkaç mektup ve en altta özenle katlanmış bir bebek battaniyesi.

Nermin battaniyeyi göğsüne bastırdı, gözlerini kapattı.

Benim, dedi. Doğumdan çıktığımda beni bununla getirmişler.

Serdarın içindeki gerginlik gevşedi. Korktuğu gibi bir sır değil, basit bir karşılaşma çıktı içinden.

Kalsın mı? dedi.

Nermin başını salladı.

Ama tüm valiz değil. Etrafına baktı. Küçük bir kutuya koyalım. Üste, rafta dursun. Hatırlayalım diye ama onunla yaşamayalım diye.

Ayça çekinerek:

Üstüne yazalım, sonra karıştırmayalım.

Serdar Nermine baktı. Nermin onayladı.

Yazarız, dedi. Anne diye. Bu kadar.

Battaniyeyi, albümü, birkaç mektubu küçük bir kutuya koydular. Kalanları Nermin ayıkladı, bir kısmını çöpe koydu. Serdar, onun zorlandığını ama ağlamadan, ağır ağır yaptığını gördü.

Kutuyu hazırladıklarında, Serdar tabureye tırmanıp üst rafa koydu. Raf artık hatıra köşesi olacaktı, dedi Nermin. Alt katlarda dosyalar ve birkaç sezonluk eşya; fazla değil.

Kural, dedi Nermin, oturup dinlenirken. Koyduğumuz eşyanın üstüne yazarız, bir sene sonra bak. Kimseye bataklık olmasın.

Serdar şaşırdı.

Sene mi?

Evet. Eskimesin burada, dedi Nermin. Ve daha bir şey: Dursun diyecekseniz sebebini söylersiniz herkese; saklamadan.

Ayça fısıldadı:

Ve diğerlerinin de olurunu alır.

Serdar başını salladı.

Tamam.

Ertesi gün Serdar eski linolyumu söktü, çöpe attı. Elleri ağırlaştı, sırtı sızladı, ama zihninde tuhaf bir huzur vardı. Nermin duvarları sıvalıyordu, burnu beyaz toz içinde. Ayça pencereyi ovuyor, eski kiri siliyordu.

Akşam yeni avizeyi taktılar. Serdar merdivendeydi, Nermin iletken bant uzattı, Ayça el feneriyle aydınlattı odada henüz ışık yoktu.

Aç, dedi Nermin.

Serdar sigortayı indirdi. Işık yandı, dalgalanmadı. Oda değişmişti: Yedek değil, gerçek bir oda.

Masayı pencerenin kenarına koydular. Serdar laptopunu yerleştirdi. Nermin, dar yeni bir çekyat aldı, açılıyordu. Ayça masasının üstüne küçük bir masa lambası koydu, Anne kutusunun yanına.

Serdar son çöp torbasını çıkardı. Merdiven boşluğunda bir an durdu, evi dinledi. Sessizlik vardı; ama boşluk yoktu. Geri döndü, kapıyı kapattı; yeni odada Nermini pencereye bakarken gördü.

Eee, dedi Serdar.

Nermin döndü.

Hayata benzemiş, dedi.

Ayça kapıda durdu.

Emre gelirse, dedi, yerimi veririm.

Nermin başını salladı.

Gerek yok. Artık onun, bizim değil. Ortak. Sonra Serdara bakıp ekledi: Gitmek ya da kalmak isteyen olursa, saklamak yok, konuşacağız.

Serdar koridorun ışığını kapatıp odanınkini açık bıraktı. Zemindeki yuvarlak ışık, masa, çekyat, üst raftaki özenli kutu baktı.

Tamam, dedi.

Nermin başını salladı, çıkmadan önce raftaki lambayı düzeltti. Çok ufak bir hareketti, ama yepyeni bir anlam taşımaya başlamıştı geçmişe değil, yarına bakış.

Rate article
Lifequest
Yedek Oda