Araba, kaygan asfalt boyunca sessizce ilerliyor ve Emine, yolun kenarındaki gür ormana derin bir şekilde bakmaya devam ediyor. Araçta, oğlu direksiyonda, gelini Yelda ise yan koltukta oturuyor. Eminenin kafasında türlü düşünceler dönüp dolaşıyor nasıl olur da kendi oğlu onu huzurevine göndermeye kalkar? Onu büyütürken nerede hata yaptı? Belki yeterince sevmedi, ama sonuçta her zaman onun için elinden gelenin en iyisini yaptı ve ona mutlu bir çocukluk sunmaya çalıştı. Ama Ardanın hep kendi görüşleri vardı.
Bir sabah, elinde çeşitli eşyalarla dolu bir çantayla çıktı karşısına. Emine mutfakta oturmuş, çayını yudumluyor ve kurabiye atıştırıyordu. Arda kendinden emin bir şekilde içeri girip paketi yere bırakıp gülerek söyledi:
-İyi anne, hazırlan huzur evi için. Gidiyorsun, orada çok daha iyi olacaksın. -Ne huzurevi Arda, ne diyorsun sen?
-Huzurevi, anne. Altı aylık konaklama ücretini peşin ödedim, yakında gerisini de yatıracağım. Odana baktım sadece sana ait, oda arkadaşı yok. Doktorlar şahane masaj ve diğer tedavileri yapıyorlar, tansiyonunu zamanında ölçüyorlar. Günde beş öğün yemek veriyorlar. Kısacası, anneciğim, orası tam bir cennet!
-Ama Arda, ben huzurevine gitmek istemiyorum. Seninle, ailemle olmak ve kendi evimde ölmek istiyorum. -Hayır, anne, saçmalama. Yeldayla birlikte düşündük, karar verdik ve ödemeleri yaptık. Çocuk gibi davranma giyin, hadi kahvaltı edelim.
Zavallı annesinin kalbi kırılıyor, yaşları yüzündeki kırışıklıklardan süzülüyordu. Arda küçükken dizini yaraladığında, annesinin kucağında ağlayıp Anneciğim, seni hiç bırakmayacağım! derdi. Mavi gözleri annesinin yeşil gözlerine derin bakar, annesinin kalbi hızla çarpar, onu gelecekteki tek dayanağı sanırdı. Ve gerçekten öyle olmuştu.
Şimdi ise, o mavi gözlü iyi kalpli çocuk, kalpsiz bir Ardaya dönüşmüş; hiç vicdanı olmadan annesini bir kuruma, huzurevine göndermek üzere.
Yolda ilerlerken, Eminenin aklına Ardanın babasıyla ilk tanıştığı günler geliyor. Göz göze geldikleri ilk an, aşık oldukları zaman, beraber ev ve çocuk planları yapmaları Sonra ise, Emine hamileliğinin altıncı ayında, hayatının ilk ve tek aşkı hayata veda etmiş.
Eşim, kim beni bıraktı? Beni kim yalnız bıraktı? Kayıp aşkına duyduğu özlem ve düşünceler zihninde yankılanıyor; boğazı acı ve hüzün dolu gözyaşıyla düğümleniyorBirden, arabadan dışarıya baktığında ormanın derinlerinden güneşin ince bir ışığı süzüldü; usulca, Emine’nin yüzüne vurdu. Gözlerinde beliren yaşları silerken, bir karar aldı. İstemeden, kırıklığını sakladı ve kendi içine döndü. Son kez oğlunun omzuna dokundu, hafif bir gülümsemeyle, Teşekkür ederim her şey için, Arda, dedi, Ama sevgiyi bir oda, bir yatak ya da bir kurumda aramıyorum. Kalbimin huzuru sizde, geçmişimde.
Yelda sessizce Eminenin elini tuttu, gözlerinde gizli bir pişmanlık ve özlem vardı. Arda ise gözlerini kaçırdı. Bir an için, çılgın hızın içinde zaman durdu; herkes kendi çocukluğunun, kendi annesinin sahnesinde sessiz bir yolculuğa çıktı. Arabayı kenara çekti Arda. Anne, dedi kırık bir sesle, belki de yanlış yaptık.
Emine önce ürktü, sonra gülümsedi. Hayır, oğlum,” dedi. “Her bir seçim bizi yeni bir yere taşır. Ama en önemli yol hep evimize çıkar. Onu büyüten güçlü eller, şimdi Ardanın yanağında gezindi; bir annenin dokunuşu, bin kurumu yeniyordu.
Ormanın rüzgarıyla birlikte, arabadan inip uzun bir sarılmanın içinde kaybolduklarında, Emine sessizce kalbinin huzurunu buldu. Güneş, yaşlı kadının gözlerinden süzülen bir damla umut gibi, yeniden yükseldi; ve üç kuşak, birbirine tutunmuş, tekrar evlerine doğru yürümeye başladı. Emine hiç olmadık kadar gülümsüyordu. Çünkü sevdiklerinin yanında olmak her şeyden daha kıymetliydi.




