Yeğenin davranışları aile içinde ciddi bir kaygı kaynağı haline gelmişti. Çünkü annesiyle babası onu öyle şımartmışlardı ki, kendisini gerçek bir prenses zannediyor ve çevresindeki herkese bir hizmetkâr edasıyla davranıyordu. Sorun daha da büyümüştü; artık okula başlayacaktı ama hâlâ saymayı parmaklarıyla yapıyordu.
Her şey o doğduğunda başlamıştı. Ailedeki herkes, bu küçük kıza yardım etmeyi adeta bir görev bellemişti. Hatta kayınvalidesi, zaten küçük olan oğlunun evine taşınmıştı, sırf yeni doğan torununa bakabilmek için. Fakat yazık ki, yetişkinler ona doğru bir yol göstermek yerine, kızın her dediğini yapmaya başlamış, ona ağlayıp bağırınca her şeyin mümkün olduğunu öğretmişlerdi.
Küçük kız henüz altı aylıkken, çevresindeki yetişkinleri nasıl manipüle edeceğini öğrenmişti bile. Bu durum, evde sürekli bir kargaşaya ve diğer aile bireylerinin ihmal edilmesine yol açtı. Çaresizlik içinde baba evi terk etti, fakat boşandıktan sonra bile kızını şımartmaya devam etti. Ona tıpkı bir masal prensesi gibi elbiseler, makyaj malzemeleri ve ayakkabılar aldı. Diğer aile bireylerinin ya da anaokulu öğretmenlerinin bu davranışa dikkat çekme ve kızı biraz olsun gerçeklerle yüzleştirme çabaları ise hep dirençle karşılandı ve tartışmaya dönüştü.
Yeğenin eğitimi, neredeyse tamamıyla kendi kusursuz prenses imajını beslemek üzerine kurulmuştu; temel hiçbir bilgiye ya da beceriye ilgi duymuyordu. Birinci sınıfa başlamasına haftalar kalmıştı ama hâlâ parmaklarıyla zor sayı sayabiliyor, yaşıtlarının kolayca bildiği en basit şeylerden bile habersizdi. Ailesi çocuk kendi kararlarını kendi versin, istediğini yapsın ilkesini prensip edinmişti. Fakat öğretmeni, çocukların daha mütevazı olması ve yetişkinlerle doğru iletişim kurabilmesi gerektiğini söylüyordu.
Kızın davranışlarından ve görgü kurallarından yoksunluğundan bıkan bakıcılar, ruh sağlıklarını korumak için onunla aralarına mesafe koymaya karar verdiler. Onlara göre artık bu sorumluluk, anne ve babanın kendisine aitti ve en azından ona temel yaşam değerleri ile saygı kavramını öğretmek zorundaydılar.




