“Eğer onu bir yetiştirme yurduna vermek isterseniz, anlarım,” dedi eşim.

Bir markette tezgahtar olarak çalışıyordum. Yaşlı bir kadın içeri girdi, alışverişini yaptı, sonra elindeki torbalara şaşkınlıkla bakakaldı. Hemen anladım ki bunların hepsini evine taşıyamayacaktı.

Ev nereye, buradan çok uzak mı? diye sordum.

Şuradan üç sokak ötede, dedi.

O zaman, size yardımcı olayım dedim.

Dükkanı erkenden kapattım, öğle molamdan vazgeçip kadına yardım etmeye karar verdim. Yol boyunca tanıştık, sohbet ettik. Gerçekten çok nazik ve içten bir kadındı. 78 yaşındaydı ve tam anlamıyla yalnızdı. Oğlu genç yaşta kanserden vefat etmiş. Kızı ise dağılmış hayata sahipmiş; yıllardır annesini unuttuğu gibi ne arar ne sorarmış. O günden sonra biz iyi dost olduk.

Sık sık o teyzeye uğramaya başladım. Birlikte çay içip dertleşir olduk. Ev işlerinde yardım ettim, sohbet ettik, ona yalnızlığını bir nebze de olsa unutturmaya çalıştım.

Bir gün, kendimi kötü hissettiğim için yanına gidemedim. Sonra içime bir kurt düştü, evine gittim. Kapıyı defalarca çaldım, açan olmadı. Nihayet yanında kalan komşusu kapıyı açtı.

Sen Zeynep misin? diye sordu.

Evet, dedim.

Ne yazık ki, o vefat etti. Seni çok anıyordu, hastaneye kaldırılırken bir mektup bırakmıştı.

Mektubu aldım, cebime koyup çıktım, çünkü o an okuyamayacak haldeydim. Eve gidince eşime olan biteni anlattım, birlikte mektubu açıp okuduk.

Zeynep, sen hayatımda bana en çok yardım eden, en çok güvenebildiğim tek insandın. Senden son bir ricam var. Küçük bir torunum var; kızımın hakları elinden alındı, torunum da yurda verildi. Her hafta sonu onu ziyaret ederdim Eğer sana zahmet olmazsa, arada sırada onu görmeye gider misin? Aşağıda bir telefon numarası bırakıyorum, ararsan seni bekleyen şeyler olacak

Numarayı çevirdim, randevu aldım. Eşim de benimle geldi. Kapıyı açan adam bir noter çıktı. Teyzenin bana bir apartman dairesi bıraktığını o sırada öğrendik.

Ertesi gün eşimle yurda gittik, küçük kızla tanıştık. 10 yaşında, kumral ve mahcup bir çocuktu. O anda kalbimiz ısındı ve onu evlat edinmek istedik. Kendi çocuklarımız da bu fikre çok sevindi.

Aradan üç yıl geçti. Bir gün eşimle çok fena kavga ettik, o da annesine gitti. Bir süre ayrı kaldık ama derken barıştık.

Kız büyüdü ama rahmetli babaannesinin dairesine taşınmaya heves etmedi. Biz de evi kiraya verip aile bütçemize katkı sağlamaya başladık. Çocuklarımız da kendi evlerine geçmek için acele etmiyorlardı.

Bir akşam, eşim işten geç vakit döndü. Kapıdan içeri girerken bir çocuk elinden tutuyordu.

Anlatmam lazım, dedi mahcup bir sesle.

Hadi gel, önce yemek yiyelim, çocukları yatırdıktan sonra konuşuruz, dedim.

Annesiyle ben annemde kalırken tanışmıştık. O zamanlar yanlış bir şey oldu; affet, ben hep seni sevdim. Bir iki gün sonra toparlandım ama aradan yıllar geçti, unuttum bile. Bugün sosyal hizmetlerden aradılar, meğer kadın bir çocuk doğurmuş, ama bunca yıl kimseye söylememiş. İçmiş, çocuğa bakmamış. Hakları elinden alınınca bana ulaşmışlar. Reddedersek, çocuk yurda gidecek. Kabul edersen, birlikte büyütürüz. İstemiyorsan, ben de anlarım.

O an kabul etmemek gibi bir seçenek bana göre değildi. Çocuk eşimin tıpatıp kopyasıydı. Ona kızamadım, affettim ve çocuğu da kendi evladım gibi kabul ettim.

Şimdi baktığımda, hayatın bana sunduğu tüm bu insanların bir amaç için karşıma çıktığını düşünüyorum. Nazik ve iyilik dolu bir yürek her zaman yolunu buluyor. Dönüp baktığımda en büyük dersim, iyilikten ve merhametten hiç vazgeçmemek oldu.

Rate article
Lifequest
“Eğer onu bir yetiştirme yurduna vermek isterseniz, anlarım,” dedi eşim.