Bugün eski defterleri karıştırırken son 26 yıla dair yaşadıklarımı düşündüm. Annemle babam bundan 26 yıl önce İstanbulda evlenmişti ve hayatımız o zamanlar maddi sıkıntılardan uzak, huzurluydu. Şimdi benim de bir sevgilim var, adı Emre. Altı yıl birlikte geçirdikten sonra artık evlenmeye ve ilişkimize resmiyet kazandırmaya karar verdiğimiz gün hâlâ aklımda. Haberi aileme verdiğimde annem gözleri parlayarak heyecanlandı, bu anı sabırsızlıkla bekliyordu. Babam ise pek hevesli değildi; Henüz erken, dedi, kararınızı iyice düşünün. Sözleri içimi biraz burktu, ama haklı sebepleri olabilir diye düşündüm.
Zaman geçtikçe babamın tereddüdünün asıl sebebini anlamaya başladım. Annem bana, Rahmiye Sultandan miras kalan Kadıköydeki apartmanı devretmeyi önerdi. Size, genç bir çift olarak destek olmamız gerek, diyordu. Babam ise buna şiddetle karşı çıktı; Boşandıktan sonra Emre apartmanın yarısında hak iddia ederse ne olacak? diye endişeleniyordu. Dedemlerden miras kalan iki apartmandan biri küçük kardeşim Barana, diğeri bana ayrılmıştı. Aslında bu plan tamamen anneme aitti, babam ise her şeyin kendisine ait olmasını istiyordu ve bu yüzden aralarında ciddi kavgalar çıktı.
Annem, anne yüreğiyle, çocuklarının geleceğini koruma isteğini dile getirip apartmanı bana bırakmakta kararlıydı. Babamın direnişi ise ailede büyük bir krize dönüşmek üzereydi. Nihayetinde annem babamı öfkeyle evden kovdu, asla dönmemesini istedi.
Düğünüm, özellikle babam için, beklenmedik bir etki bıraktı. Şimdi, evliliğimin üzerinden iki yıl geçti. Kadıköyde annemin devrettiği apartmanda yaşıyoruz ve ona her zaman minnettarım. Ailede yaşanan gerginliklere rağmen, Evli olmanın huzuru ve annemin desteği bana güç veriyor. Bu süreçte, Türk aile yapısında anne sevgisinin ne kadar kıymetli olduğunu tekrar anladım. Yanımda olan anneme, verdiği emeklere hep şükran duyacağım.




