Yıllar önce, 66. yaş günümün sabahında, oğlum ve gelinim bana ellerinde bir ev listesiyle geldiler. O anı dün gibi hatırlıyorum. Onlar büyük bir Akdeniz turundan dönerken, sabahın dinginliği evimizin avlusunu sarmıştı. Güneş uzun gölgeler oluşturuyordu, çiğ damlaları çimenlerin üzerinde inci gibi parlıyordu ve kuşlar insan telaşından habersiz, neşeyle ötüşüyordu. Garajın üst katındaki küçük dairemden camdan bakarken, arabanın taşlık yolda yavaşça ilerlediğini gördüm. Lastiklerin çıkardığı hışırtı çocukluğumdaki evi anımsattı.
Oğlum ve gelinim arabadan inerken, yüzlerinde tatilin bıraktığı mutluluk ve huzur vardı; kafaları hâlâ masmavi denizler ve güneşli adalar arasında dolaşıyordu. İkizler arabadan sevinçle fırlarken anneannelerinin evindeki maceralarını ve komşunun yeni köpeğini ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar. Sanki her şey yolundaydı, usulca akan bir kasaba sabahıydı.
Oysa sahnenin arka planı çoktan değişmişti. Onların yokluğunda geçen on iki gün bana yalnızca evdeki işleri bırakmamıştı; hayatımın, onurumun ve yuvamın iplerini yeniden elime almamamı sağlamıştı.
O, hukuk bürosundaki buluşmamız gözümde hâlâ çok net. Avukat bey, adaletli ve kararlı bir adamdı. Gösterdiğim belgelerin geçerliliğini ve elimdeki hakları tane tane anlattı. Ev üzerindeki hakkımı nasıl koruyacağımı, yasal açıdan hangi adımların atılması gerektiğini ve evimde kimse tarafından dışlanmamanın yollarını sükûnetle izah etti.
Onlar Akdenizin tuzlu güneşi altında kokteyllerini yudumlarken ben ise telefonlar etmiş, e-postalar göndermiş, hayatımda yeni bir sayfa açacak planları uygulamaya başlamıştım. Emlak danışmanı Sibel Hanım, daha ilk andan itibaren meselemle ilgilenmiş, bana destek olmuştu. Onca uğraşımdan sonra ev artık sadece mecburen oturduğum bir yer olmaktan çıkmıştı. Yeniden bana, benim himayemdeki yuvama dönüşmüştü.
O süreçte içimde unuttuğum bir sesi tekrar buldum. Vaktiyle öğrencileri adalete teşvik eden, okul politikalarında hakkı savunan, akşamları çocuklarına masal okuyan o sesim… Evet, o sesti yeniden konuşmaya başlayan: Sakin ama güçlü, kararlı ve kendine güvenen.
Eve vardıklarında, antrede bıraktığım kısa notu buldular: Hoş geldiniz. Konuşmamız gerek. Sözlerimde ne kırgınlık ne öfke ne de dışlayıcı bir ton vardı. Sadece yalın gerçekler Konuşmak gerekiyordu, artık kaçacak bir yer kalmamıştı.
Salona geçtiğimde, ikizler oyuncaklar arasında kahkahalara boğulmuşlardı bile. Oğlum bana biraz şaşkınlık ve endişeyle baktı. Baba, ne oluyor? diye sordu; tatile ait kaygısızlık gitmiş, yerini buruk bir merak almıştı.
“Oğlum,” dedim, “Aile ne demek, birbirimize saygı ne demek, bunu konuşmamız lazım.”
Takip eden sohbet kolay değildi fakat şarttı. Sınırlar kondu, anlaşmalar sağlandı. Önümüzdeki yol zorlu görünse de umut vadediyordu. Karşılıklı saygı, geleceğimiz ve gerçek manada birbirimizi kollamanın ne anlama geldiği üzerine uzun uzun konuştuk.
Gün ilerleyip gölgeler uzadıkça, avludaki hava bile değişmişti sanki; tazelenmiş, bambaşka bir umut taşır olmuştu. Artık yeni bir başlangıç vardı önümüzdeyalnızca benim için değil, hepimiz için. Ailemizi daha sağlam, daha dürüst temeller üzerine inşa etmek için bir fırsattı bu. Akşam güneşi Eskişehirin üzerine inerken, ben uzun zamandır hissetmediğim bir duyguyla dolmuştum: umut.



