Muhteşem bir düşünce… insanın kelimeleri yetersiz kalıyor

Kelimeler yetmiyor rüya gibi bir yansıma

Bir zamanlar, kocasıyla mutsuz geçen bir yaşamı olan Derya adında bir kadın, bir gece rüyasında kalbinin durduğunu hissetti. O an bir melek beyaz bulutların arasından indi ve ona dedi ki: İyi ile kötünün terazisini ölçtüm, Derya. Henüz cennete girecek kadar tamamlanmadın. Sana birkaç gün daha veriyorum. Dön, hayata iyi işler kat, sonra gel. Derya titreyerek uyanır gibi oldu ve kendini evinde buldu, yanında yıllardır küs kaldığı eşi Savaş.

Savaş, mutfağı gölge gibi arşınlayarak, yine bir köşedeki eski kanapede uyumaya hazırlanıyordu. Akşam olmuştu, bozulan ütünün yanında kırışık gömleğini ocağın üzerinde düzeltmeye çalışıyordu. Derya birden tuhaf bir huzur içinde düşündü: Bu adama yaklaşmaya değer mi? Şu eski kocam Belki ona bir sürpriz yaparım.

Savaş evden çıktığında, Derya garip bir şekilde zamanın büküldüğünü hissetti. Çamaşır makinesi dönerken duvarda eski bir halıdaki desenler kıpırdadı. Bütün gömlekleri yıkadı, ütüledi. Mutfağın köşesinde annesinin eski bakır tencereleriyle türlü, pilav ve yoğurtlu kabak yaptı. Masaya çiçek ve mum koydu, koltuğun üzerine bir not bıraktı:

Belki, daha rahat edersin eski yatağımızda. Hani içinde çocuklarımızın dünyaya geldiği, geceleri sarılıp korkularımızı sakladığımız o yatakta O sıcaklık hala orada. Eğer bana kırgınlığını bırakabilirsen, beni orada bekle.

Karısın

Notun sonunda şöyle ekledi: Eğer hatalarımı affedebiliyorsan Sonra birden irkildi: Ben mi affedilmeliyim? O adam fabrikanın kapısından döne döne eve öfke taşıdı. Paralar eridi, ben de hem ev düzeniyle hem onun kırgınlıklarıyla uğraştım. İçkiye başladı, saatlerce TVye kilitlendi, çocuklar eğlenmek isteyince susturdu, bana bağırdı: Böyle gitmez! dediğinde, tüm dünya üstüme yıkıldı. Şimdi ben mi özür dileyeceğim? Sinirle notu parçaladı. Tam o anda, melek tüller gibi pencereden uğuldayarak içeri geldi:

Derya, birkaç iyilik daha; cennet kapın açılır. Yoksa burada kalırsın.

Derya birden düşündü: Buna değer mi? Sonra tekrar yazdı, daha yumuşak sözlerle:

O günlerde seni hiç anlayamamışım. Onca yıl aynı fabrikanın ardından eve dönerken hissettiğin korkuyu fark etmemişim. Vaktiyle emeklilik sonrasına dair hayallerini hatırlıyorum. Belki sana zorla çalıştırmak yerine destek olmalıydım. Hani bir gece alevde yaktığım mektuplarını, fırça ve boyalara verdiğin parayı dert ettim. Oysa tabloların çok güzeldi… Satışına yardım etmeliydim. Ben de korktum. Sadece yanında çalışırken güven buluyordum. Senin acıların bana uzakmış, görememişim.

Beni affet sevgilim. Söz veriyorum, artık her şey farklı olacak. Seni seviyorum.

Karısın

Savaş eve döndüğünde, odada zaman adeta kristal gibi kırılmıştı. Bir başka dünyanın kokuları ortalığı sarmış, masada çiçekler, dalga gibi salınan mum ışığı, eski gramofondan gelen bir türkünün havası. Kanapede bir not duruyordu. Derya mutfaktan elinde yemeğiyle çıktığında, kocasını gözyaşları içinde, çocuk gibi ağlarken buldu. Yemeği bıraktı, onun yanına oturdu, sarıldılar. Sözsüz ağladılar. Savaş, Deryayı kucakladı, eski yataklarına götürdü, gecenin rüyasında ilk günkü coşkuyla birbirlerine sarıldılar.

Ardından birlikte akşam yemeği yediler, yıllar öncenin çocukça hatıralarına güldüler. Mutfakta, Derya bulaşıkları yıkarken, camdan ay ışığında bahçede bir melek gördü. Koştu, gözleriyle onu aradı:

Lütfen, melek, hayatımda biraz daha kalayım. Ona yeniden resim çizmeyi, hayatı sevmeyi göstermek istiyorum. Söz veriyorum, yakında ikimiz de mutlu olacağız. O vakit seninle giderim.

Melek güldü, rüya içinde rüya gibi eğildi:

Seni bir yere götürmeme gerek yok Derya. Sen çoktan cennete ulaştın. Unutma, yaşadığın cehennemi Cennet düşündüğünden daha yakında, bazen bir el uzatımlık mesafede.

Tam o anda evden Savaşın sesi geldi:

Canım, üşüdük, gel yatağa. Yarın yeni bir gün olacak.

Derya düşündü: Evet Allaha şükür, yarın bambaşka bir gün.

Düşün

Sen ki, alamadıklarından şikayet ediyorsun peki, acaba ne kadarını veriyorsun?

Sen ki, acı çekiyorsun başkalarına ne kadar acı verdiğini düşünüyor musun?

Sen ki, başkasının cehaletini suçluyorsun kendi eksikliğini tarttın mı hiç?

Sen ki, hataları kınıyorsun kendi kusurlarını görebiliyor musun?

Sen ki, dostluğuna güveniyorsun kendine ne kadar içtensin?

Sen ki, yokluktan yakınırken sahip olduklarını görüyor musun?

Sen ki, dünyayı eleştiriyorsun daha güzel kılmak için ne yaptın?

Sen ki, cenneti hayal ediyorsun çevrendeki cehennemi azaltmak adına ne yaptın?

Sen ki, alçak gönüllü olduğunu söylüyorsun gerçekten tevazu gösteriyor musun?

Sen ki, kötülüğü lanetliyorsun iyilik yayıyor musun?

Sen ki, ilgisizlikten şikayetçisin sen ne kadar sevgi paylaştın?

Sen ki, yoksulluktan korkuyorsun elindekileri doğru kullanıyor musun?

Sen ki, dikenlerden şikayet ediyorsun hiç gül ektin mi?

Sen ki, karanlıktan korkuyorsun hiç mum yaktın mı?

Sen ki, sadece kendine odaklanmışsın başka birini düşündün mü?

Sen ki, kendini küçük hissediyorsun büyümek için çabalıyor musun?

Sen ki, yalnızlıktan korkuyorsun birine varlığını hissettirebiliyor musun?

Sen ki, hastalıktan korkuyorsun sağlığına dikkat ediyor musun?

Sen ki, huzur istiyorsun gönül kırgınlıklarını onarmaya çalışıyor musun?

Rate article
Lifequest
Muhteşem bir düşünce… insanın kelimeleri yetersiz kalıyor