İkinci Kayınvalide

İkinci Kayınvalide

Temizlik görevlisi önlüğü giymiş bir kadın, Estetik Cerrahi Lal Kliniğinin sahibi olan doktorun odasına çekinerek kafasını uzattı. Adı Gülşendi ve şimdi sesi olabildiğince kısık tutarak konuşuyordu; patronunu kızdırmak istemezdi.

Duymuştum, kliniğimizde yeni bir masaj terapisti aranıyormuş…

Doktor Timur Kara, başını kaldırıp ona sert bir ifadeyle baktı. O anda asabiydi; önemli bir yatırım toplantısının iptal edildiği haberini yeni almıştı, başı zonkluyordu.

Elindeki paspasla, buradaki hastalara sen mi masaj yapacaksın?

Hayır ama, online eğitimlerden sertifika aldım… Özgeçmişimi de hazırladım, dedi Gülşen utangaçlıkla ve cebinden kırışmış bir kağıt çıkarıp uzattı.

O an, Timurun yardımcısı Levent Demir içeri girdi. Timur başını ellerinin arasına alıp bağırdı:

Levent, bizde temizlikçilere herkesin odasında dolaşmak bedava mı? Hemen çıkar şunu odamdan! Kendini masaj terapisti mi zannediyor? Güvenliği çağır, bir daha bu tür saçmalıklarla gelmesin!

Cevap bile beklemeden özgeçmişi elinden kaptı, yırtıp yere attı.

Gülşen, dudaklarını ısırarak diz çöktü, kâğıt parçalarını toplamaya başladı. Gözleri dolmuştu. Levent kolundan tutup onu odadan çıkardı, bütün çalışanların ve misafirlerin önünde depo bölümüne soktu.

Eski bir yangın kovasının yanında yere oturdu, gözyaşlarını tutamadan ağladı.

Gülşen, Lalde çalışmaya yeni başlamıştı. Zemini silmek onun hayali değildi, ancak bu klinik diğer yerlere göre daha fazla maaş verdiğinden seçmişti burayı. Üstelik Timur Bey, kendi kariyerini sıfırdan inşa etmiş, saygı duyulan biriydi.

Gerçekten de öyleydi. Timur Kara yetimhanede büyümüştü, ailesini asla tanımamıştı. Annesinin, babasının izini tüm gençliği boyunca arasa da bulamamıştı. Önce cerrahlık, ardından estetik tıp alanında uzmanlaşmış, kendine iyi bir hayat kurmuştu. Ünlü sanatçılar, iş kadınları ona yüklü Türk liraları ödeyip gelirlerdi. Her yıl muayene ücretini artırır, hiçbir şeyden kendini mahrum etmezdi.

Gülşen risk almak istemiş ama bir umudu vardı. Bir gün masaj terapisti olmayı hayal ediyordu. Kitaplardan çalışmış, kendi kendine halk eğitim programlarını takip etmişti. Ama diploması olmayınca meslekte çalışma hakkı yoktu. Para biriktiriyordu, fakat kocası evi, parayı ve küçük kızını bırakıp gitmişti.

Daha sonra anlamıştı ki, Serdar aslında geçmişi yalanlarla dolu, küçük suçlardan sabıkalı bir dolandırıcıymış. Boşanma sürüncemede kaldı, çünkü her mahkemede kayıptı. Gülşen, kızı İnci için her şeye katlandı, iş hayatında da çilesi öylece başlamıştı.

Çocuklu bir kadını işe almak istemezlerdi. Gülşen, annesi Gülseren Hanım ve küçük İnci ile küçücük bir evde yaşıyorlardı. Bazen annesinin emekli maaşıyla günü kurtarıyorlardı. Gülseren Hanım, eski milli jimnastikçi, hayat dolu biriydi, torununa kol kanat germişti. Gülşen, bu sayede temizlikçi olarak çalışmaya başlamıştı.

Bir umutla ucuz bir masaj kursuna katıldı. Kurstan aldığı sertifika az önce Timur tarafından paramparça edilen belgeler arasındaydı.

Gözyaşlarını silip tekrar işe koyuldu. Koridorda göz ucuyla ona bakanlar hakaret etmese de fısıldaşarak geçiyordu. Eve döndüğünde annesi güzel bir haber verdi: İnci okulda resim yarışmasını kazanmıştı. Kızının yeteneği aşikârdı ve Gülşen ona iyi boyalar alabilmek için para biriktiriyor, güzel sanatlar okuluna hazırlıyordu.

Temizlik kovası ağırlaştı. Kovayı boşaltmaya çalışırken ona bahçeyi temizleyen Hakkı Abi yardımcı oldu. Hakkı Bey kliniğin en eski çalışanıydı, kimseye yukarıdan bakmaz, Timurla ise dalga geçerdi; çünkü Timurun aslen nereden geldiğini unutmasını tuhaf bulurdu.

Hakkı Abi ona asla kötü davranmazdı, hafta sonları evinde yaptığı poğaçalardan getirip ikram eder, moral verirdi. Onun sayesinde Gülşen bir nebze özgüven kazanıp, patronun kapısını çalmaya cesaret etmişti.

Bahçede Hakkı Abiyi gören Gülşen, dayanamayıp tekrar ağladı.

Ağlama kızım, her şey geçer, dedi yaşlı adam omzuna dokunarak.

Hiç başlamasaydım daha iyiydi, dedi Gülşen boğuk bir sesle. Yanlış hayal kurdum.

Timur bugün bir tuhaf, başka bir gün tekrar dene, dedi Hakkı Abi dikkatlice.

Bir daha uğramamamı söylediler, dedi Gülşen. Ben de insan gibi yükselebilirim sanmıştım. Meğerse Timur da burnu büyükmüş…

Yaşlı adam omuz silkti. Gülşen, temizlik arabasını depoya koydu, eve dönerken cebinde kalacak parayı, İncinin istediği oyuncağı nasıl alacağını düşünüyordu.

Eve vardığında annesi alışılmadık bir şekilde gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. Kalbi sıkıştı; annesi güçlüydü, ağlıyorsa ciddi bir durum vardı.

Anne, ne oldu? diye kaygıyla sordu Gülşen.

Bir şey yok canım, demekle yetindi annesi.

Lütfen anlat, dedi Gülşen ısrarla.

Annesi gözyaşlarına boğuldu.

Kontrolden geldim. Belediye tiyatrosunda tüm personeli taramaya aldılar. Kalpte bir sorun buldular. Ameliyat lazım. Sıra çok, ama ücretli yapsak da paramız yetmez. Hastane, tahliller, yol; pahalı… Görünen o ki, artık vaktim doluyor.

Anne, ne olur böyle deme, Gülşen aniden ayağa kalktı. Bir yolunu bulacağız.

Kızım, senin temizlikçi maaşın ve benim emekli maaşım yetmez ki, acı acı güldü annesi. Hayat pahalılığında imkânsız.

O gece Gülşen hiç uyumadı, türlü yollar düşündü. Sonunda tek çıkış yolu olarak tekrar Timurla görüşmeyi, her şeyi göze almayı düşündü.

Ama ertesi sabah kliniğe bile giremedi; kadro azaltımı bahanesiyle işten çıkarıldı. Asgari üç maaş tazminatını zar zor ödediler.

Hakkı Abi, ayrılmadan önce telefonunu not ettirdi. Gülşen düşünceli halde sayıları kaydetti. Bir ay kadar idare edebilirdi, sonrası ise muallaktı.

Gülşen kolay kolay pes etmezdi. İşsiz kaldığını annesine çaktırmadan iş arayışına başladı. Vasıfsız işlerde maaşlar düşüktü. O sırada bir ilan gözüne çarptı: yatılı hasta bakıcı aranıyor, tıbbi diploma gerekmiyor, ev işleri ve yemek de isteniyor.

En azından klinikte temizlikçilikten daha onurlu, diye iç geçirdi. Başvurdu ve bir saat sonra aradılar. Bir ajans ilanıymış; işveren varlıklı, yaşlı, yalnız bir hanımmış.

Gülşenden sağlık belgesi ve çalışma geçmişini istemişlerdi. Kısa süre sonra, ajans müdürü Nesrin Hanımla yüz yüze görüşme yaptı.

Açık konuşayım, hayal etmenize gerek yok, dedi Nesrin Hanım soğukça. Hanım zor biridir. Onuncu bakıcısı olacaksınız. Kimse dayanamıyor.

Gülşen sessiz kaldı.

Görev süresi üç ay. Eğer dayanırsanız, bir yıllık sözleşme ve maaşınızın iki katı artışı olacak, dedi Nesrin Hanım.

Şimdiki maaşı bile önceki işinden iki kat fazlaydı. Bu, annesini kurtarabilecek bir fırsattı.

Sabah yediye işbaşı çağrıldı.

Akşam eve döndüğünde, Meral Sönmez hakkında internette araştırma yaptı. On yıl önce opera sanatçısı olarak ünlenmiş, şimdi ise yaşlanıp köşesine çekilmiş bir kadın. Fotoğraflarda ciddi bakışlı, saçlarının tamamı bembeyaz biriydi. Gerçekte neyle karşılaşacağını bilmiyordu.

Sabah kapıyı güvenlik görevlisi açtı. Meğer Meral Hanımın şehir merkezinde eski ve gösterişli bir köşkü varmış. Gülşen hayranlık ve çekinlikle içeri adım attı.

Ne bakıyorsun öyle? Yoksa bir şey mi çalacaksın? cırtlak bir sesle.

Hallin ortasında elektrikli sandalyesiyle Meral Hanım duruyordu. Zayıf, küçücük ve gözleri delici.

Günaydın Meral Hanım, diye mırıldandı Gülşen.

Yüksek sesle konuş. Mırıldanma. Ellerin cebinde olmasın. Parkelere zarar verme. Şu kovadakilerden giy, hemen kahvaltımı hazırla, buyurdu.

Mutfaktayken arkasından bağırmaya devam etti:

Ayaklarını yere vurma! Sinirlerimi bozuyorsun!

Mutfaktan götürdüğü çayı Meral Hanım uzun süre süzdü, sonra aniden yüzüne doğru fırlattı:

Senin suçun; kolumu dürttün.

Gülşen derin nefes çekti.

Lavabo nerededir acaba?

Hizmetçi banyosu alt katta, diye tersledi Meral Hanım, havlular da orada, üstünü değiş, kendi kıyafetini de yıkamaya koy.

Bir süre sonra odaya döndüğünde Meral Hanım kendisine çeşitli hırçınlıklar yaptı, ufak tuzaklar kurdu, sürekli azarlayıp durdu. Gülşen anladı ki bu, yeni bakıcıyı deneme yöntemiydi. Sessiz kaldı, içinden sabretti.

Akşama doğru Meral Hanım yoruldu, daha ılımlı davrandı. Gülşen, ona hafif bir masaj yapıp uyumasını sağladı, sonra evine döndü.

Ertesi sabah Meral Hanım daha neşeliydi.

Senin gibi giyinen kadın adam bulamaz, dedi. Makyajsızsın, modayı hiç anlamıyorsun.

Gülşen aldırmadı, sabah masajı yaptı.

O gün evde Meral Hanımın eski arkadaşı uğradı, zarif bir beyefendi. Onun önünde dikkatlice hizmet etti, kahve hazırladı. Misafir varken Meral Hanım efendi gibi davrandı.

Akşama Gülşene döndü:

Dünkü masajdan sonra kendime geldim. Devam et, dedi tavizkarca.

Üç ay çabucak geçti. Gülşen haftada bir gün izinle çalışıyordu, kızını ve annesini nadiren görebiliyordu, ama annesini çalışmaktan kurtarmıştı.

Zamanla Meral Hanım yumuşadı. Sanki Gülşeni izliyor, karakterini test ediyordu. Bir gün sordu:

Ailen bu tempoya nasıl tahammül ediyor?

Annem ve kızım var sadece; mecburum.

Kaç yaşında kızın? Ne yapmayı sever?

Altı, resim yapıyor, deyiverdi Gülşen, ajanstaki uyarıları hatırlayarak.

Getir tanışalım, dedi Meral Hanım, başıyla onayladı.

Böylece İnci de annesinin yanına gelmeye başladı. Sessizce köşede çizim yapardı. Bir gün Meral Hanımı öyle benzetmişti ki, hanım tabloyu çerçeveletip duvara astırdı.

Gülşen kendini güvende hissetmeye başlamıştı.

Meral Hanımın hastalığı, eklem iltihabıydı; operasyon fayda etmiyordu. Ağrılı günlerde Gülşen masajla rahatlatırdı. Bir gece bakıcıdan kalmasını, İnciyi de getirmesini istedi.

Yan yana yattıkları gece, Gülşen kısa süreliğine evdeki huzuru kendi evi gibi hissetti. Köşkün havası bile ona bambaşka geliyordu.

Ertesi gün Meral Hanım daha iyi hissetti. Kahvaltıdan sonra Gülşene, önemli odasını temizlemesini emretti.

Toz alırken sararmış bir albüm buldu. Bitirince getirdi:

Bakabilir miyim? diye sordu.

O günler, şan şöhret de geçti, gülümsedi Meral Hanım. Aç bakalım, bakalım neler kalmış.

Üçü birlikte albümü incelemeye başladılar. Önce Meral Hanımın çocukluk fotoğrafları vardı. Sonra birden İnci bağırdı:

Aa, bu babaanne! Aynı resmimizdeki gibi!

Gülşen gözlerini albüme dikti, inanamadı; Gerçekten, genç Gülseren Hanımın fotoğrafıydı.

Bu fotoğraf sizde nasıl var? diye sordu Gülşen soluk soluğa.

Meral Hanım Gülşene uzun uzun baktı.

Yoksa… Gülserenin kızı mısın? dedi sonunda. Benim de aklım almıyordu; şimdi anlaşıldı.

Annemle nereden tanışıyorsunuz? diye sordu Gülşen.

Genç kızken ayrılmaz arkadaştık, dedi Meral Hanım. O jimnastikteydi, ben konservatuvarda. Hep birlikte geçerdi günler. O daha yetenekliydi; ben ikinci at olmak istemedim, o yüzden müziğe döndüm.

Peki neden bir daha görüşmediniz? diye sordu İnci.

Sonra büyüdük. Annen babanın antrenörü İhsana âşıktı; sonunda ben onunla evlendim. Üç ay sürdü evlilik, soyadını da ben aldım. Senin annenin ise spora devam etmesi engellendi, dedi.

O gün, Gülşen annesiyle Meral Hanımı buluşturmanın yollarını düşündü. Şans, önüne kendiliğinden çıktı.

Bir gece Meral Hanım yine Gülşen ve İnci ile kalmasını istedi. Gülseren Hanım sabah İnciyi almak üzere köşke geldi.

Gülseren Hanımın eski paltosuyla merdivenlerde görünce, Meral Hanım sinirliydi.

Kim geldi? diye sordu Meral Hanım.

Merhaba Meral, dedi Gülseren Hanım soğukça. Görüşmek istemezdim ama mecbur oldum.

Senden de iyi bir şey beklemezdim zaten, dedi Meral Hanım. Hayat seni de yıpratmış.

Herkesle aynı kader, yanıtladı Gülseren Hanım. Ama benim kızım, torunum var; sen ise bakıcısız kalınca zorlanıyorsun.

Senin bu kadarına bile sahip olamadığına şaşmamalı, alay etti Meral Hanım. Hâlâ eski soyadını taşıyorsun.

Gülseren Hanım yumuşadı.

Ah Meralciğim… Yine de sana kötülük yapmadım, dedi içtenlikle. Hani beş yıl önce seni bir erkek kandırmaya kalkıyordu, ben sesimi değiştirip uyardım.

Meral Hanım sapsarı kesildi.

Demek o gizli telefonu sen açtın…

Seni hiç kıskanmadım, ama o adamı göz göre göre eline düşmene vicdanım el vermedi, dedi Gülseren Hanım.

Meral Hanım boynunu büktü.

Beni para göz o adamdan sen kurtardın, dedi.

Şimdi gidelim, İnci uyudu, dedi Gülseren Hanım.

Dur, senin hayatın nasıl geçiyor? diye sordu Meral Hanım.

Küçük bir evimizde, dedi Gülseren Hanım. Bize yetiyor.

O zaman karar verdim, dedi Meral Hanım birden. Hemen bu eve geliyorsunuz. İnci için bir oda hazırlayacağım, konuşacak onca şeyimiz var. Kim bilir, iki yaşlıya ne kadar ömür kaldı.

Gülseren Hanım şaşkındı.

Vakit kaldı mı ki?

Sekiz ay kadar…

Hastalık mı?

Kalp, dedi Gülseren Hanım. Fakat para yok.

Tamam, bu evi paylaşıyoruz, dedi Meral Hanım. Tartışma.

O hafta köşk şantiyeye döndü: ustalar, mobilyacılar, boyacılar… Akşamları Meral Hanım ve Gülseren Hanım sohbet ederlerdi. Taşınmalar ve tadilat bitince, Meral Hanım duyurdu:

Gülseren, belgelerini doktora gösterdim. İki haftaya ameliyat olacaksın. Oğlum gibi bir kardiyolog buldum. Flört etmeye kalkma.

Sen kontenjan mı ayarladın? dedi Gülseren Hanım şaşkın.

Beklemekle olmaz, ödedim gitti, diye yanıtladı Meral Hanım. İncinin aktif bir babaannesine ihtiyacı var, çünkü ben artık yaşlandım.

Ameliyat Gülşenin hastaneye yatırılmasıyla gerçekleşti. Cerrah genç ve alçak gönüllüydü: doktor Volkan Demirci, profesör oğlu ama Anadoluya hizmet etmiş, mütevazıydı.

Gülşen, Volkan Beyin annesine gösterdiği ilgiden etkilenmişti. Volkan da Gülşenin ailesine şefkatle bağlılığına hayran kaldı. Aralarındaki sıcaklık giderek dostluktan öteye ilerledi.

Annesinin rehabilitasyonu kısa sürdü, Gülşen köşk ile klinik arasında mekik dokudu. Çünkü Meral Hanım hastalığı ilerleyince masaj ve bakım ona iyi geliyordu. İnci de artık babaannem diye hitap etmeye başlamıştı.

Bir akşam Meral Hanım, Gülşene döndü:

Artık bana bakıcı olarak çalışmanı istemiyorum.

Yerime biri mi gelecek? diye şaşırdı Gülşen.

Yok, sana iyi bir masaj eğitimi ayarladım. Okulunu bitir, iyi bir terapist ol. Ücretini ben karşılayacağım, yeter ki bana söz ver, bırakmayacaksın, dedi Meral Hanım.

Gülşen sevinçle kabul etti. Kurslarda hocalar Gülşeni yetenekli buldu. Kursun sahibi Sami Bey, Benim yeni açtığım Ferah Masaj Merkezinde çalışır mısınız? dedi.

Gülşen mutluluktan ağladı.

O günden sonra daha da çok çalıştı. İş saatinin yarısını eğitime, kalanını ailesine ve Meral Hanıma ayırdı. Kısa sürede şehirde en iyi eller diye anılmaya başladı.

Bu süreçte Volkanla bağı güçlendi. Hafta sonları parklarda, tiyatrolarda zaman geçirdiler. Gülseren Hanım işine döndü, ama Meral Hanım yataktan kalkamaz olmuştu.

Volkan birçok hastasını Gülşene yönlendirdi, Gülşenin bilgisi arttı, bu sayede Volkanla hayatları daha çok örtüştü.

Evleri artık, Meral Hanım’ın evi olmuştu. Bir akşam Meral Hanım son bir kez dostlukla tebessüm etti:

Aman diyeyim, kızlarımı üzersen Volkan Bey, halinden çekersin.

O gün anladım ki insanın kendi dediği aile kan bağıyla sınırlı değil. Kim bazen hayatımıza tesadüfle girip gerçek bir yakın olabilir. Sabreden, emek eden ve iyiliği paylaşan için sonunda mutlaka bir karşılık var. En önemlisi ise insanın hayalinin peşinden giderken yoldaki insanları ve kendini unutmaması gerektiğiymiş…

Rate article
Lifequest
İkinci Kayınvalide