Sahte Güzellik
Yok artık! Gerçekten mi ayrıldınız? İnanamıyorum! Elif, şaşkınlık içinde arkadaşına bakarken yüzünde öyle büyük bir şaşkınlık vardı ki, Tolga bir an ne diyeceğini bilemedi. Gözleri irileşti, kaşları neredeyse saç diplerine kadar kalktı, dudakları hafifçe aralandı ona bu haber öylesine inanılmaz geliyordu ki. Sen Melis’i el üzerinde tutuyordun! Herkese sizi örnek gösteriyordum Hatta ben de sizin gibi bir ilişki hayal ediyordum!
Ciddi söylüyorum, Elif Tolga camdan dışarı donuk bakışla bakarken suratı asılmıştı. Camın ardında yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, damlalar camda izler bırakıyordu. O kasvetli hava Tolganın ruh halini birebir yansıtıyordu. Kendini bomboş hissediyordu. Beş yıllık ilişkinin verdiği alışkanlık ve huzur yerini hüzne, içsel bir boşluğa bırakmıştı. Elini yumruk yapıp sıkmış, parmakları beyazlaşmıştı. Sesi titredi, devam etti:
Bitti artık, anla. Bitti
Ama neden? Elif öne doğru eğildi, arkadaşının yüzündeki duyguyu okumaya çalışıyordu. Melis seni altı ay bekledi. Hem de İstanbuldayken sen Ankaradaydın. Sana hep sadık kaldı, kimseye yüz vermedi!
Sen bunları nereden biliyorsun? Sen başka şehirde yaşıyorsun, Tolga acı ile gülümseyerek ekledi: Bu da kadın dayanışmasının tipik bir örneği, değil mi?
Evet, başka şehirdeyim ama unutma, dedi Elif, hiç alınmamış bir şekilde. Sandalyeye arkasını yasladı, kollarını göğsünde kavuşturdu, gözlerinde ise arkadaşına duyduğu endişe okunuyordu. Hafifçe sırıttı. Melisi senin yokluğunda tanıyan çok arkadaşım var. Duyduğuma göre dış görünüşüne bayağı önem vermeye başlamış, ama detayları bilmiyorum. Saçını değiştirmiş, spor salonuna yazılmış, gardırobunu bile yenilemiş. Bütün bunlar, sen şehir dışındayken olmuş. Çok emek vermiş Tolga.
İşte tam da bu yüzden ayrıldık zaten! Tolga hızla antreye koştu, montunun cebinden telefonunu aldı. Hareketleri telaşlı ve sinirliydi, adeta düşüncelerinden kaçmak ister gibiydi. Sonunda telefonu bulup Elifin yanına geri dönerken, Bir fotoğraf göstereceğim, başka söz söylemeye gerek yok dedi. Sen Melisi benim gitmeden önceki haliyle hatırlıyor musun?
Tabii, diye gözlerini devirerek cevap verdi Elif, ama sesi hafifçe titredi. Kafasında eski Melisi canlandırmaya çalıştı: Çok tatlı bir kızdı. Uzun, dümdüz kumral saçları, büyük ela gözleri, minik bir burnu vardı Güzel bir fiziği vardı, sadece üst tarafı biraz küçüktü ama seni bunu hiç dert ettiğini hatırlamıyorum.
Aynen, sorun değildi ki! Tolga’nın sesi birden yükseldi, sonra tekrar alçak bir tonda devam etti. Ben onu olduğu gibi seviyordum! Ama ben gider gitmez, o aklıevvel kız arkadaşları hemen beynini yıkadı. Ona dediler ki, “Değişmezsen Tolga seni bırakır.” O da inandı. Kendi için değil, sırf ben onu sevimli bulayım diye değişti.
Bu kadar mı kötü yani? Elifin içi sıkışmaya başlamıştı. Sandalyenin kolunu kuvvetle tutup kaşlarını çatmaya başladı; hayalinde ne olduğunu tam çözemiyordu.
Bak kendin gör! Tolga ekrana basarak Elifin burnunun dibine telefonu uzattı. Fotoğrafta Melis vardı ama Elifin hatırladığı Melis değildi bu.
O gurur duyduğu gür saçlar, yerinde yeller esiyor; saçları küt gibi kısa, platin sarısına boyanmıştı. Kısa saç ensesini açıyor, ama zariften çok kafası büyük duruyordu. Dudaklarına estetik yapılmış, adeta balon gibi duruyordu, yüzünün dengesi tamamen değişmişti.
Melis bir on kilo kadar zayıflayıp hem bacakları hem kolları çok ince, adeta yorgun görünüyordu. Yanakları çökmüş, gözlerinin altında mor halkalar Tolganın dayanamayıp en çok kızdığı ise, meme büyütme ameliyatı olmuştu. Halbuki Tolga bunu hiç istemez; her zaman doğallığı sevdiğini söylerdi.
Onu havaalanında karşılamaya geldiğinde bir an tanıyamadım, Tolganın sesi alttan alta sarsılıyordu. Bir adım ileri yürüdü, sinirle duvara yumruk vurdu, acı ile elini salladı. Altı ayda kendini bu kadar nasıl değiştirdi? Hiç mi aklına gelmedi ben onu olduğu haliyle beğeniyorum?
Tolga bir türlü kendine gelemiyordu. Odanın içinde dört dönüyor, elleriyle anlatıyor, bazen olduğu yerde donuyor, bazen hızlı adımlarla tekrar yürüyordu. Yüzü hiddetten kızarıyor, aniden soluyordu.
Elif onu en iyi anlayanlardan biriydi. Bu altı ay boyunca Tolganın işteki baskıdan, gitmek zorunda kalmasından, Melisi yalnız bırakmaktan ne kadar rahatsız olduğunu biliyordu. Sık sık telefonda konuştular, ne kadar özlediğini söylediler. Şimdi ise karşısında bambaşka biri duruyordu.
Belki de sana güzel görünmek istedi, Tolga, dedi Elif usulca, yanına yaklaştı. Belki birileri ona böyle daha iyi olacağını, senin çok beğeneceğini söyledi
Tolga gülümsedi acıyla, başını iki yana salladı:
Sana yakışmak için mi? Fakat o kendini kaybetti, Elif. Ben onu, o olduğu için seviyordum; şimdi ise karşımdakinin kim olduğundan emin değilim.
En çok kafasına takılan bir şey vardı: Melis, aylardır görüntülü konuşmalardan kaçıyordu. Hep telefonu açıyor ama, “sana büyük bir sürprizim var!” diyerek geçiştiriyordu. Tolga bir ara Melis aldatıyor mu diye düşündü, hatta arkadaşına Melisin çevresini kollamasını rica etti.
Bir iki gün sonra arkadaşı aradı:
Bir sürpriz hazırlığında, doğrusunu söylemek gerekirse, sen pek sevinmeyeceksin gibi. Ama başka kimsesi yok, seni bekliyor. Sürekli adını anıyor. dedi.
Tolga biraz rahatladı. İçini kemiren şüphenin yersiz olduğuna inanmak istedi. Arkadaşı Melisin fotoğrafını yollamak istemişti, Tolga ise, “Sürpriz olsun” diyerek kabul etmemişti. Keşke o gün görseydi; belki kız arkadaşını tüm bu değişikliklerden vazgeçirirdi.
Dönüş günü Tolga’nın içi içine sığmıyordu. Uçakta her beş dakikada bir saati kontrol etti, takside ceketin kenarını mıncıkladı. Kafasında mutluluk hayalleriyle havaalanı kapısından çıkarken onu tanıyamadı.
Melis karşısında değişmiş halde duruyordu. Aynı Melis değildi. Şaşkınlıkla gözlerini kısıp tekrar tekrar baktı; her zamanki kokusunu, huzurunu anımsıyordu ama karşısındaki insan başka biriydi.
Tolga! Seni ne kadar özledim, Melis kollarını Tolgaya atmak için açtı, ama Tolga bir adım geriye çekildi. Melisin gülümsemesi soldu, gözlerinde hüzün ve şaşkınlık.
Ne oldu, Tolga? Benim beklemediğin kadar iyi oldum diye mi şaşırdın? dedi endişeyle.
Hangi Melis’im gitti, bilmiyorum, dedi Tolga, boğuk bir sesle. Hasta mısın? Ne oldu o güzel saçlarına, o gülüşüne? Beni hiç düşünmedin mi?
Yani şişman mıydım demek istiyorsun? diye Melis dudak büzdü, sesi titriyor, gözleri yaşlarla doluyordu. Boş ver, söyle bakayım. Artık seninle yan yana yürümekten utanmayacaksın. Gör işte, modern ve tarz oldum!
Kim dedi ki şimdi beraber dışarı çıkmak istiyorum? dedi Tolga, sesi daha da sertleşti. Sen doğallığını, kendiliğinden güzelliğini kaybettin!
O sırada Melisin yanındaki kız arkadaşları arasına girip:
Melis şimdi dergilere kapak olacak bir güzellikte! Bak, ne kadar talibi çıktı son aylarda! Bunu senin için yaptı, diye atıldı.
Tolga öfkeyle döndü ona:
Hayır, kendisi için yaptı, dedi sertçe. Beni asla böyle bir noktaya koymayın.
Tekrar Melise döndü, sesini biraz kısarak:
Melis, sen nasıl düşündün böyle mutlu olacağımı? Ben seni gerçek halinle seviyordum. Şimdi ise karşımda bambaşka biri var. Seninle gelecek planları yapıyordum, evlenme teklif edecektim, yüzük bile aldım Ama ben bir bebek gibi yapay birine hayatımı adayacak biri değilim.
Melisin gözlerinden yaşlar aktı. Titrek sesle,
Sadece senin hoşuna gitsin istedim, yeterince güzel olmadığımı düşündüm Özür dilerim, diye mırıldandı.
Ama Tolga onu orada bırakıp gitti. Melis arkasından seslendi, birkaç adım attı, ama arkadaşları tuttular.
Bırak, gitsin! dedi bir arkadaşı, Melisi teselli etmeye çalışarak. Sen şimdi çok güzelsin, herkes sana bakıyor, Tolga bir şey kaybetti, sen değil.
Ama Melis ne duyduysa boşuna Gözlerinden yaşlar aktı gitti, ve kalbinde derin bir boşluk kaldı.
Tolga eve döndüğünde Elif’e, yaşadıklarını anlatırken:
Gerçekten evlenmek istiyordum, onsuz olmaya inanamıyorum, diye hıçkırdı. Onu o kadar çok sevdim ki Ama şimdi bambaşka biri oldu. Sanki tanıdığım o Melis yok artık.
Bir süre sessizlik oldu. Tolga yere bakarak konuşmaya devam etti:
Neden siz kadınlar, kendinizi hep başkalarına benzetmeye çalışıyorsunuz? Melis’e defalarca “güzelsin” dedim, özel olduğunu gösterdim. Ama o, başkalarının sözlerine inanıp her şeyi sil baştan yaptı sanki kimliğini sildi.
Asıl canımı acıtan, şu yanında dolanan kızlardan biri her şeyi bilerek, isteyerek yaptı. Sonra bana gelip, “Senin için en iyisi benim; çünkü ben doğaldan yanayım,” dedi. İnanabiliyor musun? Evi başıma yıkacaktım neredeyse!
Elif üzülerek, dostça elini Tolganın omzuna koydu.
Ne olacak şimdi, konuştunuz mu Melisle? diye sordu nazikçe.
Şimdi yeni görünümünü seviyor. Değişmek istemiyor. Beni vicdanımla vurmaya çalıştı, altı ay bekledim seni, dedi Onu seviyorum. Ama tanıdığım, gönül verdiğim Melis yok artık. Yerine, tanımadığım bir başkası geldi.
Elif sessizce elini Tolganın elinin üzerine koyup biraz sıktı. Ona hiçbir şey söylemek istemedi; sadece yanında olduğunu hissettirdi.
Bir süre iki arkadaş sustu. Nihayet Tolga, uzaklara dalmışca konuşmaya başladı:
Bir sonbahar günü, İstanbulda Modada yürürken, Melis Tolga, ben böyle hep birlikte olmak istiyorum, demişti. Ben de Olacağız, söz, demiştim. O kadar inanmıştım ki
Bir süre sessizlik oldu, sonra Tolga tekrar konuştu, sesi titrek:
Şimdi ise, Melis’e her baktığımda çok güzel biri görüyorum ama bu güzellik bana ait değil gibi geliyor. Karekterini, ruhunu kaybetmiş gibi Nasıl bu kadar hızlı değişebildik, Elif?
Gözyaşları yanaklarından aktı, Tolga sessizce ağladı. Elif ona iyice yaklaştı, sarılıp destek oldu.
Sen suçlu değilsin, Tolga. Hep yanında oldun, değer verdin, elinden geleni yaptın. Ama bazen insanlar başkalarının etkisinde kalıp kendi değerini unutuyor. Sen kimseyi suçlama. Hayat bazen böyle karmaşıktır.
Tolga başını kaldırdı, sesi kısıldı:
Belki de biraz daha anlayışlı olmam gerekirdi. Belki bana yetmeyeceğini düşündü, kendini yetersiz buldu Onu kırmak istemezdim.
İç savaşını sürdürürken Elif, dostça:
Sen de duygularında haklısın. Sınırlarını bilmek ve önemsemek herkesin hakkı. Ama içinde hala bir umut varsa, Melisle konuş. Duygularını ve düşüncelerini açıkla, onun da anlatmasına fırsat ver. Yoksa, ömrün boyunca Acaba farklı olur muydu? diye düşünürsün.
Tolga gözyaşlarını sildi, pencereden dışarı baktı. Yağmur nihayet durmuş, gökyüzünde günbatımının kızıllığı bir huzur sunmuştu.
Belki de anlaması gereken en önemli şey şuydu: Hayatta insanı bir başkası için değiştirmek, kendini kaybetmek pahasına olamazdı. Gerçek bağlılık, iki tarafın da kim olduğunu, ne istediğini olduğu gibi kabul etmesinden geçerdi.
Çünkü, güzellik gelip geçici; insanın ruhu, sıcaklığı ve paylaştığı anılar kalıcıydı. Ve insan ancak kendini sevdiğinde, başkasından da gerçek sevgiyi bulabilirdi.




