— Ne yapıyorsunuz siz benim yazlığımda? Size anahtar vermedim ki, — ev sahibi kapıda donup kaldı, akrabaların kurduğu sofraya bakakaldı

Hayırdır, benim yazlıkta ne işiniz var? Anahtarları size verdiğimi hatırlamıyorum, dedi evin sahibi kapıda kalakalmış, aile efradının masadaki şölenine gözlerini dikip.

Nermin Hanım yazlık almak için tam on iki yıl para biriktirdi. Her bin lira, bir özenle kenara atılıyordu ya emekliliğinden kısıyor, ya yemeğini sadeleştiriyordu, arada günlük işlerle de ek gelir kazanmaya çalışıyordu. Nihayet, o hayalini kurduğu eski yazlık evi alacak kadar birikim olunca, rüyasında bile inanamamıştı: Benim de artık Yazlıkçılar Birliği Sitesinde kendime ait bir mülküm var!

Yazlık tabii, elden geçmeyi fazlasıyla hak ediyordu. Her adımda zangırdayan bir veranda, boyaları kabarmış, ağacın yer yer kararmış tahtaları, girişte ise önceki sahiplerinden kalan bir çöp yığını.

Anne, bak şu an proje yetişiyor, diye savuşturdu oğlu Burak, Nermin abla usulca ondan yardım isteyince. Belki sonbahara bir şey yaparız.

Kızı Melike de bahanesini buldu: Annecim, bizim de evde tadilat var, Egeyi de spora götüreceğiz, hiç vaktimiz yok. Ya birini tut ya da idare et kendin.

Yeğeni Can ise telefona bile bakmadı Meşgulüm, sonra ararım yazıp geçti. Tabii sonra da aramadı.

Nermin Hanım üzülmedi; zaten yıllardır alışmıştı kendi kendine yetmeye. Komşusu Pakize Abladan çilingir maharetli yerli ustalar Veyselle Serdar için tavsiye aldı. Cüzi bir ücrete ne iş olsa yapıyorlarmış.

Nermin Teyze, dedi Veysel, evi incelerken, ev aslında taş gibi, sadece biraz bakımsız kalmış. Hallederiz, hiç dert etme.

Gerçekten de, adamlar işinin ehli çıktı. Verandayı sağlama aldılar, evi cıvıl cıvıl maviye boyadılar, çöpün hepsini atıp tertemiz ettiler. Nermin Hanım da işçilere ev usulü yemekler yaptı, çayını, böreğini eksik etmedi.

Böyle ev sahibi kolay kolay bulunmaz, dedi Serdar karısına. Hem karnımızı doyurur hem helalinden öder hem üstüne bir de teşekkür eder ya!

Tadilat bitince Nermin Hanım minik bir sera kurdu, verandaya lambalar astı, saksılı çiçeklerle süsledi her köşeyi. Evin içi dışı şeker gibi oldu. Akşamları, çayını alıp verandaya oturuyor; kuş seslerini dinliyor ve şehrin hengamesinden uzaklaşmanın tadını çıkarıyordu.

Mahalledeki insanlar da tam Anadolu insanıydı, samimi ve cömert. Pakize Abla hep çaya uğruyor, fide getirip bahçecilik sırlarını anlatıyordu. Veyselle Serdar da arada sırada ziyarete gelir, artık işi değil, lafa gelip muhabbet ediyorlardı.

Burada cennet gibi köşe yapmışsın kendine, derdi Pakize Abla hayran hayran. Mis gibi olmuş, insan huzur bulmuyor da ne olur!

Ama yazlığın fotoğrafları aile sohbet grubuna düşünce, akraba birden hareketlendi.

Anne, ne zaman ev partisi yapıyorsun? diye yazdı hemen Burak.

Nermin Teyze, çocuklarla hafta sonu gelsek olur mu? gelini Zeynep de atladı.

Nermin Abla, şahaneymiş yer! Bir açılışı hak ediyor! dedi Can, ardı sıra.

Yeni ev partisi yapıldı. Millet tam kadro geldi; hem tadilatı övdüler, hem ortamın şıklığına hayran kaldılar. Burak da itiraf etti: Anne, iyi ki kendi başına kalkışmışsın, biz beceremezdik.

Vallahi abla, burası tam dergiye çıkmalık, deyip Zeynep her köşeyi Instagrama koydu.

Ama partiden sonra istekler coğaldı.

Anne, her hafta sonu gelsek olur mu? Çocuklar temiz hava alsın, diye dolaylı sordu Burak.

Nermin Abla, arkadaşlarla da geliriz, yer bol, sıkıntı olmaz değil mi? ekledi Can.

Ama Nermin Hanım hep kibarca reddetti. Yazlık onun kaçış köşesiydi, huzur adasıydı. Orası akraba kulübüne dönüşmesin istiyordu.

Bakın, benim burada tabiatla başbaşa kalmam lazım, açıkladı. Bu benim küçük mutluluğum.

Aile pek hoşlanmasa da kabullendi; grup sohbetine zaman zaman Çok bencil oldu, Sevinci paylaşsa ya, hafif iğnelemeler de gelse.

Yaz başında kötü bir haber geldi; annesinin kuzeni, teyzesi Hüsniye Hanım, Manisada ağır hastalanmış. Doksan yaşında, yanında kimse yok, hastaneye yatmak istemiyor.

Bir gitmek lazım yanına, dedi Nermin abla kızına.

Anne, ne gerek var şimdi? Yirmi senedir görüşmüyorsunuz, diye caydırmaya çalıştı Melike.

Burak da karşı çıktı: Anne, yaşlandın artık, ne zahmete giriyorsun?

Ama Nermin Hanım gitti. Hüsniye Teyze küçük evinde zayıf düşmüş ama aklı yerinde, yeğenini görünce gözü parladı.

Ay Nermin, ciğerim, geldin ya… Ben öldüm sandım, kimse de uğramıyor.

Nermin Hanım iki hafta boyunca ona baktı: yemek yaptı, temizlik yaptı, kitap okudu. Hüsniye Hanım eski hatıraları anlattı; aileyi, savaştan sonraki yokluk günlerini.

Bir tek senin gönlün başka, dedi yaşlı teyzecik. Gerisi bayramdan bayrama arıyor, onda da akıllarına gelirse.

Vefat edince, meğer Hüsniye Hanım tüm mirası Nermin Hanıma bırakmış: küçük ama merkezi bir daire, üstüne de güzel bir miktar bankada TL.

Çünkü bir senden başkası gelmedi, dedi avukat, merhumun sözüyle. Bir tek senin için var olduğunu hissetmiş.

Cenazeden dönen Nermin Hanım bitkin ve üzgündü. Sadece yazlığında sessiz kalışıp teyzeyi yad etmek, hayatı düşünmek istiyordu.

Ama evinin önüne gelince anlaşılmaz kahkahalar, müzik sesleri yazlığın ışıkları yanıyor! Yavaşça verandaya çıkıp içeri göz attı:

Tüm akraba masa başında! Burak eşi ve çocuklarıyla, Melike eşiyle, Can sevgilisiyle gelmiş. Masada mezeler, kekler, şaraplar… Tam bir curcuna!

Hayırdır yavrularım, burada ne işiniz var? Anahtarları size kim verdi, deyince Nermin, kapıda dondu kaldı.

Bir sessizlik oldu. Sonra Burak mahçup bir ifadeyle kalktı: Anne, şey… Hüsniye Teyzenin mirasını kutluyorduk. Sen de sorun etmezsin sandık.

Peki anahtarlar? diye serin bir sesle sordu Nermin Hanım.

Komşular verdi, diye kısık sesle Melike. Sen istedin sandılar.

Abla, kızma, gülümsedi yağcılıkla Can. Aileyiz ya, miras herkesin mutluluğu sonuçta!

Nesi herkese? Nermin Hanım içindeki öfkeyi zor tuttu. Hüsniye Teyze hastayken neredeydiniz? Ölürken kim yanındaydı? Tek ben baktım, ben uğurladım!

Ama anne, ciddiyeti bilmiyorduk, diye kekeledi Burak.

Nasıl bilmiyordunuz? Nermin Hanımın sesi sertleşti. Herkese söyledim durumunu! Ama sizin vaktiniz yoktu; birinizin projesi, diğerinin tadilatı, herkesin acelesi vardı! Şimdi ev bırakınca akrabalık aklınıza geldi öyle mi?

Yapma ama, lafa karıştı Zeynep. Biz sadece sevinci paylaşmak istedik…

Sevinç mi? Nermin Hanım, ona küçümseyerek baktı. Birinin ölümü sizin için mutluluk sebebi mi?

Anne, onu demek istemedik, dedi Melike pısık bir sesle.

Ya ne dediniz? Benim mirasım sizin ortak malınız mı? İznim olmadan evime girip burada cirit mi atacaksınız?

Aile üyeleri şaşkınca birbirine baktı; bütün eğlence havası dağıldı.

Yeter, dedi Nermin Hanım kararlı bir sesle. Toplanın ve hemen gidin. Şimdi.

Anne, ne olur…

Şimdi! Yoksa hemen polisi ararım!

Akrabalar telaşla yiyecekleri, oyuncakları topladı; homurdanarak uzaklaştılar: Bu kadar sinirleneceğini beklemiyorduk, Çok alındı ya.

Son araba dönemeçten kaybolunca, Nermin Hanım verandanın basamağına oturup ağladı. Hem yorgunluktan, hem kırgınlıktan, hem de en yakınlarının böyle çıkmasından…

Bir süre sonra Pakize Abla geldi.

Hayırdır Nermin Hanım, sesler duyduk, dedi telaşla.

Bir şey yok, gözyaşını sildi Nermin Hanım. Bir akraba ziyareti…

Şey, anahtarı istediler, izin verdin sandık, biz de verdik. Affet, bizde kabahat…

Dert değil, Pakize. Kimin neci olduğu belli oldu işte.

Aman ne fena insanlar! söylendi Pakize. Bizim saf kalbimizi kullanmışlar!

Veyselle Serdar da gelip geçenleri öğrenince ses ettiler.

Nermin Teyze, bize haber et, dedi Veysel. Oralarda yine ortalığı karıştırmasınlar.

Merak etmeyin, dedi Nermin Hanım huzurla. Ben onlarla bir daha yolumu kesiştirmem.

Helal olsun, dedi Serdar. Aile, kanı taşıyan değil, yanında olan insandır.

Nermin Hanım baktı çevresine: İşinin ehli, içten komşuları; çocuklarından çok daha yakın Ve anladı ki Hüsniye Teyze haklıymış: Gerçek aile, başı sıkışınca yanında olanlar; mirası için değil, insanlığı için sevenlerdir.

Ertesi gün, kapının kilidini değiştirdi, Pakize Ablaya da yeni anahtarı uyardı: Akrabadan başkasına verme!. Kendi cennet köşesi, kendi huzurlu dünyası olacaktı burası.

Akşam çayını güçlüce demledi, Hüsniye Teyzenin fotoğraflarını önüne koyup, uzun süre geçmişi hatırladı. Son dersi şu oldu: Gerçek zenginlik para ya da miras değil, seni seven insanlarla çevrili olmakmış.

Telefonda akrabalardan hâlâ incinmiş mesajlar akıyordu. Ama Nermin Hanım açmadı bile. Ne gerek var? Söylenecek her şey zaten söylenmişti.

Rate article
Lifequest
— Ne yapıyorsunuz siz benim yazlığımda? Size anahtar vermedim ki, — ev sahibi kapıda donup kaldı, akrabaların kurduğu sofraya bakakaldı