Saatlik Büyükanne Hizmetiyle Çocuklarınıza Sıcacık Bir Anadolu Şefkati

Bir Saatlik Büyükanne

Hüseyin Bey, özür dilerim ama bugün biraz erken çıkmam gerekiyor, müsaade eder misiniz? Çocuğum hastalandı.

Ayşegül masasının üzerine hazırladığı evrakları ve ertesi günün görüşme listesini bıraktı. Mesai bitimine daha bir saat vardı, ancak anaokulundan iki kere aramışlardı, bu nedenle cesaretini toplayıp izin istemeye karar vermişti. Bu inşaat şirketinde çalışmaya yeni başlamıştı ve sekreterlikte deneyimi olmadan, iş ilanında yazan dış görünüş şartlarını karşılamadan işe alınmayı bir mucize gibi görüyordu. Görüşmeye gitmeden önce aynada kendine bakıp başını sallamıştı:

Bu madde kesinlikle benden bahsetmiyor.

Yıllardır saklayıp durduğu eski hırkası hâlâ bozulmamıştı ama eteğinde sökükler vardı. O eteği annesi kendi elleriyle dikmişti, kumaşı özenle seçip günlerce başında durmuştu, her dikişi atarken dua etmişti.

Merak etme, hazır giyimlerden farksız olacak!

Annecim, el emeği bu, tabii ki güzeldir! Hafif beyaz bir yalan söylemişti Ayşegül; yine de bu cümlelerin annesine iyi geldiğini anlaması zor değildi.

Evlerinde lüks harcamalara yer yoktu. Babası hayattayken yeni kıyafet almak sorun değildi ama o öldükten sonra her şey değişmişti. Annesi Sevgi Hanımın hemşire maaşı zar zor yetiyordu. Bir de Ayşegülün babaannesi hastalanınca iyice zorlaşmıştı. Gelinkayınvalide ilişkisi, en hafif deyimle, gergindi.

Bak Sevgi! Aile kavramı sende hiç yok! Eh, soyun böyle olunca şaşırmamak lazım. Ama artık bizim ailemize aitsin, lütfen alışmaya çalış, ailede herkes birbirine karşı sorumluluk hisseder.

Ayşegül, babaannesinin söylediklerinin ne kadar ağır olduğunu çocuk aklıyla pek anlamıyordu. Kulağa güzel geliyordu ama zamanla bunların boşa söylenmiş laflar olduğunu öğrendi. Hep tek taraflıydı sorumluluklar. Annesi, Sevgi Hanım, maaşının büyük çoğunluğunu kaynanasının ihtiyaçlarına ayırırken, o ise yalnızca aldığıyla yetinip hiç karşılığını vermezdi. Bitmek bilmeyen dırdır ve şikayetler, Sevgi Hanımın üzerine yağıyordu.

Anne, niye susuyorsun? Neden cevap vermiyorsun? Ayşegül, yaş aldıkça, babaannesinin annesine ettiği laflara anlam veremiyordu. Sevgi Hanım genelde Ayşegülü kayınvalidesine götürmezdi ama bazen mecbur kalırdı.

Çünkü kızım, doğru bildiğim için. Bir de biliyorum, o yalnız ve hasta bir insan. Bizden başka kimsesi yok. Teyzesiyle küstü, yeğenleriyle bağı koptu. Katlanıp ütülediği çamaşırları yerine yerleştirirken anlatırdı Hem babana söz verdim. Onu yalnız bırakmayacağım dedim. Sözüme sadık kalmam lazım.

Ayşegül, babaannesine kızardı, içindekileri söylemek isterdi ama annesi her defasında onu yumuşakça uyarırdı.

Gerek yok kızım. Önemli olan doğru yaptığımı bilmem. Emin ol, büyükanne hiçbir şeye muhtaç değil.

Zaten muhtaç olmazdı ki! diye içinden homurdanırdı Ayşegül, büyüdükçe çevresini daha iyi gördüğünde.

Babaannesinin zengin olduğunu sonradan öğrenmişti. Geniş bir dairesi, kiraya verdiği bir evi, yüksek emekli maaşı ve bankada yüklü bir parası vardı. Buna rağmen annesinden para almaya utanmazdı.

Neden senden para alıyor anne, parası yetmiyor mu? Ayşegül, annesiyle geliri-gideri hesapladıkları deftere öfkeyle karalıyordu.

Ayşegül! Sevgi Hanım elindeki mutfak bezini tezgâha fırlatırdı.

Ne var Ayşegül?

Yeter, lütfen. Annesi sesini yumuşatırdı. Kimseye benzemeye çalışma. Unutma, büyükanneye ait olan, ona ait. Bizim değil, hiç de olmayacak. Sakın kendine ait hissetme.

Ayşegül, annesinin ne demek istediğini ancak babaanne vefat ettiğinde anladı. Miras vasiyetnamesiyle birlikte bir mektup bırakmıştı ama tüm malı yeğenlerine bırakmıştı. Ayşegül, annesine neler yazdığını sorunca bir kere cevap alabildi:

Onlara bıraktı çünkü onlar kanından. Başka soru sorma, gerek yok. Geçmişte ne varsa orada kalsın.

Benden şüphe mi etti? Ayşegül dayanamamıştı.

Hayır. dedi Sevgi Hanım. Sadece bana fazlasıyla benzediğini düşündü. Sen de onda babana dair bir şey göremiyorum dedi. Yabancı kan dedi.

Gerçekten mi anne, babama benzemiyor muyum?

Tıpkı baban gibisin. Hem de çok! En çok karakter olarak. Babandan daha iyi bir insan tanımadım. Buradan şunu öğren: Ailenden sadece iyi olanı al, kötüsünü unut, geçmişte bırak.

Ayşegül tartışmadı. Her şeyi tam anlamasa da annesinin anlatmaya çalıştığının önemli olduğunu görüyordu.

Zaman geçti. Ayşegül üniversiteyi kazandı; bahsi geçen o etek de o yıllarda annesi tarafından dikilmişti. Hem sınavlarını o etekle verdi, hem derse onunla gitti, hem de ilk iş görüşmesine O etek uğurluydu. Zaten başka giyebileceği bir şey de yoktu. İş görüşmesine kot pantolonla gitmek olmazdı ya!

İlk girdiği anda arkasında fısıldaşmaları duymuş, Lida Hanımdan öğrendiği gibi dik yürümüştü.

Hanımefendi, meslekte hiç tecrübeniz yok, küçük çocuğunuz var, daha önce nerede çalıştınız?

Üniversitede ders anlatıyordum.

Neden alan değiştirdiniz?

Yeni bir alan denemek istedim. Ellerini zor kontrol ediyordu ama dizleri titriyordu. Reddedileceğini düşünüyordu.

Ama işe alındı. Sadece personel müdürünün, Ayşegül odadan çıktıktan sonra Bunu niye alıyoruz? diye fısıldamasını duymadı.

Patronu ile kısa sürede iyi anlaştı. Kahve makinesinin kullanma kılavuzunu incelediğini gören Hüseyin Bey gülmüştü:

İlk defa bir kadının bütün tuşlara basmadan, önce kılavuzu okuduğunu görüyorum! Anlaşılan, iyi geçineceğiz.

İş çok da zor değildi. Zaman geçtikçe Ayşegülün hafızasının ve çalışkanlığının farkına vardı herkes. Herkesi bulur, programı düzenler, gerekirse iptal ederdi; herkes memnun kalırdı. Tek sorun, arada çocuğu için işten erken çıkmasıydı.

Ayşegül Hanım, hepsini anlıyorum ama bu izinler rutine bindi. Yakında sekretersiz kalacağım. dedi Hüseyin Bey.

Başım ağrıyor galiba? İlaç vereyim mi?

Gerek yok, geçer. Tabii ki git. Çocuk, çocuk. Ama bakıcı düşünmelisiniz. Büyükleriniz yok mu?

Maalesef.

Hiç mi?

Hiç. Annem vefat etti, kimsem yok.

Üzücü. O zaman bakıcı?

Henüz bütçem el vermiyor. Ama bir yol bulacağım.

Ofisten çıktı, ruhu çökmüştü. Kreşte hasta olan oğlu Murat bekliyordu; evde de sıradan işler Kendini çaresiz ve yalnız hissetti; neden hep her şey böyle zordu?

Aslında bu cevabı biliyordu. Annesinin sözleri kulaklarında yankılandı hep:

Herkesin karşısına iyi insanlar çıkmayabilir. Ama çıktığında kıymetini bil.

Ya hiç çıkmazsa?

Olamaz! Sen matematikçisin, olasılığını düşün! Kötü insanlar çok azdır, çoğu kendisini düşünür, saldırmaz. Onları suçlamamalı. Herkesin derdi var. Benim isteğim, senin karşına iyileri çıksın.

Ayşegül, annesinin sözlerini düşünüyordu. Muratın babasını seçerken annesini dinlemeliydi keşke diyordu. Oğuz, genç ve hevesli bir bilim insanıydı. Ama hayalleri bambaşkaydı. Ayşegül aileyle bilimi bir arada isterken Oğuz yalnızca kendi yolunu düşünüyordu. Bir gün teklif aldı ve Ayşegüle rağmen yurt dışına gitmeye karar verdi.

Birkaç yıl bekleriz, sorun olmaz.

Oğuz Vaktim yok, çocuğumuz olacak…

Oğuzun yüzü değişti; aralarındaki bağ orada koptu.

Şimdi mi lazım? Ertelenemez mi? dedi gergin.

Hayır, olmaz. Ama endişelenme! Ayşegül kapıya yöneldi. Her şeyi hallederim. Yolun açık olsun!

Bir daha görüşmediler.

Murat, annesini kaybettikten bir ay sonra doğdu. Annesi Sevgi Hanım işte kalp krizi geçirmiş, tüm çabalarına rağmen kurtarılamamıştı. Ayşegül annesini uğurlarken ağlamamaya söz vermişti.

Sonra ağlarım annecim. Murat doğunca…

Ama sonra gözyaşına bile fırsat bulamadı. Murat zayıf, sürekli hastaydı. Ayşegül, yıkama, temizlik, gezdirme, yemekle koşturuyordu. Bir süre sonra üniversiteden ayrıldı.

Affet anne, hassas biriymişim. Dayanamadım fısıltılara. Ne günahım var? Doğurmam mı hata? Oğuzla evlenmemek mi? Belki dayatsam dedikodu olmazdı… Sen olsa boşver derdin. Ben de yoluma bakıyorum. Şimdilik çok iyi değil…

Sırası gelince Muratı kreşe verdi. İlk yıl en zoru oldu. Murat sürekli hastalanınca iyi bir işe giremeyeceğini anlayıp temizlikçilik yaptı; geceleri bir güzellik merkezinin yerlerini silip, Belki başka iş bulurum diye hayal kurdu.

Bütün bunları düşünerek anaokulundan oğlunu aldı, eczaneye uğrayıp eve döndü. Apartmanda karşı komşusu Asumana selam verdi:

Selam, Asuman!

Selam! Yine mi hastalandı? dedi Asuman Murata bakarak.

Maalesef. dedi Ayşegül, zor açılan kapı kilidiyle uğraşırken. Patron yakında beni kovacak. Bu ay ikinciye hastalandı, neredeyse yarım yıl iyiydi!

O kadarı az. Benim kız bir yıl hastalanmadı, sonra her ay sıkıntı oldu. Bakıcı tutsana sen? Maaşın arttı diyorlar?

O kadar da değil. dedi içini çekerek Ayşegül.

Bakıcılar pahalı. Keşke babaannen olsaydı.

Evet… Neyse, gidelim, Muratı yatırayım.

Ama Murat, annesinin hemen toparlanmasını sağladı. Onu yatırıp, çay içirdikten sonra sessizce bir şeyler yapmalı diye düşündü.

Birden kapı hafifçe tıklandı. Ayşegül, Murat uyurken internette ilanlara bakıyordu. İncecik bir ihtiyar sesiyle karşılaştı:

Merhaba Ayşegül kızım!

Kapıda aynı apartmandan Ayten Hanım duruyordu. Pek tanımazlardı, sadece selam verirlerdi.

Buyurun Ayten Hanım, bir şey mi oldu?

Senin bir saatlik bir büyükanne ihtiyacın var, değil mi?

Ne?! Ayşegül şaşkındı.

Hani, çocuğun hastayken yanında kalacak bir büyükanne Sıkışınca bakıcı bulmak kolay mı? Ben kendim geldim. Bakıcı olarak düşünür müsün beni?

Ayşegül afalladı. Pek tanımadığı birine çocuğunu bırakmak kolay değildi.

Nereden duydunuz bakıcı aradığımı?

Asuman söyledi. Fırsat bu fırsat, ben de geldim işte.

Ayten Hanım geçmişini kısa özetledi:

Burada büyüdüm. Fabrika işçisi anne-babaya evlat. Okudum, fabrikada çalıştım, evlendim, iki oğlum var. Eşimi kaybedeli yıllar oldu. Çocuklar başka şehre gidip yerleşti. Torunlarım var ama pek görmem. Ben de çocukları izlerken içim burkuluyor. Asuman önerdi, ben de sormaya geldim. İster misin yardımımı? Fiyatı dert etme. Yarın düşün, karar ver.

Ayşegül başını salladı. Kapıdan uğurlayıp düşündü:

Anneciğim, garip değil mi? Sadece aklımdan geçirdim, kapı çaldı.

Sevgi Hanımın fotoğrafı ona gülümsüyordu. Ayşegül tüm gece düşündü ve sabah kararını verdi:

Ayten Hanım, tamam, kabul ediyorum.

Böylece birlikte çalışmaya başladılar.

Biz iş arkadaşıyız, dedi Ayten Hanım. Sen çalışırsın, ben çalışırım, ikimize de faydalı.

Çocuklarınız yardımcı oluyor mu?

Kendi halleri, kendi dertleri. Ara sıra yardım ettikleri olur ama bana yeter.

Başta gözlemlemişti Ayşegül, ama Murat ilk günden ona sarılmıştı.

Nasılsın evlat? Hafif ateş var, dur sana ıhlamur kaynatayım, güzel bir masal anlatayım, altın uykunda iyileşirsin, dedi Ayten Hanım.

Ama evde ıhlamurum yok dedi Ayşegül şaşkın.

Ben getirdim. Sen işine odaklan, burası bende.

Bir iki ay sonra Murat yeni şeyler öğrenip şaşırtmaya başlamıştı.

Beş yaşında kendi başına okuyor!

Sadece meraklı çocuk, bir de satranç iyi biliyor, dedi Ayten Hanım. Kursa yazdır bana bırak, ben götürürüm.

Murat yüzmeye ve satranca başlamış, Ayşegül ise memnuniyetini arkadaşına anlatıyordu.

Böyle olur mu? İnsan tek başına hiçbir şey yetiştiremez. İyi ki varsın Asuman!

Dur, kızım büyüyünce ben de Ayten Hanımı kaparım senden, dedi Asuman.

Zaman akıp geçti, Murat büyüdü. Ayten Hanıma ihtiyaç azalınca yine de bunca yıldan sonra ayrılmak zor geldi.

Bir gün, patronu Hüseyin Bey onayladı:

Ayşegül Hanım, bir yerde sabit kalmak yetenekleriniz için yazık. Matematikçiymişsiniz, eğitim için firmamız sizi eğitime gönderecek, sonrasında pozisyonunuzu büyütelim.

Yeni imkanlar, yeni hayat Maddi olarak rahatlayan Ayşegül, Muratı özgür büyüttü.

Oh ne güzel oldu, dedi Ayten Hanım.

Zamanla aralarındaki ilişki aile bağına dönüştü. Fakat bir gün Ayten Hanım ortadan kayboldu.

Asuman, nereye kayboldu? Ulaşamıyorum, hastane hastane dolaşıp aradım, kayıp başvurusu alamadılar, yakını değilim diye.

Çocukları?

Onlar gelip bakmıyorlar, bilmiyorlar diyorlar. Anlamıyorum…

O zaman sen yine arayacaksın. Bize kaldı.

Bir hafta aradı tüm hastaneleri. En sonunda buldu. Ayten Hanım, bir trafik kazasında hafızasını yitirmişti, bir haftadır hastanedeydi. Ayşegül ona sahip çıktı.

Ayten Hanım, ben Ayşegül, iyileşeceksiniz, dedim.

Çocukları gelmedi, aramadı. Ayşegül, kendi oğlu gibi onunla ilgilendi; eve aldı.

Murat, büyükanne Ayten unutkan, ona iyi davran. Vakit ver, belki tekrar hatırlar.

Evde kalsın mı? dedi Murat.

Tabii ki!

Murat, okuldan gelip önce yemeği hazırladı, birlikte masal okuyup, oyun oynadılar.

Ayten Hanım, Murata torunum, Ayşegüle kızım dedi ve Ayşegül asla itiraz etmedi. Bir insanı kalpten sahiplenmek için illa akraba olmaya gerek yoktu.

Ayşegülün kapısı bir gün çalındı. Gelen Ayten Hanımın oğlu Mesuttu.

Merhaba, ben Mesut, annemin oğluyum. Onu görebilir miyim?

Tabii, buyurun Bilin ama, hiçbir menfaat peşinde değilim, ona minnet borcum var. Annemi almaya geliyorsanız olmaz; bu kadar yıl gelmediniz, şimdi çok geç.

Ama şimdi toparlandı mı?

Hâlâ zayıf, hâlâ unutkan Lütfen huzurunu bozmayın. Gelip görebilirsiniz.

İçeri girdiler. Murat pastayı mutfağa koyarken Ayten Hanım, oğlunu tanıyamadı. Mesut odaya bakıp, yılların annesini tanıyamadığı için gözleri doldu. Ayşegül ona sarıldı:

Elimizden geldiği kadar iyiyiz. Ne zaman isterseniz gelebilirsiniz.

Mesut ayrılırken Ayşegül Geçmişin kırgınlığı kalpte kalsın, diye içinden geçirdi. Artık yeni hayatları, yeni bağları vardı.

Murat, çay koy, doğum günü zamanı!

Anne, büyükanneye pasta verebilir miyiz?

En büyüğünden! Meyveli de olsun! Çünkü o eskiden sana da Tatlı yemeyince şifa olmaz! derdi.

Eskiden sadece tatlılık yetmez mi, anne? gülümsedi Murat.

Elbet yeter! Ayşegül kapıyı kilitledi, oğlunun peşinden mutfağa geçti. Çünkü hayatta, bazen bir yabancı büyükanne olur ve o insanın sevgisiyle, hayat yeniden tatlanır.

Hayatın asıl anlamı; başkalarına iyi davranmak, zor gününde birinin elini tutabilmektir. Çünkü iyilik, insanın kendisine döner her zaman.

Rate article
Lifequest
Saatlik Büyükanne Hizmetiyle Çocuklarınıza Sıcacık Bir Anadolu Şefkati