– Emre, bahçeyi sen mi topladın? Ayşegül oğlunun omzuna dokundu.
Çocuk irkildi, kulaklığını çekti. Ekrandaki canavarlar hâlâ birbirlerine saldırırken, Emre artık bakmıyordu.
– Ne oldu anne?
– Kaçta geldin okuldan diyorum?
– Şimdi geldim.
– Bahçeyi kim toparladı peki?
– Nereden bileyim? Belki Duru yapmıştır?
Ayşegül gülümsedi. Üç yaşındaki kızı Duru elbette çok hareketliydi ama daha o kadar büyümemişti ki bu kadar iş başarsın.
– Güldürme beni!
– Öyleyse evin perisi yaptı!
– Tabii, kesin o! Şakacı seni! Hadi git anneanneni çağır, Duruyu eve getir. Fazla kaldı. Ben de bu arada akşam yemeğini yapayım. Acıktın mı?
– Acıktım vallahi! Arkadaşlarla kantinde poğaça yedik ama daha ikinci dersteydi. Anne, bizim okulda sabahçı olacağımız belli olmadı mı hâlâ?
– Hiçbir şey söylemiyorlar. Okul çok kalabalık.
– E boşver, en azından sabah uykumuzu alıyoruz. Emre her zamanki gibi işin iyi tarafını bulmaya uğraştı.
Ayşegül oğlunun başından öptü, o kaçmaya çalışırken alışkanlıkla kulağını hafifçe çekiştirdi ve mutfağa geçti.
Ergen çocuklar
On üç yaşına girince kendini koca adam sanıyor tabii, ama Her öptüğümde donup kalıyor, tıpkı babası gibi kara saçlı.
Emre ile Duru bambaşka çocuklar. Emre uzun boylu, mavi gözlü, koyu saçlı Babası Alpere resmen tıpatıp benziyor. Hem dışı hem huyu. Karakterinin ipuçları yeni yeni görünüyor ama Ayşegül çoktan sezmişti, tıpkı babasının inadı, sorumluluğu, yüreği Bahçeyi o toplamamışsa bile mutfaktaki bulaşıklar kesin onun işi. Yerler hâlâ parlıyor. Nereden bulacaksın böyle yardımseveri? Ancak Duru büyüyünce tabii
Duru ise mucizem, neredeyse on yıl dua, bekleyiş İlk doğumdan sonra doktorlar artık olmaz dediler. Yine de şu kadarcık umut, mucizemi getirdi bana Alperle birlikte hayal ettiğimiz kızımız. Sapsarı bukleli, mavi gözlü, mis gibi papatya gibi O tam bana çekmiş. Kedi gibi sürtünür, annesine ya da abisine sokulup durur.
– Durucuğum, ne yapıyorsun?
O çocuk gülüşüyle oda ışılır birden. Hiç kimsenin öyle gülümseyemediğini bilirim ben. Artık kimsenin
O gülüş hem teselli ediyor hem acıtıyor içimi. Çünkü babasının gülüşü. Alperin. O artık yok
Ayşegülün yüreği paramparça ama yok, ağlayamaz. Çocuklar yanında.
Alper, itfaiyeciydi. Can kurtardı, yangın söndürdü. İşte o köyde de bir aileyi kurtarmıştı Anne, baba ve üç çocuk. Sonra yaşlı kadını almak için geri dönmüş, kadın hayvanlarımı bırakmam deyip gitmemiş, sonra da iş işten geçmişti. Alevler kapana kıstırmıştı.
Ayşegül Alperin öldüğünü herkesten önce hissetti. Kalbine bir ağrı saplandı, kötü bir şey olduğunu bildi ve, ağlayan Duruyu kayınvalidesine, birkaç günlüğüne yardıma gelmiş olan Zeynep Hanıma uzatıp, aceleyle söyledi:
– Anne, tut Duruyu! Benim hemen birini aramam gerek!
Sonra arabayla soluğu ilçe itfaiyesinde aldı. Göğsü sütle sırılsıklam olmuş, elleri titriyordu hiç farkında bile değildi
Nasıl dayandın bunca şeye? Nasıl atlatabildin?
Çocuklar sayesinde. Emre yanından ayrılmadı hiç.
– Emre, gel oğlum sana yatak hazırlayayım! Zeynep Hanım, Ayşegülü hiç yalnız bırakmadı; ayakta duracak hali kalmasa bile yemek, içmek için zorladı; Duruyu her emzireceği vakit getirdi.
– Ben annemle kalmak istiyorum! Emre başını iki yana sallayıp annesinin elini yanağına bastırırdı. Anneanne, neden annemin elleri buz gibi?
Ayşegül çoğunu hatırlamaz, hafızası hep bulanık, bölük pörçük. O kadar ki, toparlarken Emreye yemek yapmayı, kendisi ise bir şey yemeyi unutuyordu.
– Daha burada duramayacağım Kapıdan girdiğimde, sanki Alper içeri dalacak ve Ben geldim! diye bağıracak Gidemem buradan.
– Haklısın yavrum, gel bize. Bizde kalın, birlikte bakarız. Sonra bakarız
– Yok anne, sizde de kalamam O ev de ona dair. Çok canım yanıyor Ben babaannemin köy evine gideceğim.
– O ev kaç senedir kapalı! Çocuklarla nasıl orada olacaksın?
– Hallederim. Temizleyip, toparlamak yeterli. Siz de yakınsınız. Sensiz yapamam.
– Elbette yanındayım Sizden başka kimsem yok!
– Ağlamak istemiyorum artık anne. Yapacak çok iş var. Duruyu gözet biraz, ben hazırlık yapayım, Emre de doğru düzgün yesin, iştahsız bu ara. O da ne zaman benle oturursa sofrada, o zaman bir şey yiyebiliyor.
– Olmaz böyle! dedi sertçe Zeynep Hanım. Annesin sen! Sen toparlıysan, çocuklar da toparlar. İyisin sen, iyiler! Ama kendini harcarsan ya çocuklara ne olacak? Ben dayanamayabilirim, yaşlıyım artık. Kendini koru!
Ayşegül kayınvalidesinin ellerini tutup öptü, sonra hızla toparlanmaya koyuldu. Kaçmalı buradan! O mutluluğu tekrar yaşamak mümkün değil, bu duvarların içinde dolaşmaksa işkence
Köydeki babaannenin evi serin, soğuk karşıladı onları. Haklıydı ev, yıllardır yüzüne bakılmamış Suçlulukla dolandı Ayşegül evde; parmak uçlarıyla duvarları, dantel örtülü şifonyeri okşadı, camları açıp serin sonbahar havasını içeri bıraktı.
– Anne, çocukları sen al, ben birazdan Duruyu emziririm.
– İyi misin kızım, tek başına toparlayabilecek misin?
– Tabii anne, ben hallederim
Ayşegül yalnız kalamadı aslında. Yarım saat sonra kapıdan bir gümbürtü geldi ve kapıda en yakın arkadaşı Sevda belirdi.
– Hiç sesini çıkarmadan taşınırsın ha! Hani nerde temizlik bezleri?
Sevda ezelden beri pratik, konuşkan, tam bir ana kuzusu Ama iş olunca aslan kesilir.
Ayşegül ellerindeki köpüğü silkeleyip sarıldı ona.
– Merhaba
– Hadi, çocuklar nerde?
– Annemde.
– Ben anladım! Hadi bakalım, temizlik zamanı! Yoksa annenin yanında mı kalıyorsun bu gece?
– Burada kalacağım.
– E o zaman hadi!
Sevda birazdan temizlik kovasını buldu.
– Sevda! Ayşegül bir anda kaldı.
– Ne oldu? Hah Bak, şuna bak!
– Ne zaman?
– Şubatta hamile kaldım ben. Bu kadar abartmaya ne gerek var? Hamileyim, hasta değilim!
– Kimin çocuğu?
– Sence kimin? dedi Sevda, camı silerken. Of niye bu kadar kirliymiş buralar!
– Engin mi? O gitmemiş miydi?
– Gitti tabii. Ben de çocuk doğuracağım. Sonra anlatırım. Sorma şimdi, olur mu?
– Döner mi sence?
– Engin? Dönmez. Özgürlüğü seçti. Onun tercihi. Ama benim bir oğlum ya da kızım olacak Ayşegül Hayal etsene! Benim çocuğum!
Ayşegül, bu sözlerin Sevda için anlamını iyi bilirdi. İlk kocasından sırf çocuğu olmuyor diye ayrılmıştı, tüm kaynana hısım akraba ona yüklenmişti, Koca buldun, doğuramıyorsun deyip durdular. Sevda çok ağladı, sonunda boşandı.
– Kocam böyleyken yok daha iyi Duyan da anlamıyor, oysaki sorun erkektenmiş, sonradan anlaşıldı.
Sevda yine de eski kocasının yeni eşine, onlara çocukları olduğu için sevindi, affetti her şeyi. Ve kendi bahtını da bulduğu için şükrediyordu. Engin tarafından bırakılmış da olsa, artık eski kırılgan Sevda değildi.
Temizlik geceye dek sürdü. Ama değdi. Ev sanki içini çekti, göz kırptı; yeniden hayat buldu.
Sevda, tabaklara yeni demlenmiş çay koyarken, Ne kadar hızlı akıyor zaman diye daldı.
Eskiden nasıl koşa koşa gelirlerdi buralara Mis gibi yeni pişmiş poğaçaları kapıp dereye giderlerdi. Babaannesi peşlerinden bağırırdı:
– Koca kızlar oldunuz, hâlâ adam gibi sofraya oturamıyorsunuz!
Hiç cevap bile vermeden, Bir saat sonra! diye el sallarlardı. Tabii o bir saat günbatımına kadar sürerdi. Akşam olunca bahçede babaannelerine yardım ederlerdi. İşi çoktu çünkü, tarlada da çalışırdı.
Babaannesi büyük bir kadınmış, hem de kimseye muhtaç olmadan çalışmış. Ayşegül de onun en büyük torunu Annesi vefat edip, babası başka yere çekip gidince, kimsesiz kalınca gelmişler buraya. Sonra yeniden şehre taşınmışlar, biraz kalıp tekrar köye dönmüşler. Annesiyle ilgili pek az anısı var. Babaannesi vefat edince Ayşegül on sekizine girmemişti. O zaman Alperle yeni yeni dolaşmaya başlıyordu ama, babaannesinin hastalığını fark etmemişti. Ta ki gecenin birinde Ay, yavrum diye inlediğini duyana dek
Üç ayları kaldı sadece. Üç ay boyunca her şeyi söylemeye, anlatmaya vakitleri olmadı
Ama bir şey yaptı babaannesi ve Ayşegül şimdi bin kere teşekkür ediyordu. Yataktan kalkamayınca Alperin annesini çağırıp özel konuştular. Ne konuştularsa Zeynep Hanım o günden sonra hep annesi oldu. Daha düğün olmadan anne diyebildi ona.
Düğüne gelip de babasını gördüğünde bambaşka oldu. Davetiye bile yollamamıştı; kendi geldi.
Alperi arkadaşları kandırırken, Ayşegül kıkırdayarak seyrediyordu, o sırada biri koluna dokundu.
– Merhaba kızım
Ayşegül şaşırıp kalmıştı, bir şey diyemedi. Babası eline bir anahtar tutuşturdu.
– Affet beni! Belgeler Zeynepte. O her şeyi anlatır. Mutlu ol!
Adam döndü ve gitti.
Babasının verdiği küçük, iki odalı daireyi başta anlamadı niye. Ama Zeynep Hanım ısrarla Burada hem şehirdesin, hem imkanlar fazla. Oku Ayşegül! diyordu. Zeynep Hanım çok uğraştı, babasıyla konuşup aklını başına getirdi.
Sonra üniversite okudu Ayşegül, kolay olmadı ama Zeynep Hanım destekledi, Emreye baktı, azığını getirdi. Sonra Ayşegül iş buldu, Emre de anaokuluna başladı.
– Hadi deniz tatiline gidiyoruz! Alper kulakları tıkamışken gülüyordu, o an çocuklar gibi sevinç çığlıkları Hayattaki ilk ve tek tatilleriydi. Denizde yüzüp yarıştılar, akşamları uzun yürüyüş yaptılar. Bir akşam, Alper oğlunu lunaparka götürürken, Ayşegül ile Zeynep Hanım iskelede dolaşıyordu.
İskelede bir çift kavga ediyordu. Çığırıyorlar, birbirlerini itip kakıyorlardı, sonra da kavgaya devam ede ede karaya yürüdüler.
Zeynep Hanım onların arkasından, Bunların barışacağı belli. Kavga ederken bile birbirlerine kıyamıyorlar. Ama bak; bu akşam onlara geri gelmeyecek. Oysa hayat ne kadar kısa, Ayşegül Tartışmaya değer mi? dedi.
Şimdi Ayşegül Zeynep Hanıma minnettardı, çünkü o konuşma sayesinde Alperle boşa zaman kaybetmediler.
Ayşegül mutfağa su koymaya gitti. O sırada mutfak penceresinin önünde bir gölge belirdi, ödü patladı. Emre değildi, bahçede biri dolaşıyordu.
İlk tepki kapıyı kilitlemek ve yardım istemek oldu ama toparlandı çabucak. Birazdan çocuklar, Zeynep Hanım gelecek. Dışarıda yabancı biri var!
Eski çaydanlığın tahta sapı elini ısıttı, pencereden gözünü dışarı kaydırdı. Bahçe zifiri karanlık. Işığı açmayı unutmuştu.
– Kim var orada?!
Tahtadan kulübenin kapısı gıcırdadı. Ayşegül irkildi, içini korku kapladı.
– Ne istiyorsun?! Bağırırım bak!
Karanlık içinden bir silüet verandaya yaklaştı, Ayşegül geri çekildi.
– Bağırma Ayşegül, ben geldim, Ali.
Ayşegül rahatlayınca çaydanlığı indirdi, ama aniden ayağı yandı. Sıcak metal eteğini yakmıştı, çaydanlığı verandadaki masaya koydu, sessizce küfrederek.
– Bahçede ne işin var Ali, eve niye gelmiyorsun?
Kısa boylu, tıknaz komşusu Ali utangaçça başını eğdi; tıpkı bazı şeyler ters giderse yaptığı gibi.
– Şey Kulübenin kapısı yamulmuştu. Onu düzelteyim dedim. Yarın arılığa gideceğim, ne zaman döneceğim belli değil. Bari yetişeyim dedim.
Ayşegül şaşırdı.
– Kapı mı, arka tarafta?
O zaman her şey kafasında oturdu. Bahçedeki temizlik, düzelen çit, yeni yapılan köprü hep başkasının eliydi
– Senmişsin bizim evin perisi, ha! Ayşegül gülümsedi.
– Kim?
– Evin perisi işte! Hep yardım ediyor, ortalığı topluyor, ama süt içmiyor. Emre diyor ki bir de kedi alalım, yalnız kalmasın. Ne dersin, yalnız mısın?
Mutfaktan gelen loş ışıkta, Alinin kıpkırmızı kesildiğini gördü.
– Özür dilerim, daha önce söylemeliydim.
– Sağ ol. Ama neden Ali?
Ali cevap vermedi, el salladı ve çitten atlayıp gitti. Bahçe kapısında Zeynep Hanım çocuklarla dikilmiş, şaşkın
– Ortaya çıktı demek! Zeynep Hanım gülümseyip elindeki süt şişesini uzattı. Bunu dolaba koy.
– Yani biliyor muydun anne? Bütün köyün dilinde şimdi. Meğer Ali yıllardır sana aşıkmış; yoksa anlayamadın mı gözlerini senden alamadığını?
– Hiç haberim yoktu
– Ciddi misin? Yok artık!
– Gerçekten bilmiyordum
– Hadi gel, konuşalım. Ama önce çocukları yatırmamız gerek; uzun sürdü bu gece.
Sabaha kadar lafladılar. Ayşegül sıcak su ekledi, ağzı açık dinledi Zeynep Hanımı.
– Geçen yıl geldi bana, izin istedi. Sen en yakınısın Ayşegülün, senden istiyorum dedi. Çakal vallahi! Yanlamasını girmiş!
– Kabul ettin mi?!
– Neden etmeyeyim? Kocan genç yaşta gitti, senin önünde bir sürü yol var. Çocuklar büyüyecek, yalnız mı kalacaksın benimle? Olur mu hiç? Sen daha genceciksin! Alperi çok sevdin, biliyorum. Böyle bir aşk bir kere yaşanır. Ama insan bazen ikinci baharı bulabilir. Bu da kıymetini bilmene bakar. Kalbin ısınırsa, huzurun olursa mutluluğun olur! Emre de elden gidiyor, ona da bir erkek eli lazım. Ali ona baba yarısı oldu, birlikte araba sürmeyi bile öğretti, haberin var mıydı?
– Yoktu
– Bak, bana bile söylemedi. Senden çekiniyor.
– Niye çekinsin ki?
– Bilmem, belki babasını unutturacak diye Emre de Aliye alıştı ama anlamaz görünmek istiyor. Duru küçük, hiçbir şeyin farkında değil, zaten babasını pek hatırlamıyor. Zor olan Emreye anlatmak. Ama herkes kadar asıl senin kalbin önemli.
– Ben ne yaptım ki? Ayşegül kızardı, yere baktı.
– Hiç Zeynep Hanım gülümsedi. Bir de bana biraz daha çay koy. İçim kurudu!
Bir yıl sonra Ayşegülle Ali nikah kıydı. Sonra bir oğlu daha oldu.
– Anne bak lülelerine! Doğumdan sonra çocuklarının saçını okşadı Ayşegül.
– Evimizin yeni perisi işte! Zeynep Hanım kundaktaki bebeği hop diye aldı. Hoş geldin torunum! Bana Nene diyebilirsin.
– Anne
– Hadi hadi; ben mutfağa kaçıyorum. Karnın acıktıysa söyle
Alinin Emreye aldığı kocaman sarman kedi kapıdan süzüldü, odanın köşesinde uyuyan Ayşegülle bebeğe bakıp pencereye tırmandı. Sonra başını keyifle yıkadı, ailenin yeni ferdiyle tanışmaya hazırlandı. Sessizlik kediyle yan yana pencereye sürdü kendini, onlara hayran kaldı. İşte bu, mutluluk işte Ne kırılgan, ne narin Çok iyi korumak lazım.
Mutfakta bir çay kaşığı tıngırdadı, Durunun cıvıltısı yankılandı, sessizlik pencere kenarından kayıp giderken, yaramaz bir şekilde kedinin kulağını okşadı. Kedi rahatsızca başını sallayıp, yeni aile bireyine hazırlanmak için mırlamaya başladı.
Hadi canım, artık senden çok bekçi var burada!




