İyi Bir Kadın

İyi Bir Kadın.

İyi kadın vallahi. Onsuz ne yapardık? Sen ona sadece iki bin lira maaş veriyorsun ya. Ayşe, biz zaten evi onun üstüne yaptık ya

Kadir uykudan kalktı, yavaşça yan odaya geçti. Gece lambasının loş ışığında, puslu gözlerle eşine baktı.

Yanına oturdu, nefesini dinledi. “Bir sorun yok gibi, diye içinden geçirdi.

Sonra kalktı, ağır adımlarla mutfağa gitti. Ayranı açtı, banyoya uğradı. Yine kendi odasına döndü.

Yatağa uzandı. Gözlerine uyku girmiyordu:

Biz Ayşe’yle doksan yaşındayız. Nasıl geçti bunca yıl? Yakında Allah’ın huzuruna varacağız, yanımızda ise kimse yok.

Kızımız, Nazlı, altmışına varamadan vefat etti.

Oğlumuz Murat da yok artık. O da gençliğinde biraz savruk yaşadı Torunumuz Asuman ise yaklaşık yirmi yıldır Almanyada, ne dede ne de babaanne aklında. Onun çocukları da büyüdü herhalde

Uykuya nasıl daldığını fark etmedi.

Bir elin hafif dokunuşuyla uyandı:

Kadir, iyi misin? cılız bir ses duyuldu.

Gözlerini açtı. Üzerine eğilmiş eşi vardı.

“Ne oldu Ayşe?”

“Baktım da, öyle sessiz yatıyorsun diye”

Daha hayattayım! Hadi yat yat uyu!

Kapıdan yaşlı adımların sesi geldi. Mutfakta lambanın tıkırtısı duyuldu.

Ayşe Hanım su içti, banyoya girdi ve odasına geçti. Yatağa yavaşça uzandı:

Bir gün uyanacağım da, Kadir olmayacak diye korkarım. Ya da belki ben ondan önce giderim

Kadir, bizim cenaze işlerimizi bile önceden ayarladı. Hiç aklıma gelmezdi, böyle şeylerin önceden yapılacağını. Ama öte yandan, doğru; kim yapacak bizim için bunu?

Torun bizi unuttu gitti. Bir tek komşumuz Şebnem uğrar. Evimizin anahtarı onda. Dede, bizim emekli maaşından bin lira ona veriyor. Alışverişi, market işleri, her işimizi hallediyor. Parayı ne yapacağız ki? Hem artık dördüncü kattan inip çıkmak da yok.

Kadir gözlerini açtı. Güneş, pencereden içeri giriyordu. Balkona çıktı, çiçek açmış bir akasya ağacını gördü. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi:

Bak, yazı da gördük ya!

Eşinin yanına gitti. Ayşe dalgın dalgın yatağında oturuyordu.

Haydi Ayşe, bırak bu gamı! Gel bir şey göstereceğim sana.

Güçten düştüm Kadir, ne göstereceksin bakalım?

Gel gel!

Omzuna destek olarak, balkonun yolunu tuttular.

Bak hele, akasya çiçek açmış! Yaza çıkamayız diyip duruyordun. Gördük mü, gördük!

Doğru vallahi, hem güneş de ne güzel vuruyor.

Balkondaki bankta oturup eski günleri yâd ettik.

Hani ben seni ilkokulda sinemaya davet etmiştim. O gün de akasya yaprak sarmıştı.

Unutulur mu hiç Kaç yıl oldu Kadir?

Yetmişten fazla Yetmiş beş yıl olmuş.

Uzun uzun oturduk, gençliğimizden bahsettik. Yaş ilerledikçe çoğu hatıra unutuluyor ama gençlik unutulmuyor işte.

Hanım, epey konuştuk. Hadi kahvaltı yapmadık daha.

Ayşe, doğru dürüst çay demlersin artık! Bu ıslak ot gibi çay baydı.

Kadir, sana yasak!

Bari açık demle, birer kaşık şeker koy.

Kadir Hanım, o açık çayı ekmeğin arasına peynirle içiyordu, oysa ki eskiden sabah kahvaltıları şöyle koyu, şekerli çay, yanında börek ya da krep olurdu.

Biraz sonra Şebnem geldi. Gülümseyerek:

Her şey yolunda mı?

Doksanlık adamdan ne haber olacak ki? diye espri yaptı Kadir.

Şaka yapıyorsan, iyisin demek. Markete gidiyorum, bir şey ister misiniz?

Şebnem, bize biraz tavuk getir. dedi Kadir.

O doktor yasakladı ya

Tavuk serbest.

“Peki, çorba da yaparım.”

Şebnem masayı topladı, bulaşıkları yıkadı ve çıktı.

Ayşe, hadi yine balkona çıkalım, güneşte oturalım.

Tabii canım!

Birazdan Şebnem yeniden geldi, balkona çıktı:

Bakıyorum güneşi özlemişsiniz!

Aman iyi ettin Şebnem, otur otur!

Şimdi size bir tabak pilav getireyim, sonra tavuklu çorbayı yapacağım.

“Güzel kadın valla… Onsuz ne yapardık?”

Sen ayda iki bin lira veriyorsun ya.

Ayşe, biz zaten evi üzerine yaptık.

“Ondan haberi yok.”

Öyle balkonda oturduk, öğlen oldu. Öğlen yemeğinde tavuklu çorba vardı. Eti, patatesi bol, mis gibi.

Ben çocukken Nazlıya, Murata aynısından yapardım. dedi Ayşe Hanım.

Bak yaşlandık, şimdi başkası yapıyor bize

Kaderimiz bu demek ki Kadir Biz gidince kimse ardından ağlamaz.”

“Yeter artık Ayşe, üzülme, git biraz uyu!”

Aman Kadir, büyükler ne demiş:

Çocuk neyse, yaşlı da o.

Her şey çocuk gibi: püre çorba, öğle uykusu, akşamüstü çayı

Kadir biraz uyudu, sonra yine uyanıp kalktı. Hava ağır mı nedir, içi huzursuzdu. Mutfağa geçti. Masada iki bardak taze sıkılmış portakal suyu vardı, Şebnem hazırlamıştı.

Dikkatlice alıp, dökmeden eşinin odasına götürdü. Ayşe camdan dışarıya dalmıştı:

Ne oldu Ayşe, canın mı sıkkın? Gülümseyerek uzattı içeceği. Kadıncağız bir yudum aldı.

Sen de uyuyamıyorsun dimi?

Bugün hava durgun.

Benim de bir halim var sabahtan Az kaldı galiba Kadir. Beni güzel uğurlar mısın?

Ayşe, niye böyle diyorsun? Sensiz ben nasıl yaşarım?

Biri öbüründen önce gider mutlaka.

Yeter, gel hava alalım, balkona çık!

Akşama kadar orada oturdular. Şebnem lorlu börek yaptı, yediler, sonra TV izlemeye geçtiler. Günlük bir animasyon, klasik komedi Yenileri pek anlamazlardı.

O akşam Ayşe kalktı:

Yatacağım, yorulmuşum bayağı.

Ben de.

Bir yüzüne doya doya bakayım,” dedi kadıncağız.

Yahu niye ki?

Öyle işte

Uzun süre göz göze baktılar; belki de geçmiş yılları düşündüler.

Gel, ben seni yatağına kadar bırakayım.

Ayşe koluna girdi kocasının, ağır adımlarla yürüdüler.

Kadir, eşini titizlikle örttü, sonra kendi odasına gitti.

Hakkaten o gece yüreğinde büyük bir ağırlık vardı, kolay kolay uyuyamadı.

Sanki hiç uyumamıştı ama dijital saat iki olmuştu. Kalktı, Ayşenin odasına geçti.

Kadıncağız gözleri açık yatıyordu.

Ayşe!

Elini tuttu.

Ayşe, noluyorsun! Ay-şe!

Birden kendisinin de nefesi kesilecek gibi oldu, kendi odasına çıktı. Hazır evrakları ve vasiyeti aldı, masaya koydu.

Tekrar eşinin odasına döndü, uzunca bakakaldı. Sonra yanına uzandı ve gözlerini kapadı.

Rüyasında, genç, güzel Ayşeyi gördü. Yetmiş beş yıl önceki gibi pırıl pırıl. Işıklar içinde bir yere gidiyordu. Peşinden koştu, elini tuttu, beraber yürüdüler o ışığa

Ertesi sabah Şebnem içeri girdiğinde, yan yana uzanmış, yüzlerinde mutlu bir tebessüm öylece yatıyorlardı.

Şebnem ambulansı aradı.

Gelen doktor, şaşkınlıkla başını salladı:

İkisi de birlikte gitmiş. Demek ki çok sevmişler birbirini

İkisini götürdüler. Şebnem bitkin düşmüş, masanın yanındaki sandalyeye çöküvermişti. Masada durmakta olan evrakları ve kendi adına bırakılmış vasiyeti gördü.

Başını ellerinin arasına alarak ağlamaya başladı

Yaşamım boyunca şunu öğrendim ki; bir insan ömrünün sonunda en değerli şey, yanında iyi bir yoldaş ve dostların huzurudur. Hayat, birlikte geçirdiğin günlerin hatırasıyla anlamlı.

Rate article
Lifequest
İyi Bir Kadın