Sabah eşim Dördüncü çocuğumuzu bekliyoruz, dedi. Ardından ekledi:
Ev alacak paramız yok. O zaman devletten ev almak lazım. Ama sen uğraşmayı bilmediğin için her sene bir çocuk doğuracağım: Kaliteyle baba olamıyorsak, çocuk sayısıyla oluruz!
O gün, fakülteye gidince, üzerine MÜDÜRLÜK yazan kapıya ürkekçe yaklaştım. İçeri girdiğimde oda tıklım tıklımdı. Müdür Murtaza Bey ve yardımcısı Cemil Bey toplantı yapıyordu.
Burada konumuz fakültemizin itibarı! Tüm spor dallarında önde olmalıyız, diğer fakülteleri geçmeliyiz Ooo, işte umudumuz geldi! Bana bakıp gülümsedi.
Utandım:
Yok, ben umut falan değilim Ben şey diyecektim bu ev işi
Evler önümüzdeki hafta teslim ediliyor, dedi Cemil Bey bir nevi müjdeyle. Sırada ilksiniz. Biraz çaba, yakında yeni evinizdesiniz!
Nereye çaba? Mutlu mutlu sordum.
Paraşütle atlama. Yarın yarışma var.
Bir anda gülemedim.
Nereye atlayacağız?
Aşağıya, yere.
Neden?
Televizyon izlemiyor musunuz? Müdür şaşırdı. Artık bu moda: Oyuncular buzda kayıyor, şarkıcılar trapezde şarkı söylüyor Şimdi sıra hocalarda: rekor kırıyorlar Prof. Dr. Turgut dün boksta dövüştü, kanlı burnunu ve üç yara bandını gösterdi. Doçent İrfan geçen hafta güreşti, hâlâ yoğun bakımda Şimdi de sıra sizde. Kuraları çektik, size paraşüt çıktı.
Çıktı sözüyle ayaklarımda derman kalmadı:
Ne zaman atlayacağız? Diye fısıldadım.
Yarın. Kuşlar Günü’nde.
Çaresizce müdüre döndüm:
Kuşlara ne faydam olacak ki?
Müdür omzuma dokundu:
Dördüncü çocuk gelince ev de kesinleşecek ama… Dairelerin balkonlusu da var, balkonsuzu da… Park manzaralısı var, beton mikseri manzaralısı da… Kimin kurum aktivitelerine katılımı varsa dağıtımda onu öne alırız…
Bir sessizlik oldu. Ben bir dilim limon şekeri çiğnedim ve sordum:
Ya yere inemezsem? Yani havada kalırsam Ailem yine park manzaralıyı alır mı?
Cemil Bey cana yakın şekilde gülümsedi:
Biliyorsunuz kurumun kuralı: Dul ve yetimlere direkt geçiş hakkı! Hem heyecanlanma… Yalnız olmayacaksınız, yanınızda tecrübeli bir partner olacak! Beni köşede büzülen gözlüklü delikanlıyı işaret etti.
Yüksek lisans öğrencisi dedi Cemil. Zaten kadro daralmasında işten çıkarılacak biri…
Ben küçükken sandalyeye çıkınca bile başım dönerdi. Uçak kelimesini duysam midem bulanırdı. O akşam eve gidince pratik yapayım dedim: Divandan yere birkaç kez atladım.
Ertesi sabah beni ve zavallı partnerimi, simsiyah uzun bir minibüsle götürdüler: Aynı cenaze arabası gibi. Arkadan Murtaza Bey arabasıyla, tramvayda ise en az otuz hoca ve doçent destek ekibi geliyordu.
Vardığımızda Cemil Bey, sipariş ettiği bando ile bizi karşıladı bando garip bir şekilde cenaze havası çalıyordu; öyle ki, pilotun bile gözü doldu. Üç bando üyesi de neşeli parçalar çalmak için uçağa bizimle bindi.
Eğitmen, ince ruhlu biri, bize üzgün, şefkatli baktı. Göbeğime şöyle bir bakış fırlatıp bana fazladan bir paraşüt daha verdi. Benim yüküm iki misli arttı. Partnerim bir deve gibiydi ama ben resmen iki hörgüçlü kambur olmuştum.
Havalandıktan sonra eğitmen, paraşütün ne zaman açılmayabileceğini üç kez anlattı. Hepimizi öptü. Sonra kapağı kaldırıp, utangaçça sıra sizde dedi.
Sessizce ona bir zarf uzattım:
Eşime verirsiniz. Eğer oğlum olursa adımı versin.
Eğitmen rahatlatmak istedi:
Başta korku olur, sonra hiçbir şey hissetmezsiniz.
Hadi aslanım, atla! pilot seslendi.
Bando Asker Gitmez Düşmana! (marş) çaldı. Gözümü kapatıp atladım. Ama açtığımda, üst tarafım uçağın içindeydi; alt tarafım dışarı sarkıyordu: Kapakta sıkışmıştım. Eğitmen ve partnerim üstüme bastırdı ama olmadı.
Biraz sabunlayalım dedi partnerim.
Eğitmen bağırdı:
Açın yolu! Yarış tıkandı!
Nasıl açalım?
Havayı ver dışarı!
Ben Hoooop! diyerek tüm nefesimi saldım ve kendimi boşluğa bıraktım. Halka henüz uçaktayken çektim, paraşüt açılmadan iniş takımlarına dolandı. Uçağın altında asılı kaldım.
Pilot, beni silkelemek için türlü manevralar yaptı ama ben inatla tutuldum.
Yapmayın beyler! Eğitmen kükredi. Bırakın uçağı!
Ama öyle kolay değildi.
Eğitmen kollarıyla bana yetişmeye çalışırken, partnerim bacaklarından tuttu. Eğitmen bana varınca, uçak ani bir manevra yaptı ve ona tutunan partnerle birlikte dışarı fırladılar. Eğitmen son anda ceketimden yakaladı, partner de eğitmenin bacaklarını bırakmadı. Hep birlikte sarkınca adeta trapezci bir aileye döndük. Bando Uçun Güvercinler Uçun! çalmaya başladı. Eğitmen bağırıyordu:
Ayağımın damarlarına bastın, kangren olacağım!
Eğitmeni rahatlatmak için partnerime kendi bacaklarımı sundum ama onun için eğitmenin ince bacakları daha kullanışlıydı.
Böyle sarkılı üçlüyle uçak piste inemiyordu. Alan üzerinde alçaldı, bizden atlamamızı istedi, ama önce partner atlamalıydı. Uçak öyle yere değiyordu ki partner çoktan yerde sürünüyordu ama hâlâ bacağı bırakmıyor, uçak tekrar havalanıyordu.
Eğitmen beddualar etti:
Keşke şu bacaklar da partnerle beraber düşüp gitse!
Bando Gökyüzü Yuvamız! parçasını çaldı.
Yakıt azaldı. Uçaktan sopa uzatıp partnerimin bacaklarını yakaladılar. Sırayla içeri çektiler: önce partner, ardından eğitmen, en son da ben. Yine sıkıştım, bu kez kafam içeride, bacaklarım havada kaldı ama uçağın tekerleri piste değmişti, korkum kalmadı. Uçak inince ben de pista beş yüz metre sürüklendim. Ama ölmedik; herkes çok mutluydu.
Bando, çalabildiği en neşeli cenaze havasını üfledi. Sadece eğitmen kıpırdayamıyordu; partneri hâlâ bacaklarını bırakmamıştı, parmaklarını penseyle açtılar.
Eğitmen ayağa kalktı, bacakları uzamış, paçaları şorta dönmüştü. Meğer asılı kalmaktan bacakları uzamış! Straus gibiydi.
Yarın tekrar yarış var! dedi Cemil Bey.
Bu sözü duyan eğitmen, bembeyaz kesilerek telefonun başına koştu. Kimi aradı, ne dedi bilinmez.
Ama bana bu yarışta ve hatta sonraki on yıl yapılacak tüm faaliyetlerde birincilik yazdılar.
Ayrıca pistte uçak hızında koşma rekoru da bana ait: Alt tarafım koştuğu, üst tarafım uçtuğu için bu rekor ikiye bölündü.
Ama sonuçta rekor yine bana kaldı!
Ve o gün anladım ki, hayat bazen bizi en olmadık yerde sınar. Kimi zaman cesaret, kimi zaman dayanışma, kimi zaman da şansa ihtiyacımız olur. Asıl önemli olan ise, korkularımızı aşabilmek ve desteği hiç ummadığımız anda bulabilmektir.




