Hayır Demek Hayırdır

Hayır Demek Hayırdır

Yıllar öncesinin bir sabahı, İstanbulun merkezindeki yüksek bir plazada, büyük ve köklü bir şirketin ofisinde yine haftanın başı telaşı yaşanıyordu. Mesaiye yetişen çalışanlar birbirlerine selam veriyor, ayaküstü haftasonu maceralarını anlatıyor, kimi sinemaya gitmiş, kimi boğazda balık tutmuş, kimi akraba ziyaretinde bulunmuş. Neşe ve koşturmaca arasında herkes yerini buluyor, günlük işine gömülüyordu.

Esmanur ise, dört kişilik büyük bir ortak odada, kendi köşesine çekilmişti. Orta boylu, kısa kestirdiği açık kestane rengi saçları özenle yüzünü çerçevelerdi. Dikkatli ve kararlı kahverengi gözleriyle kağıtlarını düzenliyor, masa üstünü neredeyse seremoniyle topluyordu.

Tam işe gömülmüşken, yan bölümlerden birinin satış yöneticisi olan Mehmet, cingöz gülümsemesiyle masasına yanaştı. Her zamanki gibi kendine güvenli, sesinde coşkulu bir ton vardı.

Selam Esmanur! Haftasonun nasıl geçti?

Esmanur başını kaldırdı. Yüzünde alışılmış küçük, mesafeli bir tebessüm belirdi. Tartışmadan hoşlanmayan, herkesle iyi geçinmenin yollarını bilen bir insan olarak her daim ölçülüydü.

Fena değil, evdeki işleri hallettim, teşekkür ederim, dedi nazikçe. Sen nasılsın?

Şahane geçti! Arkadaşlarla Kilyosa gittik, mangal yaptık, sazlı sözlü güzel bir gündü. Sen de katılsan ne güzel olurdu Artık yalnızsın, doğru mu? Geçenlerde boşandığını duydum

Kısa bir suskunluk oldu. Esmanur iç geçirdi ama tepki göstermedi, alışkındı çünkü. İnsanların özel hayatıyla ilgili açılmak istemediği halde, gerektiğinde kibarca cevap verirdi.

Evet, boşandım. Ama henüz kalabalığa karışmak istemiyorum. Özellikle de kimseyi tanımıyorum, dedi, gözünü tekrar evraklara indirerek.

Mehmet hemen pes etmedi, ısrarcı bir gülümsemesiyle öne eğildi.

Neden hemen istemiyorum diyorsun ki? Tam zamanı yeni insanlarla tanışmanın, kafanı dağıtmanın. Cuma günü birlikte bir yerlere gidelim mi?

Esmanur evraklarını dikkatlice düzlemeye devam ederek doğrudan göz göze geldi.

Mehmet, ilgine teşekkür ederim ama yeni bir ilişki arayışım yok. İş arkadaşlığını aşmak istemiyorum, dedi, oldukça net.

Mehmet umursamazca elini salladı, sanki söylenenler lafı güzafmış gibi.

Off, neden böylesin, işte hep böylesiniz… Sen hoşsun, ben hoşum, neden olmasın ki?

İçinde öfke büyüse de, Esmanur kendini tutmaya devam etti.

Gayet ciddiyim, dedim Mehmet. Bu konuyla ilgili daha konuşmak istemiyorum.

Peki madem, dedi Mehmet ellerini iki yana açarak. Ama bir düşün yine de. Ben sadece iyi niyetliyim.

Ardından çıkıp gitti. Esmanur onun bir an için bakışını hissetti ama aldırmadı.

Sonraki günlerde Mehmetin ısrarı bitmedi. Kimi zaman çok önemli bir iş meselesi var diyerek, kimi zaman sırf halini hatırını soruyormuş gibi odasına uğruyordu. Her fırsatta konuyu özel bir yakınlığa çekiyor, Esmanurun hayırını dikkate almak yerine, her defasında şakayla ya da laf cambazlığıyla işin içinden sıyrılıyordu.

Esmanur ise soğukkanlılığını hiç bozmadı. Yine de içten içe gergin ve yorgun hissediyordu. Hayırının, gerçek bir hayır olduğunu kavramadığı için sinirleniyor, ama tepki göstermek istemiyordu.

Bir akşam, ofiste kimsecikler kalmamışken, aceleyle tamamlaması gereken projeyle uğraşıyordu. Gece dokuzu geçmişti. Ansızın kapı açıldı, içeriye yine Mehmet girdi, ceketinin cebinde araba anahtarlarıyla.

Hâlâ buradasın demek… İşi boşver, biraz kafanı dağıtmaya ne dersin? Eminönüne yeni bir kafe açılmış, canlı müzik var

Esmanur dizüstü bilgisayarını kapadı, yavaşça kenara çekti ve Mehmetin yüzüne baktı.

Defalarca söyledim, istemiyorum. Lütfen özel alanıma saygı duy, dedi sakince.

Bir anda Mehmetin yüzü değişti.

Hayret bir şeysin! Yeni boşanmış bir kadın, biraz ilgiye sevinmesi lazım. Sana yanlış bir şey teklif etmiyorum ki. Yoksa kendini bana layık mı görmüyorsun?

Sabrı zorlanan Esmanur derin bir nefes aldı.

Bunun seninle bir ilgisi yok! Sadece istemiyorum. Kararım net, dedim. Umarım anlamışsındır.

Mehmet’in yüzünde öfke belirip kayboldu. Arkasını dönüp çıktı, kapıyı hızla çarptı.

Ertesi sabah sanki hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Yanına tesadüfen uğruyor, gereksiz sorularla sohbet açmaya çalışıyordu. Esmanur daha da kısaca, sadece işle ilgili cevaplar veriyor, tüm muhabbeti soğuk ve seviyeli tutuyordu.

Bir sabah, kahve almak üzere ofis mutfağına girdiğinde tam karşısında yine Mehmeti buldu.

Tekrar merhaba, dedi yapmacık bir tebessümle. Sanırım yanlış anlaştık, ben yalnızca sohbet etmek istemiştim

Esmanur kahvesini makineden doldururken, başını bile kaldırmadan:

Yeterince konuştuk. Lütfen uzatma, dedi.

Mehmetin sesi tizleşti, eliyle sinirli bir hareket yaptı, kahvesi taştı ama umursamadı.

Neyini büyütüyorsun?! Sadece bir buluşma, korktuğun nedir?

Esmanur bardağını yavaşça masaya koyup gözlerinin içine baktı.

Korkmuyorum. İstemiyorum. Senin ısrarcı tavrın beni rahatsız ediyor. Bunu devam ettirirsen gereğini yaparım.

Ve çıkıp gitti.

O gece evde düşünerek uzun süre uyuyamadı. Sabaha kadar kendi kendine Başka türlü ne yapabilirdim? diye sordu. En sonunda, ofisteki konuşmalarının ses kaydını Mehmetin eşine göndermeye karar verdi. Sessizce, sadece Eşinizin işyerinde nasıl davrandığını bilmenizi isterim, bunu paylaşmak zorunda kaldım diye yazdı ve dosyayı ekleyip gönderdi.

Sabah işe ilk vardığında Mehmet öfkeyle masasına geldi. Yüzü kıpkırmızı, elleri titriyordu.

Bunu nasıl yaparsın! Eşime mesaj atmışsın!

Esmanur başını kaldırıp soğukkanlılıkla cevapladı.

Özel alanıma saygı göstermen için yeteri kadar uyardım, dinlemedin. Sadece hakkımı korudum.

Mehmetin sesi alçaldı, ama öfke kaybolmadı.

Evde olay çıktı! Ben sadece samimi olmaya çalıştım. Sen de bana takıntılı oldun, eşimin yanında rezil ettin.

Takıntılı mı oldum? Senin yaptığın taciz, Mehmet! Defalarca reddettim, ısrarcı oldun. Artık sonuçlarına katlanırsın.

Çevredeki herkes olaya kulak kesildi. Ofiste bir süre gerginlik havası oluştu. Yönetim olaya el koydu, Mehmet uyarı aldı. Esmanur, tüm baskıya rağmen sessizce işine devam etti.

Bir iki gün sonra, başka departmandan Özlem geldi ve fısıldayarak:

Esmanur, teşekkür ederim. Mehmetin bana da mesajları geliyordu. Korktuğum için kimseye anlatamamıştım ama sen bunu değiştirdin, dedi.

Esmanur şaşırdı, ama kendisinin doğru bir şey yaptığından artık emindi.

Bir hafta sonra yapılan genel toplantıda, Genel Müdür Erkan Bey yüksek sesle konuştu:

Değerli arkadaşlar, son zamanlarda etik sorunlarla karşılaştık. Lütfen herkesin özel alanına saygı gösterelim, kimse kimseyi zor durumda bırakmasın!

Bu uyarıdan sonra ofis havası değişti. Mehmet, Esmanura bir daha yaklaşmadı. Onların arasında görünmez bir sınır oluştu. Herkes suskun, ama artık daha bilinçliydi.

Aylar geçti. Bir gün, asansörde karşılaştıklarında Mehmet başını eğip, sessizce:

Esmanur Özür dilerim. Yaptığımın yanlış olduğunu anlıyorum, dedi.

Esmanur hafifçe başını salladı.

Bunu geç de olsa fark etmiş olman güzel. Artık uzatmaya gerek yok.

O günden sonra aralarındaki ilişki sadece işte selamlaşmakla sınırlı kaldı.

Bir akşam, masasında küçük bir not buldu:

Bana neyin yapılmaması gerektiğini gösterdiğin için teşekkürler. Umarım biri senin sınırlarına ilk kelimenden itibaren saygı gösterir.

Altı imzasızdı ama kimin bıraktığı belliydi. Esmanur mektubu sakladı. İçinde huzur vardı; çünkü ne olursa olsun doğru olanı yaptığına inandı.

İşler, arkadaşlıklar ve günlük hayat tekrar eski, akışına kavuşmaya başladı. Esmanur her zamanki gibi dostlarıyla buluştu, vapur sefası yaptı, Boğazın rüzgarında kendini buldu. Hayatının tekrar hareketleneceğini, acıların geride kalacağını gördü.

Bir şirket organizasyonunda ise Muratla tanıştı. Murat, sessiz sakin, fazla laf kalabalığı yapmadan, saygılı ve samimi tavırlarıyla dikkat çekiyordu. Birlikte çay içtiler, sergiye gittiler, parkta yürüyüş yaptılar. Ne fazla samimi, ne de mesafeli oldular; aralarındaki yakınlık doğal gelişti.

Bir gün, Ortaköyde deniz kenarında yürürken Murat yavaşça:

Seninle birlikteyken huzurluyum. Arkadaş olarak kalmaya da razıyım, ama daha fazlası da olursa sevinirim, dedi.

Esmanur gülümsedi. Uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat ve mutlu hissediyordu.

Hafta hafta, ay ay geçti. Esmanur her yönüyle kendisi olmaya alıştı; işte daha özgüvenli, arkadaşlarına daha yakın, Murata daha huzurlu ve emindi.

Zamanla iş yerinde de farklı bir konuma geldi. Artık toplantılarda sözü daha ciddiye alınan, liderlik yapması istenen biri oldu. Bunu kendisine borçluydu: Kararlı duruşu ve hakkını aramasıyla.

Bundan bir buçuk yıl sonra, Esmanur ve Murat aile arasında küçük bir düğün yaptı. Basit ama içten bir masa, samimi kahkahalar, çocuklar gibi neşelenen aile büyükleri eşliğinde sade ama anlamlı bir geceydi.

O gece davetliler arasında eski tanıdıklar da vardı. Mehmet de gelmişti, yanına eşiyle beraber… Esmanura yaklaşarak sessiz, samimi bir şekilde:

Gerçekten mutluluklar dilerim. Hayat bazen insana zor dersler veriyor. Umarım bundan sonra her şey gönlünce olur, dedi.

Esmanur nazikçe gülümsedi.

Teşekkür ederim. Hayatın ne getireceği belli olmuyor, ama iyileşmek mümkün.

Gecenin sonunda, Esmanur pencereden yıldızlarla bezeli Boğaza bakarken içi huzur doluydu. Biliyordu ki en önemli yanıt, toplumda, iş yerinde, özel yaşamda, ilişkide: Hayır demenin de bir başı, sonu, anlamı ve hakkı vardı.

Hayatta bazen en zor kararlar, en doğru yerlere götürür bizi. Esmanur bunu yıllar sonra huzurla ve kendinden emin bir gülümsemeyle hatırladı.

Ve yoluna, yanında Muratla, gönül rahatlığı ve güçle devam etti.

Rate article
Lifequest
Hayır Demek Hayırdır