Günlük: 18 Ocak, İstanbul, evimiz
Bu yıl kış bambaşka yüzünü gösterdi; İstanbulun caddeleri bembeyaz bir örtüyle kaplandı, her yer adeta kartpostallık bir masala dönüştü. Lapa lapa yağan kar, çatılarda ve kaldırımlarda yumuşacık bir yorgan gibi duruyor, havaya bir ferahlık ve berraklık katıyordu. Şehrin koşuşturmasından uzak evimizde ise sıcaklık ve huzur hüküm sürüyordu.
Kocam Volkanla salonun ortasındaki büyük kanepede, yumuşacık bir battaniyeye bürünmüş halde oturuyorduk. Karşımızda eski bir Türk aile komedisi oynuyordu; kahkahalar, tatlı şakalar, her şey tam yerinde, ne eksik ne fazla. Arada bir ekrandan gözümü ayırıp, Volkanın rahatlamış yüzüne bakıyor, ona minnet duyuyordum. O ise bazen dalgın gözlerle dışarıda savrulan kar tanelerini izliyordu; o sessiz güzelliğe karşı koyamıyordu.
Bütün bu sessizlik birden Volkanın telefonunun titremesiyle bozuldu. Önce cevap vermemek için direndi ama ikinci kez çalınca isteksizce cebinden çıkardı.
Yine Barış arıyor, dedi bana doğru dönerek. Akşamdan beri üçüncü defa.
Başımı hafifçe ona çevirdim, gözüm ekrandan bile ayrılmadan:
Muhtemelen yine davet edecek. Ne zamandır yeni aldığı yazlığını kutlamak istiyor. Yok demeyi de anlamıyor bu adam.
Volkan çağrıyı yanıtladı, sesi canlı ve neşeli çıkmaya çalışıyordu:
Barış, selam! Hayırdır bakayım, yine planlar var sanırım?
Oğlum neredesiniz ya? Evde pineklemeyin artık! Her şey hazır, soframı kurdum, sobayı yaktım; gelin valla, süper olacak! Hadi Haticeyle birlikte gelin.
Volkan, kısa bir süre içinde ne diyeceğini tartıyordu. Ben de tam o an başımı salladım, ses çıkarmadan, Oraya gitmek istemiyorum işaretini verdim. Gürültü, kalabalık, anlamsız sohbetler hiç çekemeyeceğim şeylerdi bu hafta. Yalnızca Volkanla baş başa evimizde olmak bana yetiyordu.
O da bunu fark etti ve hemen bir bahane uydurdu:
Barış, ya Hatice bu sabah annesine gitti. Ben de yalnız gitmek istemiyorum. Yalnızca başıma bir şey söylerler falan, hiç sevdiğim ortamlar değil biliyorsun. Sonra kesin eve gelince gereksiz kavga çıkar Bir dahaki sefere söz, gelirim.
Karşı tarafta hafif bir duraksama yaşandı:
Ne, evde yok mu? Ne zaman geliyor?
Yarın akşam dönüyor. Ani çıktı zaten, planlamamıştık; sinemaya gidecektik, hatta Belgrad Ormanında yürüyüş yapacaktık, olmadı işte. Başka zamana artık.
Barış şaşkın bir sesle tekrar söz aldı:
O zaman geldiği zaman haber ver. Gerçekten görmek istiyorum sizi.
Volkan hızlıca onayladı, telefonu kapattı ve koca bir derin nefes aldı. Biraz olsun rahatlamıştı.
Zahmetle kurtulduk, dedi bana dönerek. Ne kadar ısrarcı bir insan! Yazlığa gitmek istemediğimi nasıl belli ettim artık Gerçekten, başkalarının kavgalarını, sarhoş muhabbetlerini izlemek bana hiç çekici gelmiyor. Seninle olmak daha güzel.
Bana sarılırken, bu sıcaklık ve huzur bana iyi geliyordu. Dışarıda karlar uçuşurken, salonumuzun lambasından yayılan o yumuşak ışık, filmimizin ekrandaki yavaş akışı ve duvardaki eski bir saat sesiyle evdeki huzuru iliklerime kadar hissediyordum.
Ben de aynı fikirdeyim, dedim başını hafifçe kaldırıp gözlerine bakarak. Filmimizi izleyelim, sonra erkenden uyuyalım. Sakin bir akşamdan daha güzel ne olabilir ki?
Volkan daha sıkı sarıldı bana, yüzünde huzurun iziyle gülümsedi. Tam her şey yerli yerine oturmuşken, telefon yine çaldı yine Barış!
Yine mi, hayırdır, diyerek telefonu aldı.
Volkan, bak şimdi, ben Kristal isimli kulüpteyim, çocuklarla geldik biraz kafa dağıtalım dedik. Burada burada Haticeyi gördüm. Yanında bir adam var, sarılmış, birlikte içiyorlar. Araya girdim ama bana hiç aldırmadı! Yani bana annesinin yanına gitti dediğine göre, kesin sana yalan söylüyor!
Volkanın yüzüne hayret, sonra da şüphe yayıldı, bana baktı. Ben ise donakalmıştım.
Emin misin? dedim şaşkınca. Karımı tanırım ben! Evde olduğundan eminim.
Yemin ediyorum Volkan! Hatta konuşmak ister misin, şu an yanında.
Volkan hoparlörü açtı, telefondan fonda klub müziği ve kahkahalar geliyordu. Sonra bir kadın sesi sesimle neredeyse birebir aynı cevap verdi:
Alo? Kim arıyor?
Volkan bana bakıyordu. Ben de apışıp kalmıştım.
Hatice? Benim, Volkan. Ne oluyor orada?
Bir kahkaha, ardından gevşek bir tavırla cevapladı karşıdaki kadın:
Yeter Volkan, bırak da eğleneyim biraz! Sıkıcı hayatından bıktım, biraz gezmek istedim, anlıyor musun?
Ben bir anda yerimden fırladım, yüzüm bembeyaz kesildi. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi.
Bu ne saçmalık ya! dedim kendi kendime. Kim bu kadın, nasıl oluyor da benim adımı biliyor? Kimden aldı Volkanın adını? Birisi bizi fena halde kandırıyor olmalıydı.
Nerede olduğunu soruyorum, dedi Volkan telefondaki kıza.
Ne olacak, nereye istersem giderim! Sana hesap mı vereceğim? Sonuçta senin karın olabilirim ama istediğimi yaparım!
Arka planda yine kahkahalar duyuldu, sonra Barış tekrar araya girdi:
Gördün mü? Bak dedim sana.
Volkan Barışı susturdu:
Yeter, yarın işin aslını öğrenirim. Şimdi daha fazla arama.
Telefonu hızla kapatıp kenara attı. O sırada ben gerçekten orada oturmasam, kesin Volkan inandırılırdı! Bu kadın, nasıl olmuş da her şeyimi ezbere konuşabiliyor, nasıl benim yerime geçip bu oyunu çevirebilmişti? Tam anlamıyla bir kumpas vardı ortada.
Volkan akhirnya bana yaklaştı, beni sakinleştirmek için sarıldı, bir yandan da:
Sana güveniyorum Hatice. Böyle bir şeyi asla yapmazsın Ben bakarım kayıtlara, kulübe giderim ve kızın kim olduğunu öğrenirim. Aramızda olan güveni kimse, bu ucuz oyunlarla sarsamaz.
Bende hala ürperen bir öfke ve soğukluk vardı, ama Volkanın güveniyle biraz rahatladım.
*******
Ertesi sabah. Mutfakta çayımı yudumlayıp bilgisayar başında maillere bakarken, telefonu Barış aradı. Bir an bekledim, açıp açmamayı düşündüm. Sonunda açtım:
Başın sağ olsun, dedi alaycı bir tonda. Volkanla dün konuştunuz mu hiç?
Soğukkanlı olmaya çalışarak, sanki dün gece kavga etmişiz gibi, Evet. Tartıştık. Beni bir şeye suçladı, ne anlatırsam anlamak istemiyor. Yalan söylediğimi düşünüyor, dedim.
Barışın sesi bir an duraksadı, sonra yüzsüzce:
Sana yıllardır söylüyorum zaten, Volkan senin değerini bilmiyor. Gerçekten seni seven birisi olması lazım yanında.
İçimde öfke kaynamaya başladı. Nereye varacak bu? diye düşündüm.
Ne demek istiyorsun Barış? dedim serinkanlılıkla.
Sesini yumuşatıp daha içli bir tonla:
Ben aslında yıllardır sana karşı boş değilim, Hatice. Seni gerçekten seviyorum. Sana iyi davranırım, yanında olmak isterim. Volkanı bırakmak istersen hep yanında olacağım.
Beynimden vurulmuşa döndüm. Meğer her şeyi, yaşanan tuhaf gecenin kurgu olduğunu, bana kumpas kurduğunu anladım. Tam da tahmin ettiğim gibi
Barış, dediğinden haberin var mı? Hem dün evdeydim, hem de asıl gerçekleri biliyorum. Kumpası sen kurdun, başka kadını benim sesimle konuşturdun; tek güvendiğin şey ihanetmiş. Hiç düşünmüyor musun, bu yaptığının bedeli olacağını?
Barış bir an bocaladı, sonra:
Evet, kurdum! Çünkü seni seviyorum işte! Volkan sana değer vermiyor, görmüyor musun?
Sen benim için dostum bile değilsin artık. Anladın mı? Güvene ihanet ettin, kendi hayalini yaşamak için ikimizi ateşe attın. Bundan sonra bana ve Volkana bir daha asla ulaşamayacaksın!
Onun sesi titredi, Hatice, affet. Bir yanlışlık oldu. Sadece bir şans istedim dese de, ben telefonu kapatıp masaya bıraktım. Yutkunamıyordum. Sadece cama bakıp bembeyaz yağan kara daldım. O anda içimde bir rahatlama oldu; her şey açığa çıkmış, ağırlık üzerimden kalkmış gibiydi.
Volkan odadan içeri girdi. Ciddiyetimi görünce hemen anladı.
Ne oldu? dedi endişeyle.
Ona açıklamayı yaptım:
Her şey açığa çıktı. Barış her şeyi ayarlamış. Meğer bana aşıkmış da, bunun için bu kirli oyunu çevirmiş.
Volkan elimi tuttu, biraz üzgün ama bana daha çok sarıldı. Gerçek dostluk yokmuş, dedi sessizce. İçinde hissettiğim şey hafiflikti; neticede gerçekler ortadaydı, güvenimiz yerindeydi.
Kahkaha attım, Artık o ısrarcı davetlerine mazeretle cevap verebiliriz! Kötü biri olacak diye gitmeyiz rahat rahat! dedim.
Volkan da bana katıldı, iki kahve koyup battaniyemizi paylaşarak tekrar filmimizi açtık. Tüm dışarısı bembeyaz, evimizde huzur, sıcaklık ve güven vardı; başka hiçbir şeyin önemi yoktu artık.
******
O sırada Barış kendi mutfağında bir taburede oturuyordu. Çay bardağı bomboş, boşluğa bakıp kendi kendine söyleniyordu. Tek düşündüğü Neden her şey benim istediğim gibi olmadı?ydı. Planını tekrar tekrar kafasında döndürüyor, aslında kendinin ne kadar haklı olduğu fikrinden bir türlü vazgeçmiyordu.
Kendini öfkeden zor tutuyordu, Neden Volkan her şeye sahip, ben değilim! diyerek adeta içten içe yanıyordu. Günlerce Haticeyle Volkanı izlemiş, onların arasındaki bağa imrenmişti ve şimdi artık ne karısı Haticenin gönlünü ne de Volkanın dostluğunu hiç bir zaman elde edemeyeceğini anlıyordu. Yine de, içini kemiren bu yenilgiyi asla kabullenmek istemiyordu.
Bunu hak edecek hiçbir şey yapmadılar ki diye içinden mırıldandı. Sonra kalkıp elindeki plan notlarını parçaladı, çöpe attı. Dışarıda kar ağır ağır yağmaya devam etti. Barış karanlık pencereye baktı, Bir gün Hatice her şeyin farkına varacak, o zaman anlar, o zaman… diye hayal kurmaya devam etti.
Ama aslında, bu masalda gerçek kazananlar; güveniyle ve iyiliğiyle birbirine tutunan Volkan ile Hatice olmuştu Dünyanın bütün karı, onların huzurlu ve güvenli evine ulaşamıyordu artık.




