“Bu yıl denize gidemeyiz, paramız yetmez,” dedi eşim ve iş seyahatine çıktı. Ertesi gün ise onu plajda başka biriyle yan yana, kol kola gören o fotoğraf Hem de kız kardeşimle.
Meryem, abartma artık! Zeki kadınsın, hesap bilirsin, sonuçta muhasebecisin. Hesap ortada. Araba kredisi otuz bin lira yutuyor. Ev kredisi kırk bin. Annemin köydeki evinin tamiri ayda yirmi bin daha, çatı akıyor, yenilemezsek ev çürür. Deniz ne, Alaçatı ne?.. Maldives mi, çılgın mısın? Batıya düşeriz.
Alper endişeyle küçük mutfağımızda dolaşıp durdu. Dolap kapaklarını açıp kapatıyor, tabak çanağı sallıyor, bir bardak su doldurup geri döküyordu. Gözümün içine bakmıyor, sanki vergi memuruyla yüzleşir gibi benden kaçıyordu.
Bilgisayarda acente sitesinin açık olan ekranına bakıyordum. Turkuaz bir deniz, bembeyaz kum, sarkık palmiyeler Sadece bir resim değildi bu. O benim hayalimdi. Son üç yıl ona tutunuyordum, boğulan biri gibi.
Alper, dedim titrek bir sesle, Ben özendim bu tatile. Bir kenara ayırdım, primimi harcamadım. Evden yemek taşıdım, geceleri üç şirkete daha bilanço tuttum. Özel hesaba tam üç yüz bin lira biriktirdim. Yetiyor! Hesabımı yaptım. Araba bekler, annenin evi iki hafta çökmez, o çatıdaki kiremit hâlâ dayanır. Bizim tatile ihtiyacımız var. Beş yıldır izin bile yapmadık. Krediden beri. Sen sinirlisin, küçük şeylere patlıyorsun. Ben tükenmek üzereyim, sağ gözüm seğiriyor. Beraber bir nefes almalıyız. Biz karı-koca olduğumuzu unutuyoruz, ev arkadaşı gibi olduk.
Mesele para değil sadece! diye bağırdı o da, elindeki çay bardağını neredeyse kıracak. İşler başımızı aştı! Teslimat zamanı! Patron çok sıkıyor, izin verir mi! Öyle çat diye gidip güneşlenecek değilim ben! Kovulursam senin tatilin de ipotek de tarihe karışır!
Ama geçen hafta “işler sakin, teslim ettik” demiştin
Durum değişti! dedi hemen, kızararak. Müşteri yeni koşullar ekledi! Tekrarlar var! Bak, Meryem, konu kapanmıştır. Bu yıl deniz yok. Bayramda annenin köyüne gideriz, bahçeyi halleder, serayı onarır, mangal yakarız. Temiz hava, doğa, orman. Yetmez mi?
Annenin yazlığında dinlenmiyorum ben sadece bir fısıltıydı. Gözyaşım yanaklarımı yakıyordu. Ben çalışıyorum orada. Tarlada, mutfakta, sülalenle uğraşıyorum. Ben de deniz istiyorum. Üşengeççe uzanmak istiyorum.
Ne istiyorsan! vurdu yumruğunu masaya. Bencilsin, hep kendini düşünüyorsun! “Ben, ben istiyorum.” Benimse iş seyahatim var. Acil. Şırnak. İki hafta. Sondajlara bakacağım, patron gönderecek. Evde otur, söylenme. Ve o kenarda biriktirdiğin paradan bana lazım. Yol, kalacak yer
Neden? şaşırdım. Şirket karşılamıyor mu?
Sonra ödeyecekler, fişle. Şimdi bizimkisi. Otel orada pahalı, “dört yıldız”, temsil gideri, akşam yemekleri Patronun karşısında çorba mı içeyim? Ortama uyacağım.
Ne kadar? dedim bütün içim çekilmiş gibi.
İki yüz bin. İki yüz bin lira.
İki yüz bin mi? bağıramadım. Alper, üçte ikisi gitti! Tatile ayırdığım para o!
Sonra öderim! Şirket ödeyecek, günlükler de gelir. Eşine, ailene güvenmiyor musun?
Bana öyle kırgın, sanki ihanete uğramış gibi baktı ki, utandım.
Sonuçta çalışmaya gidiyor. Bence soğukta, Şırnakta, bizim için. Ben de dırdır ediyorum.
Parayı gönderdim. İki yüz bin lirayı. Elim titreyerek onayladım.
Güvendim ona. On yıldır birlikteyiz. Kale gibiydi. Biraz asabi, evet, tutumlu, evet, ama sadık. Hiç büyük bir yanlışı olmamıştı.
Ertesi gün gitti.
Valizini ben topladım.
Kendini özletme, Meryemcik! gülerek paltosunu giydi. Yılbaşında ona aldığım güzel parfüm kokuyordu, kendi ihtiyaçlarımdan kısıp almıştım. Ararım ama biliyorsun Şırnakın köyleri, çekmez, bazen iletişim yok. Ulaşamazsan merak etme.
Kendine dikkat et, atkısını düzelttim. Hava soğuk olabilir, iyi giyin.
Termal içliğimi aldım merak etme.
Denize şortu neden götürüyorsun? dedim yan cepten çıkarınca.
Bir an duraksadı:
Otelde havuz var, saunası da. Akşam arkadaşlarla yorgunluk atarız.
Mantıklı gibi geldi. Başımı salladım.
Gitti. Büyük gri valizle, umutlarımı ve biriktirdiğim parayı yüklenip.
Kapı kapandı, ev sessizliğe gömüldü.
Yalnız kaldım. Grili, kasvetli baharda, İstanbulun tozlu havasında.
Her gün işe gidip geldim, otomata bağlanmış gibi. Akşamları tek başıma yemek ısıtıp bol dizili, güzel hayatlı diziler açtım.
Yalnızlık acıtıyordu.
Kız kardeşim Zeynepi aramayı düşündüm.
Zeynep bambaşka biridir. Ben esmer, sakin, evcimen bir muhasebeciyim; o sarışın, çılgın, moda tutkunu, sosyal medyada yıldız, gezgin. Benden beş yaş küçük, ama on yedi gibi davranıyor.
Çok yakın değildik; dünya görüşlerimiz farklıydı. Ama yine de kardeşim, severdim, harçlık gönderirdim, başı derde girince kurtarırdım.
Numarayı tuşladım.
Abone şu an ulaşılamıyor veya kapsama alanı dışında.
İlginç Zeynep her zaman telefondadır. Her hareketini story olarak paylaşır: “Salata yiyorum”, “Taksiciyim”, “Ruj aldım”.
Sosyal medyasına baktım. Son paylaşımı bir hafta önceden, tam da Alperin yolculuk günü.
Bir pembe valiz. Altında: “Hayal yolculuğuna hazırlanıyorum! Nereye olduğunu tahmin edin? Sıcaklara gidiyorum! Sürpriz görev! #Travel #Dream #Secret”
Herhalde yeni bir sevgiliyle yurtdışında
Bir hafta geçti.
Alper nadir aradı. “Toplantıdayım, meşgulüm, çekmiyor” dedi.
Sesi tuhaftı. Keyifli, rahat. Arkada bir ses vardı: Dalgaların ritmik sesi gibi.
Ve müzik. Uzak, Latin melodisi.
Alper, bu müzik ne?
Ha? Arabada radyo! Sondaja gidiyoruz, şoför arabesk açtı.
Şu arka plan sesi?
Rüzgâr! Şırnakdayız, burda fırtına kopuyor! Kapatayım Meryem, iletişim gidecek!
Tık tık tık.
Cuma akşamı içime darlık çöktü, bir türlü uyuyamadım.
Mutfakta oturup soğuk çay içerek sosyal medyada gezinirken
Bir bildirim: “Zeynep Yalçın seni etiketledi.”
Yüreğim hopladı. Nihayet aradı mı?
Bildiriye tıkladım.
Fotoğraf yavaş yüklendi; önce sapsarı bir güneş, sonra masmavi bir gökyüzü. Ardından turkuaz deniz. Bembeyaz kumlar Derken insan silüetleri.
Plaj. O bir tur acentesindeki hayal fotoğrafımdı; Maldivler. O eğri palmiye, o iskele Paradise Island Oteli! Ezberlemiştim orayı.
Önde şezlongda Zeynep. Kırmızı bikini, büyük güneş gözlüğü, içinde şemsiyeli kokteyl. Çikolata gibi bronz, ışıl ışıl.
Yanında ise Bir adam. Belinden sarmış, tüylü bileğinde tanıdık saat: Casio (5 yıl önce ona ben almıştım). Üstünde palmiyeli şortlar.
Alper.
Kocam Alper.
Sözde Şırnakta, sondajı denetleyen adam.
Bana senelerdir etmediği kadar mutlu, beyaz dişli bir gülümseme var yüzünde. Ona öyle bakıyor ki Sanki en lezzetli tatlıya.
Altına yazmış Zeynep: “Mutluluk sessizliği sever. Ama paylaşmadan duramadım! Kahramanım bana cennet yaşattı! #Maldives #Aşk #Adamım #Tatil #AblaKusuraBakma”
“#AblaKusuraBakma” etiketlemiş. Tam da Alperin yüzüne beni etiketleyerek.
Kaza mı? Hayır.
Bile bile. Gözüme sokmak için: “Bak, kazandım. Güzelim, gencim, sene kaybettin. Sen bizim eğlencemizi finanse eden taş karı oldun.”
Ekrana bakarken dünya kaydı. Gözüm karardı.
Kocam.
Ve kardeşim.
Benim paramla!
Tam o iki yüz bin. (Belki kredi bile çekmişlerdir.)
Hayalimi çaldılar. Hayatımı çaldılar.
“Sen tatili hak etmiyorsun, evde otur.”
“Bencilsin.”
“Paramız yok.”
Alperin cümleleri beynimde dolandı dalga geçti. Gözümün içine baka baka yalan söylemiş, o anda bile kremi kimin sırtına süreceğini tasarlamış.
Titremeye başladım, çene çarptı. Koştum lavaboya, kustum.
Soğuk suyla yüzümü yıkadım. Aynada baktım
Grileşmiş, kızarmış gözlü, ağzının kenarı buruşmuş bir kadın bakıyordu.
Onlarsa orada Enerjik, kaygısız, tedirginlikten uzak.
Benim hayalimi yaşıyorlar.
Bilgisayara döndüm. Buz gibi bir sakinlikle ekran kaydı aldım, Zeynepin profilini de baştan sona kaydettim. Şampanyalı uçağa binişleri, süslenmiş yatakları, Alperin onu kucağında denize götürüşü
Sonra bankaya girdim.
Araba kredisi (“Land Cruiser” takıntısıydı) benim üzerime. Kalan borç: 800 bin TL. O aylık bana gönderiyordu, ama borçlu benim adımdaydı.
Evin kredisi ortak, asıl borçlu o, ben kefil.
Ona aktardığım hesaptan iki yüz bin anında tura gitmiş, sıfırlanmış.
Saatlerce ağladım. Havluya kapanıp, hıçkıra hıçkıra.
İçimde o saf Meryem öldü. Hakkaniyetli, dürüst; aileye, aşka inanan kadın.
Başka biri doğdu. Buz gibi, hesapçı, kararlı.
Onlar şimdi orada, benim paramla eğleniyor. Beni alıkoydular.
Peki.
Onlara cennet göstereceğim. Öyle bir “Şırnak” yaşatacağım ki, ekvatorda donarlar!
Alperin unuttuğu küçük ama önemli bir detay vardı.
Araba için vekâlet.
Geçen yıl kuzeyde uzun göreve giderken, “Sigortayı yenilersin, muayene yaptırırsın, yoksa satarsın,” diyerek bana noter vekâleti vermişti. Üç yıl süreli. Satış yetkili.
O arabasını taparcasına sever, pırıl pırıl silerdi.
Giyindim. Takım elbise, topuklu, kırmızı ruj (Zeynepin öğrettiği tarzla, inadına).
Evdeki tüm belgeleri aldım: Ruhsat, vekâlet, anahtarı (yedek hep bendedir).
“Trade-in” galeride üniversite arkadaşım Emre var, ona uğradım.
Emre, acil satmam gerek Land Cruiserı.
Emre arabayı görüp ıslık çaldı.
Ne oldu, Alper biliyor mu? Arabasını çok sever!
Alper kısa bir teatral duraklama yaptım. Maldivlere gitti acil. Paraya ihtiyacı var. Kart borcu büyümüş. (Madem yalan, tam yalan!)
Emre gözleri büyüttü.
Halledelim hemen. Vekâlet var mı?
Var, noter onaylı.
Fiyat düşük olur, galeri de kazanacak.
Umrumda değil. Bugün nakit olsun yeter.
Dört milyon veririz. (Piyasa 5,5).
Tamam.
İki saat sonra elimde dört milyon nakit ile çıktım galeriden.
O ağırlık, adaletin ağırlığıydı artık.
Hemen bankaya gidip araba kredisinin tamamını (800 bin) kapattım, kapama belgesini elime aldım.
Kalan 3 milyon 200 bini kendi adıma açtığım hesaba yatırdım neyse ki evlenince soyadını değiştirmedim, bu hesaba erişim Alperde yok.
Eve döndüm.
Taşıma taksisi çağırdım.
Alperin tüm eşyalarını (çorap dahil), elbiselerini, oltalarını (servet ederdi), oyun konsolunu, laptopunu, bardaklarını Hepsini koliye attım.
Kurye: “Nereye götüreyim?”
Sakarya, Sapanca Mahallesi, Anneler Sokak, Numara 1, Fatma Hanıma.
Annesi oğlunu karşılar, hava doğa istiyordu ya, buyursun gitsin.
Sonra çilingir çağırdım.
Acil, kapı kilitlerini değiştirip alarm takın.
Zorla mı girdiler, adam sordu.
Sıçanlar musallat oldu dedim, göz kırptım.
Ama daha bitmedi. Asıl keyifli kısmı
Alperin e-posta şifresini bilirim, doğum günüm İronik.
Tura ait biletleri, otel rezervasyonunu buldum.
Otele aradım, İngilizcem vardı, çeviri yapardım zaten.
“Good afternoon, I am Mrs. Meryem Demir. I need to speak with the manager urgently.”
Aktardılar.
Durumu kısaca açıkladım: “Kocam Alper Demir mevcut, yanında başka bir kadın ile. Kendisi şirket kartını kullanıp yasa dışı rezervasyon yapmış. Ana muhasebeciyim, Interpole bildiriyorum, 1 saat sonra para bankadan geri alınacak. En iyisi hemen onları otelden çıkarın, polise düşmeyin.”
Yöneticiden evet cevabı aldım.
Kısa süre sonra banka bildirimim geldi: “2000$ çekim isteği reddedildi.” (Otel bariz parayı tahsil etmek istedi.)
Sonra telefonlar çalmaya başladı. Alper. Açmadım. Zeynep. Açmadım.
Mesaj akını:
Alper: “Ne yaptın!? Kartım çalışmıyor! Otelden atıldık! Nakitimiz yok! Nolur, ne ediyorsun!”
Alper: “Aç şu telefonu! Plajda bavullarla kaldık! Zeynep ağlıyor!”
Zeynep: “Meryem abla, lütfen küsme. Göründüğü gibi değil! Tesadüf karşılaştık! Yemin ediyorum, bir şey yok! Para gönder, taksiye bile paramız yok, öleceğiz böyle!”
Alper: “Arabayı mı sattın? Emre aradı! Deli misin! O araba benim! Dönünce görüşeceğiz!”
Kahkaha attım. Hem de isterik, gözümden yaş gelene kadar.
Fotoğrafı, storyden ekran görüntüsünü gönderdim onlara.
Mesajım: “Mutluluk sessizliği sever. Sessizliğin keyfini çıkarın. Yürüyerek Şırnaka. Araba vekâletle satıldı, parası aile ihtiyaçlarıma (manevi tazminat) gitti. Eşyalar annenizde. Kapı kilidi değişti. Mahkemeye verdim. Neyse bahtınıza, amigos!”
Alper üç gün sonra dönebildi.
Arkadaşlarından borç toplayıp bilet almış, gelince yanıp kavrulmuştu krem alamamışlardı.
Ev kapısını tekmeledi,
Aç! Burası benim evim! Davamı açacağım!
Burası ipotekli, ve ben mahkemeye başvurdum, dedim kapı arkasından. Senin payın banka borcu. Burada yaşamayacaksın. Savcıdan karar aldım! (Yalan, ama komşu mahalle bekçisi Ahmet arkamdaydı.)
Hadi Alper Bey, dedi Ahmet, Sorun çıkarma, yoksa karakolda sabahı edersin.
Biraz söylenip gitti.
Boşanma davası gürültülü oldu.
Arabayı dava etti, “çaldı” dedi.
Hakime evrakı gösterdim:
Noter vekâleti? Geçerli. Satış yetkisi? Var. Kalan borç arabaya. Kalanı?
Aile masrafları, dedim melek gibi. Fatura yoksa ne yapayım ki.
İspat edemedi. Faturası yoktu.
Zeyneple tüm bağımı kopardım.
Annem-babam barış için aradı.
Meryem, bu kardeşin! Akılsız, ne yaptığını bilmiyor! Alper kandırdı, affet! Zaten ayrıldılar, üzülüyor
Benim kardeşim yok, dedim. O kişi öldü, başkası beni ilgilendirmiyor.
Zeynep zaten Alperden döner dönmez ayrıldı. “Arabası, evi olmayan adam bana ne!” Hemen yeni biriyle Dubaide foto attı. Allah yolunu açık etsin.
Ben ne yaptım?
O iki yüz binin üstüne, arabadan gelen üç milyon ile hayalim olan tatile çıktım.
Kime mi?
Tek başıma.
Şu an Maldivlerdeyim. Aynı otelde, yanında havuz olan bungalovda.
Şezlongda “Pina Coladam” elimde, turkuaz suyu izliyorum.
Gerçekten tedavi ediyor.
Sonuna kadar nefes alıyorum.
Artık özgürüm. Zengindim (üç milyon hâlâ güzel yastık!). Ve bir daha bir erkeğin “tatili hak ettin mi” demesine asla izin vermem.
Her şeyi hak ettim.



