Ayşe
Açelya, kafayı mı yedin kız? Müdür seni bu yüzden öldürür vallahi!
Ya Zeynep, ne yapayım? Sokağa mı atayım hayvanı? Vicdanım sızladı. Can o da
O tamam da, senin halin ne olur bilmiyorum eğer onu burada bırakırsan.
Zeynepciğim, tatlım, abartma artık! Kocaman aslan getirmedim ya, minicik bir yavru sadece. Biraz kalsın, olur mu?
Kız ne anlatıyorsun, sanki bana da kolay geliyor Zeynep gülerek, beklenmeyen misafir olan sıska sarmanı eliyle okşadı. Kim acımaz? Nereden buldun bu minnoşu? Nasıl zayıf, muhtemelen hasta da Kafasını kaldırmaya dermanı yok. Vah yazık!
Ya anlatıyorum Açelya, Zeynepin kendi ördüğü uzun atkıyı askıdan kaptığı gibi, yavruyu atkıya sardı. Kaçta vardiyadan çıktım. Parktan geçiyordum eve. O da yolun ortasında yatıyordu. Çalılıklardan çıkmış mı, biri mi atmış bilmiyorum. Kar altında kalmış neredeyse. Rengi sarman olmasa hiç göremezdim. Kaldırdım, vücut buz gibi. Yaşayıp yaşamadığına bile emin olamadım. Sonra baktım, nefes alıyor. Aldım, koşa koşa yurda kaçtım. Açelya güldü, emaye kupaya süt boşaltıp ocağa koyarken Ayşe Hanım beni görseydi, gözleri fırladı nerdeyse.
Bak kesin gelir. Aman Açelya, sen yanarsın vallahi! Lemanı da hatırla, geçen sene kedi getirdi diye ne kıyametler koptu. Kapı dışarı atacaktı neredeyse. “Düzen yok yurtta!”, diye saydırdı. Hayvan yasak burada.
Zeynepciğim, söz ver bana, müdüre söylemeyeceksin. Ben sütünü ısıtıp hemen odaya getireceğim, bakarsın ha.
Git hadi git! Zeynep kucağından atkıya sarılı minnoşu aldı, kendi örme sepetini boşaltıp içine yerleştirdi. Hiçbir şey duymadım, hiçbir şey bilmiyorum, hiçbir şey söylemeyeceğim de diye şakacı bir şekilde şarkı söyleyerek sepetin üstünü kapattı. Hadi koş, çekinme!
Açelya çıkınca Zeynep, sepete göz attı ve başını salladı:
Vay be, talih! Sarman, yüzsüz Hadi minnoş, yaşa bakalım! Açelya iyi kızdır, başına bir iş gelirse çok üzülür, ağlar vallahi. O bana yetmez mi?
Kedi cevap vermedi. Güçlükle nefes alıp kapalı gözleriyle kıpırdamadan yattı. Zeynepin laflarını duymadı.
Oda yavaş yavaş karanlığa gömüldü. Akşamın durgun saatleri çökerken Zeynep ışığı açmak istemedi. O bu zamanı severdi. Bütün akşam önümüzde. İkinci vardiyada çalışanların çilesi başka; gelir gelmez yatmak gerekir. Ama böyle iyi işte! Kitap oku, Açelyayla sohbet et, kız kafasını Mihrapla olan ilişkisine takmış, ondan iyice bir dertleşilir. Zeynep iç geçirdi. Ne güzel! Onun hem sevgilisi var, hem evlenme teklifi aldı. Zeynep ise yapayalnız. Kimin umurunda? Boy desen uzun, yapılı da fena değil ama nereden bulacaksın ona denk bir delikanlı? Acaba annesinin “Kızım, dön mezraya” çağrısı doğru mu? İş desen, köyde yok, sadece ahır işleri O kadar okudum, boşa mıydı hepsi? Burada fabrikada değerimi biliyorlar, tatil bile hakkı verdiler Zeynep, karamsar düşünceleri salladı. Dur bakalım, evlilik zamanı gelir elbet. Mutlaka biri çıkar karşısına.
Açelya döndü, pipet aradı süt içirmek için. Kedi kaseden içemedi, kafasını soktuğu halde hiç gücü yoktu. Açelya, ağlayacak gibi oldu. Zeynep kitabı kenara bırakıp sarmana uzandı:
Ver bakayım.
Pipete süt çekip parmaklarıyla minnoşun kafasını tuttu, ağzını açtı ve fısıldadı:
Hadi bakalım! Burada açlıktan ölmek yok! Arkadaşın sırf bunun için getirdi seni, hadi gayret!
Kedinin boğazına süt gidince fena öksürdü ama yemeye başladı.
Kediye Tarçın adını koydular. Ayşe Hanım nerdeyse bir yıl hiçbir şeyin farkına varmadı. Ta ki bir gün, birinci kattaki açık pencereden dışarı atlayan sarmanı görünce
Bu da ne şimdi?!
Bütün yurt ayakta.
Ayşe Hanım lütfen, bakın hiç haberiniz olmadı! Çok uslu bir kedi! Bak, fare yakalıyor!
Hangi fare? Bizim yurt örnek yurttur, burada fare yok!
Olmaz mı! Zeynep, kollarını göğsünde birleştirip Ayşe Hanıma sertçe baktı, ayağıyla Tarçını saklamaya çalıştı Fareler de örnek, hem de sıfatlı. Tombik tombik, bak! Tarçın her sabah diziyor yatağımın önüne. Bir gün göstereceğim. Sadece bizim övünmemiz doğru mu? Bir de genel müdürü çağıralım, o da gurur duysun.
Zeynep! Çok konuşuyorsun! Ayşe Hanım sesini kısarak Açelyaya döndü. Bu senin işin di mi? Sonra evlenince ne yapacaksın? Alacak mısın?
Bilmiyorum Tabii seviyor beni ama nedense Zeynepi sahibi sanıyor. Çok özler bence
Ahh, kızım! Ayşe Hanım birden kahkahayı bastı. “Erkek” diye anlatıyorsun Tam da kedi işte! Nerede yemek, orada yaşam.
Öyle değil! Ben kimi şefkat göstersem, Zeynepe gidiyor Açelya kediyi Zeynepe uzattı, Ayşe Hanıma sarıldı Peki bırakmamıza izin var mı?
Yaramaz seni! Ayşe Hanım tehdit eder gibi parmağını salladı. Hiç sesi soluğu çıkmasın! Yoksa bizi de kovarlar, seni de.
Açelya’nın düğününü yaptılar, Zeynep ile kedi baş başa kaldı. Günler ağırlaştı, yurt da eskidi, herkes yeni yurtta oda kapma hayaline tutulmuştu. Zeynep hafta sonları inşaatta yardım ediyordu. Bir gün beklemediği bir karşılaşma yaşadı.
Cem, tıpkı Zeynep gibi taşradan gelmeydi. Evde yaşlı ana-babasına bakmış, onları defnettikten sonra İstanbula kapağı atmıştı. Burada sıfırdan başlamıştı, başını sokacak evi yok, kökü yok. Ama etrafında kız mı ararsın, çok… Yine de kafasındaki evlilik beklentisi bambaşka. Çeyizi olup işini kolaylaştıracak bir eş ister. Zeynep ona hiç uymuyordu. Ama Zeynepin görkemli duruşuna, uzun boyuyla koridorda süzülüşüne Cem kayıtsız kalamadı.
İlk başta Cemin sakarca ilgisi Zeynepi güldürdü.
Allahım, bana hiç gelmez bu çocuk! Kafasına vuracağım neredeyse, benden epey kısa! diye kahkaha attı Açelyaya anlatırken.
Kız Zeynep, boy mu önemli? Karakter ne alemde?
Bilmem ki… Zeynep susar, gözlerini kaçırırdı. Hiç bilmiyorum Açelya.
Bebek bekleyen Açelya kalkmaya çalışırken, Zeynep ona bal getirdi.
Zor mu?
Aslına bakarsan değil. Ama garip bir his var, sanki tren garında beklemek gibi heyecanlı. Gör bak yakında güzel günler…
Bebeğin gelişiyle mi, yalnızlığın ağırlığıyla mı bilmiyorum, kısa sürede Cem neredeyse her akşam uğramaya başladı. Tarçın ondan hiç hoşlanmadı, tıslıyor, sırtını kabartıyordu. Zeynep camı açıp Tarçını dışarı salıyordu. Tarçın gece dönüyor ama saatlerce küsüp yanına gelmiyordu. Neler yaşadığını anlayamıyordu Zeynep.
Kıskandı galiba? Zeynep, Ayşe Hanımın sorularına omuz silker Belki de hissediyor bir şey. Kızım dikkatli ol Cem le. Bir eğlenir, sonra bırakır, sen ne yaparsın?
Yapmaz o öyle şey! deyip güvenir Zeynep.
Ama haklı çıktı. Sabah bulantısı, halsizlik bir, iki hafta sonra geçti geçmesine ama Zeynep hep yorgundu. Açelya ile parkta bebek arabasıyla karşılaşınca anlattı ve bir anda her şey netleşti.
Ya Zeynep! Nasıl başına geldi? Kime söyledin?
Zeynep, donakalmıştı. Düşünceler çınladı kafasında. Ta uzaklardan Ayşe Hanımın sesi geldi:
Kızım, dikkat et
O sesle Zeynep toparlandı. Açelyanın sorularına “Bilmiyorum” dedi ve eve gitti. Ceme söylemeli. Artık özgür hayat bitti, yeni bir dönemi düşünmek gerekiyordu.
Meğer, her şey yalnız başına karar vermekle kalacakmış.
Zeynep, üzgünüm, olmaz. Nereden bileyim benden mi? Kabul edemem. Cem, kapıdan içeri dalan kediden öyle rahatsız oldu ki tekmeledi minik dostu. Defol!
Ama Tarçın, hiç pes etmeden onun bacağını ısırdı, adamın çığlığına Zeynep istemsizce güldü:
Hadi Tarçın, bırak! Zehirlenme ondan, böyle pisliği evde istemeyiz. Yolun açık olsun.
O gece öylece sandalyede kaldı, kapı arkasında Cemin uzaklaşan adımlarını dinledi. Tarçın usulca yanına geldi, kucağına çıktı. İlk defa izin verdi ve upuzun mırladı, Zeynep de ona uzun zaman boyunca sarıldı. Sonra ayağa kalktı:
Yeter bu kadar üzülmek! Çay demleyeceğim. İyi çay, sıcacık.
Oğlunu kendi üstüne yazdırdı. Kimseye eğilip bükülmeden verdi doğum belgesini:
Babası yok. Hiç olmadı. Anası var. Yeter onaa.
Açelya güzel bir beşik hazırladı, Ayşe Hanım bir tanıdığından puset buldu, birkaç defa da fabrika müdürüne çıkıp Zeynepe yeni oda istese de inşaat yine durdu, müdür de elinden geleni yaptı.
Soğuk odaya Zeynep ne kadar cam kapatsa da engel olamadı. O yüzden oğlundan Tarçını hiç ayırmadı. Ağlayan minik kediye sokulunca hemen susuyordu bebek. O tuhaf dostluk karşısında gülerek kedisine ekstra bir şeyler verirken bile zorluk çekiyordu; para kıt, kardeşlerinden gelen desteğe şükrediyordu. Cem izini kaybettirdi, zaten görmek istemiyordu. O defteri kapatıp kendine yeni bir hayat kurdu oğlunu sayesinde.
Doğumdan sonra bütün aile geldi. Herkes oğlana baktı, dönüp Zeynepe:
Maşallah paşaya! Senin kopyan olmuş, Zeynep.
Zeynep, o an gözyaşlarını tutamasa da kimse laf ettirmedi. Aksine, abisi karısıyla sarıldı ve kulağına fısıldadı:
Doğru yapmışsın! Yalnız değilsin artık. İyi insan da çıkar, hiç merak etme. Biz her zaman varız. Oğlunu birlikte büyütürüz, rahat ol.
Gerçekten de öyle oldu. Her iki haftada bir abi veya kardeşi gelir, sepette yiyecek, bebek maması getirirdi. Zeynep, küçük sepetleri açarken gözyaşlarını gizlerdi. Çünkü insanoğlunun en çok ihtiyacı olan şey; yalnız olmadığını bilmektir. Arkanda biri olduğunu hissetmek Ve onlar seni hiç düşünmeden sahiplenirler.
Oğlan, Ada, kreşe başladığında zorlandılar; sık sık hastalandı. Zeynep hem işte hem evde bölünüyordu. Ayşe Hanım ve Açelya olmasa köye dönmüşlerdi. Ama kardeşinin evinde yaşamak istemediği için köy hayalini erteliyordu.
Bir gece oğlunun başında nöbet tutarken sıkıntıya daldı. Demek ki, herkesin bir sevgilisi olmuyor. Kendisinin ise içten içe en çok istediği; yanında dursa, sessizce “Çay koyayım mı?” dese, arada pazar günü alıp hayvanat bahçesine götürse çocuğunu, akşam gelince rafta bekleyen sarkık tahtayı taksa, yemeğine iltifat etse, yanında, omuzunda güven hissettirse. Hepsi bu
Olsa olsa bu aile dediğin şey böyle olurdu.
Bir gün Ada ateşlenip üçüncü güne gelindi. O küçük çocuk ateşten uyuyamadı, kulak ağrısıyla kıvrandı. Mahalleden doktor her gün geldi, içini karartarak:
Bir şey diyemem. Her şeyi doğru yapıyorsun. Sadece bekleyeceğiz, vücut kuvvetli.
Zeynep oğlunu bırakmak istemedi. Ağlamasına dayanamıyordu. Ayşe Hanım taze tavuk suyuyla geldi, çocuğa “Cicikuş” yaptı, başını okşadı:
Vücudu direniyor, iyidir bence! Doktor da öyle diyor.
Bilmez miyim? Ama yavrum ağladıkça ben de eriyorum. İçim gidiyor.
Geçecek, ama sen de bitme. Hem yemeği ye, hem uyu. Sabaha çıksın aklın başında ol.
Komşu çıktı, Zeynep oğluna kompres hazırladı, Tarçın sıcacık oğlanın yanında yatıyordu, canı oyun istiyordu. Oyun bitince bebek uyudu, bu sırada Zeynep de işini tamamladı.
Kasenin içine elini sokup sıcak olup olmadığını denedi, sonra mutfağa geçti bulyonu ısıtmak için. O sırada bir ses Cam kırıldı, ağlama! Koşarak geri döndü. İçeri girince donakaldı; korkudan taş kesildi. Sonra en yakın tabureyi kaptı koştu.
Kocaman bir sıçanla kedi can havliyle boğuşuyordu. Tarçın sıçana sarmış, bir kulağı kopmuş, boku yarılmıştı. Zeynep hamle etti ama Tarçın canhıraş vuruşla sıçanın boğazını yakaladı, öyle tuttu ki, Zeynep araya giremedi.
Tarçınım, bırak artık! Bitti, yendin!
Kedinin sesi titredi, yavaşça bıraktı. Hemen beşiğe doğru seğirtti, yavru ağlıyordu, Zeynep oğlunu kucağına aldı. Korkudan neredeyse nefessiz kaldı. Beşiğin diğer köşesinde başka bir sıçan, daha küçük ama yine de büyük! Adayı indirip hemen koridora çıkıp bağırdı:
Yardım edin!
Bir saat sonra, oğlunu sıcacık giydirip Ayşe Hanıma gitti. O da ona kendi evinin anahtarını verdi ve Tarçına bakarım dedi.
Olacak iş değil! Sıçan doldu her taraf. Daha geçen ay ilaçladık. Ayşe Hanım öfkelendi, eski binanın eksikliğine, ama bir şey elinden gelmiyor, çaresizlik onu çıldırtıyordu.
Odayı topladı, Tarçını odacığına aldı, yarasına pansuman yaptı.
Kahraman kedim benim, Tarçın! İyi ki sende izin vermişim. Herkesin değil böyle kedisi.
Tarçın yorgun, zor nefes alıyordu. Yemekten de vazgeçmişti. Ayşe Hanım bunu hiç iyiye yormadı, sabah hemen Zeynepe haber verdi.
Öyleyse sen Adaya bakar mısın? Ben Tarçını veterinere götüreceğim!
Çabucak hazırlanıp yurda koştu, minnoş kedisi yerde cansız yatıyordu.
Tarçınım! Dayan, birazdan geleceğiz!
Veteriner kliniğine varınca genç bir kız çıktı karşısına, Zeynep acelesiyle:
En iyi doktor nerede! Acele! Hemen!
Hemşire anlam veremese de Zeynepin halini görünce başıyla gösterdi:
Buyurun bekleyin orada.
Zeynep sabırsızca nefesini sayarken kapı açıldı, dev gibi bir adam sosyete ressamı gibi eğilerek geçti.
Neyiniz var? Kalın sesiyle sordu.
Zeynep toparlandı, Tarçını ona uzattı:
Şey Tarçın böyle oldu!
Bunu kim yaptı? Doktor, şaşkınlıkla kediyi kontrol etti.
Sıçanlar.
Sokak kedisine de benzemiyor, bak tüyleri ne güzel dedi.
O benim kedim!
Peki nasıl sıçan buldu? Dışarı mı bırakıyorsun?
Yok, yurtta oldu.
Ne iş! İnsan aklı almıyor.
Daha çok anlatacak mısınız? Ölüyor, yardım edin! Oğlumu kurtardı, lütfen!
Bağırmana gerek yok. Benim adım Mustafa, ya senin? Dedi gülümseyerek, Zeynep öfkeyle sustu.
Zeynep
Tamam, tanıştık. Bir daha bağırma. Tamam mı? Sakin olunca hallederiz.
Doktor gülümsedi ve mırıldandı:
Senin kahramanına yardım edeceğiz, sıkma canını.
Birkaç yıl sonra koskoca sarman, çocuk odasına girecek, odanın köşesini kolaçan edecek. Beşiğin içine zıplayınca, Ada ve minik Elif huzurla uyuyacak. Tarçın kızın yanağına kıvrılacak, huzurla mırlayacak, Elif de oyuncak gibi ona sarılacak. Zeynep içeri girecek, oğlunun yorganını düzeltecek, kızının yere düşen çorabını giydirecek, kocasının omzuna yaslanacak:
En iyi bakıcı Tarçın değil mi, Mustafa?
Daha iyisi mi var? Mustafa, kedinin şimdi iyileşmiş ve bir zamanlar kendi elleriyle diktiği kulağına kaşıyacak. O kedi altın değerinde.
O zaten altın gibi! Parlıyor bak.
Tarçın, Zeynepin elini koklayacak, sonra Elifin yanına uzanıp patiyle saracak. Zeynep gece lambasını kapatıp Mustafayı çağıracak, çocuk odasının kapısını sessizce kapatacak. Çocuklar asla karanlıktan korkmadı; çünkü yanlarında her daim Tarçın vardı. Onunla hiçbir şeyden korkmaya gerek yoktu.




