Doktor muayenesinden sonra cebime gizlice bir not sıkıştırdı: “Ailenizden hemen uzaklaşın!” O akşam doktorun hayatımı kurtardığını fark ettim… Ama sonrasında yaşananlar hepimizi şoke etti… Akıl alır gibi değil…

O zamanlar, yıllar yıllar önceydi. O günkü ziyaretimde, yıllardır aile doktorumuz olan Mahir Bey muayeneden sonra beni uğurlarken cebime gizlice bir not sıkıştırdı. Şaşkınlıkla bana baktı, Sus, dercesine parmağını dudaklarına götürdü ve hüzünle başını eğdi. Koridora çıkar çıkmaz buruşturulmuş kağıdı açtım; telaşla karalanmış sadece dört kelime yazıyordu: Ailenden uzaklaş, kaç!

Önce hafifçe gülümseyip bunu yaşlı bir adamın şakası sandım. Ama aynı akşam, anladım ki o not belki de hayatımı kurtarmıştı. Eve dönerken Mahir Beyin garip tavrı aklımdan çıkmadı. O, rahmetli eşim Vedattan bu yana her derdime koşmuş, hep anlayışlı ve mantıklı bir hekim olmuştu. Yaşlanmanın getirdiği bir tuhaflık mıydı bu yazı acaba? Notu avucumda buruşturup paltomun cebine attım ve unuttum gitti.

Hayatım sakin, düzenli görünüyordu. Eşim rahmetli olduktan sonra tesellim oğlum Barandı. Bir yıl kadar evvel ise Baran evimize nişanlısı Melikeyle birlikte yerleşti. Düğün yaptılar, üç odalı evimde beraber yaşamaya başladık. Anne, seni yalnız bırakır mıyız? Sen bizim her şeyimizsin derdi Baran, sarılıp öperdi. Evlat sevgisiyle yüreğim erirdi.

Anahtarımı çevirip kapıyı açtığımda, mutfaktan yayılan hoş kokularla karşılandım. Fırından yeni çıkmış elmalı kurabiye kokusu evi sarmıştı. Melike, muhtemelen favorim olan elmalı kurabiyeyi pişirmişti. Anne, geldiniz mi? dedi. Mutfaktan uçarcasına çıktı. Ne dedi doktor, iyi miyiz? Yüzünde öylesine içten bir endişe vardı ki, notun bütün ağırlığını unutup gülümsedim. İyiyim, kızım. Biraz tansiyonum dalgalanıyor. Yeni bir ilaç yazdı diye hafifçe yalan söyledim.

Bakın, Baranla birlikte size kalpten güçlendiren özel bir bitki çayı hazırladık dedi. Koluma girdi, salona geçirdi beni. Baran yemek odasından çıkıp yanağıma bir öpücük kondurdu. Nasıl oldun anne? Biz de Melikeyle düşündük, sana vitamin takviyesi vereceğiz. Güvenilir bir eczacıdan bulduk, tavsiye etti. Her akşam çayla birlikte içersin. Bana zarif bir kutu uzattı. Teşekkür ederim, evlatlarım, dedim gözlerim dolarak. Var mı sizden kıymetlisi?

Bazen bu ilgileri bana fazla gelse de sevginin fazlasına yordum. Hatta bazı anlar, ilgileri bunaltıcı bile geliyordu. Akşam hep olduğu gibi geçti. Kurabiyeden en güzel dilimler önüme geldi, özel çayları sürekli dolduruldu.

Gece yaklaşırken iyice yoruldum ve odama çekildim. Tam uyumak üzereyken kapı sessizce aralandı. İçeri Melike girdi. Elinde, üzerinde hiçbir işaret olmayan iri beyaz bir hap olan tabakta ve yine dumanı tüten bir çay vardı. Annecim, unutmayın, vitamininizi ve çayınızı için ki uykunuz güzel olsun, diye fısıldadı nazikçe.

Tabaktaki hapı almak için elimi uzattım. O anda, içimde bir huzursuzluk sardı dört bir tarafımı. Melikeyi kırmak istemedim; hapı aldım, ağzıma götürüp yutuyormuş gibi yaptım ama ustaca avucuma sakladım. Küçük bir yudum çay içip tekrar yatağa oturdum. Sağ ol kızım, iyi geceler.

Derin bir nefes aldım. Kulağımda not çınladı. Hapı avuç içimde evirip çevirdim; kocaman, kireç beyazı ve tatsız. Yarın atarım, dedim kendi kendime. Hareketle hap yere düştü, yuvarlanıp eski oyma komodinin altına girdi. Kalsın bakalım orada, diyerek yattım.

O tesadüfün beni kurtardığından o an habersizdim. Gece yarısı, garip bir sesle irkildim: İnce bir cırıltı, zayıfça gelen bir tıslama komodinin altından geliyordu. Gece lambasını açıp yere uzandım, baktım ve kanım dondu.

Komodinin altında evimizin minik hamsterı Fıstık vardı. Normalde bütün evi döner dururdu, şimdi yan yatmış, güçsüzce titreme ve inleme içindeydi. Gözleri yarı kapalı, nefes alışları kesik kesikti.

Boğazım sıkıştı, oğlumla gelinimi uyandırmamak için ağzımı kapattım, Fıstıkı dikkatlice çıkarıp göğsüme bastırdım. Sıcaktı ve tüyleri yapış yapıştı. Ne oldu sana yavrum? diye fısıldadım, su aradım etrafta.

O sırada gözüm hoplayıp zıplayarak üzerinde hiçbir yazı olmayan o hapı gördü. Komodinin hemen yanında, Fıstıkın debelenmekten bitap düştüğü yere yakın duruyordu. Bir an beynimde şimşekler çaktı: O beyaz, vitamin deyip ısrarla bana içirmeye çalıştıkları!

Elllerim titreyerek aldım baktım, hiçbir işaret yok, dümdüz beyaz bir hap. Ama artık emindim: Bunlar vitamin değil, zehir! Ben yutsaydım…

Fıstık son bir kez titredi ve sonra sessizce hareketsiz kaldı. Küçük dostum… O, yerde bulduğu her şeyi kemirirdi. Demek hapı yemişti; sonucu ortadaydı.

İşte o anda Mahir Beyin notunu hatırladım: Ailenden uzaklaş. Doktor, asla şaka yapmamıştı. Tehlikede olduğumu anlamış, ne pahasına olursa olsun beni uyarmıştı.

Kalbim göğüs kafesimden fırlayacak gibiydi. Odaya göz ucuyla baktım; her şey yerli yerindeydi, ama artık her eşya bana tehdit gibi görünüyordu. Sessiz, hızlı hareket etmeliydim.

Fıstıkı temiz bir mendile sardım, gardıroba koydum sonra usulca gömülür. Şimdi öncelik benim kurtuluşumdu.

Parmak uçlarımda gardıroba yanaştım, yıllardır acil hastane çıkışları için hazırladığım küçük çantayı çektim. Belgeler, biraz nakit para, yedek giysi… Elllerim titriyor, yine de acele etmemeye, çıkardığım sesi büyütmemeye gayret ettim.

Baranın verdiği vitamin kavanozuna gözüm ilişti. Elime alıp çantama attım. Kanıt olur lazım olursa. Yanında Melikenin hazırladığı çaydan da bir miktar aldım. Ona ne karıştırdılar kim bilir?

Kapımı temkinle araladım, evin içinde saat sesi dışında ses yoktu. Uyuyorlar mı, yoksa numara mı yapıyorlar?

Koridora süzüldüm. Ayaklarımda bir izleniyormuşum hissi var. Anahtarı takıp, kilidin çıkardığı ufacık sese rağmen, apartmana süzüldüm. Peşimde olacaklar gibi. Basamakları sessizce, hızla indim.

Dışarısı serin ve bomboştu. Yukarıya, penceremize göz attım. Işık yanmıyordu. Henüz kaybolduğumu anlamamışlardı.

Nereye gitmeliydim? Tek bir adres kafamda yankılandı: Mahir Bey. Her şeyi bilen, bana yardım edecek tek kişi oydu.

Aradaki mesafe fazla değildi. Sürekli arkamı kollayarak hızlıca yürüdüm. Sanki her köşeden Baran ve Melike çıkacak gibiydi, ama sokaklar ıssızdı.

Nihayet apartmanın önüne geldim. Zile bastım, parmaklarım ürperiyordu.

Kim o? dedi sesi.

Benim, dedim fısıldayarak. Lütfen açın, her şeyi anladım.

Bir iki saniye sonra kapı açıldı.

Yukarıda kapıya vardığımda, Mahir Bey kapıda bekliyordu. Sessizce selam verdi, içeri aldı.

Geleceğinizi biliyordum, dedi usulca. Oturun, anlatın.

Sandalyeye çöktüm, çantadan vitamin kutusu ve beyaz hapı çıkardım.

Bunu verdiler. Fıstık… birini yemiş ve…

Mahir Bey hapı inceleyip, dolaptan test çubuğu çıkardı.

Böyle bir şeyden şüphelenmiştim, dedi kısık sesle. Uzun zamandır halsizlik, baş dönmesi şikayetiniz vardı. Önce yaşlılık dedim. Ama kan tahlillerinizde teşhisinize uymayan izler bulmaya başladım. Sonra kazmaya başladım.

Bir süre ciddiyetle test sonuçlarına baktı.

Sinir sistemi üzerinde ağır etki yapan bir ilaç bu, dedi sonunda. Yaşınıza göre çok tehlikeli bir dozda. Uzun süre düzenli alınırsa…

Gözlerimi sıktım. Çocuklarım… O canım Baran ve Melike… Nasıl yapmışlardı bunu bana?

Ama neden? dedim güç bela.

Mahir Bey iç geçirdi.

Onu siz yakında anlarsınız. Şimdi eve dönmek yok. Size yardımcı olacağım. Önce güvenliğiniz, sonra her şey açığa çıkar.

Başımı salladım gözyaşlarımla. Ama bu gözyaşı korkudan değildi, öfkeydendi. Hayatta kalmıştım. Ve gerçeği öğrenecektim. Ne pahasına olursa olsun.

*

Aradan altı ay geçti; gerçek yerini buldu… ama hangi bedelle…

Uzun bir soruşturma dönemi yaşadık. Baran ve Melike önce hep inkar ettiler; vitamin dedikleri şey zararsız, çay sadece bitki karışımı olduğunu iddia ettiler. Fıstıkın ölümü, tesadüf dediler. Ama laboratuvar raporlarıyla tabletten yüksek dozda sinir ilacı, çaydan ise sakinleştirici maddeler çıktı. Son üç ayda vücudumda bunların biriktiği tespit edildi.

Baran, ikinci sorguda dayanamadı. Gözyaşları içinde itiraf etti: Planı Melike kurmuş. Ona rahatımız için böyle olması gerektiğini anlatmış; ben yaşlıydım ve ev yeni hayatları için gerekmiş. Eczacı bir tanıdık ayarlamış, dozajı hesap ettirmiş, bana her gün içirtmişler. Baran, annesine zarar vermek istemediğini fakat Melikeye karşı koyamadığını, kendinden utandığını söyledi.

Melike ise sonuna kadar inkar etti. Yaşlılıkla gelen kuruntular, hayal ürünleri, dedi. Ama bütün kanıtlar önündeydi. Cinayete teşebbüsten ceza aldı, Baran ise itiraftan dolayı daha hafif ceza gördü.

Şu an başka bir şehirde yaşıyorum. Mahir Bey taşınmamı sağladı, başka bir doktora teslim etti, uygun fiyatlı küçük bir daire ayarladı bana. Sabahları parka çıkıyorum, atkı örüp satıyorum, bazen yaşlılar kulübünde briç öğreniyorum. Hayatım huzurlu, sakince sürmekte. Yıllar sonra ilk defa geceleri korkusuzca uyuyabiliyorum.

Bazen oğlumu düşünüyorum. İçim acıyor ama korkudan değil, tarifsiz bir hüzünden. Onun kollarını, Anne, sen bizim her şeyimizsin diye sarılışını hatırlıyorum. Ağlıyorum; çünkü o Baran artık yok. Geride, ruhunu kötülüğe açan bir adam kaldı sadece. Onu affetmedim, ama nefret de etmiyorum. Yalnızca şunu biliyorum: Bizim ailemiz, o gece çoktan ölmüştü.

Fıstıkı sıkça anımsıyorum. Şimdi evimde küçük bir rafta fotoğrafı ve oyuncak bir hamster var, onun anısına aldım. Her akşam yanına bir tane taze dut koyuyorum sanki o hâlâ oradaymış gibi. O, farkında olmadan beni kurtarmıştı.

Mahir Bey her ay gelir, sağlığımı kontrol eder, haberler anlatır, okunacak mutlaka dediği bir kitap getirir. En son dedi ki,
Biliyor musunuz, bazen hekimlikteki en önemli şeyin sadece hastalık tedavisi değil; insanı tehdit eden büyük tehlikeyi görüp önlem almak olduğunu düşünüyorum.
Başımı salladım, gülümsedim. Çünkü artık biliyorum: Hayat devam ediyor. İhanetten sonra da. Her şey bitti sanılsa da. Hele ki, nihayet güven içindeysen…

Rate article
Lifequest
Doktor muayenesinden sonra cebime gizlice bir not sıkıştırdı: “Ailenizden hemen uzaklaşın!” O akşam doktorun hayatımı kurtardığını fark ettim… Ama sonrasında yaşananlar hepimizi şoke etti… Akıl alır gibi değil…