Kemal, teyzesi Emineyi ziyaret etmek için köye gelmişti. Eski köy evine doğru yürüdü, bahçe kapısını açtı; avluda onu Emine Teyzesi karşıladı.
Hiç aramadın, haber vermedin, dedi kadın, kucaklayarak yeğenini. Zeynep ve çocuklar gelmediler mi?
Yok, onlar şehirde kaldılar, dedi Kemal.
Emine Teyze hemen sofrayı hazırladı, birlikte yemek yediler. Ardından, yavaşça önemli bir konuya geçti.
Bak ne buldum mutfaktaki sandıkta, dedi aniden ve Kemale bir kağıt uzattı.
Kemal merakla kağıdı eline aldı ve okumaya başladı. Okudukça yüzünün ifadesi değişiyordu.
Merak etme, dedi Emine Teyze, üzerinden yıllar geçti! Hem belki sağlık durumun değişti artık. Hem de bak iki evlat büyüttün, onların bizim bahçeye rüzgârla mı geldiğini sanıyorsun!
O gece Kemal, teyzesinde kaldı. Geceleri gözüne uyku girmedi. Okuduğu belge, yıllar önce, yedi yaşındayken geçirdiği hastalığın ardından hazırlanan bir rapordu ve Kemalin ilerde çocuk sahibi olamayacağını belirtiyordu. Bu rapordan bugüne kadar hiç haberi olmamıştı; ailesi ona hiç söylememişti.
Belki bir hata var, diye düşündü Kemal, Çünkü bu kağıda inanılırsa ben başkasının çocuklarını büyütmüşüm demektir. Ama öyle olamaz, eşim Zeynepe güvenim tam.
Annesi Kemal on yaşındayken vefat etmişti. Çok sürmeden babası eve başka bir kadın getirmişti. O dönemden sonra Kemal çoğunlukla Emine Teyzesinin yanında kalmaya başlamıştı. Emine, annesinden sonra Kemale annelik etmişti, aralarındaki bağ çok kuvvetliydi.
Askerden döndükten sonra Kemal, köyde kalmak istemedi. Zaten köyde iş yoktu, babasıyla da pek iyi geçinemiyordu. Şehre yerleşip şoför olarak iş buldu, bir süre yurtta kaldı. Deneyim kazanınca uzun yol şoförlüğüne geçti ve bir süre sonra küçük birikimiyle kendi evini aldı.
Sonra Zeyneple tanıştı. Zeynep hamile olduğunu daha nikah kıymadan önce söyledi. Kemal kabul etti, aralarında büyük bir aşk vardı. Üç yıl sonra ilk kızları doğdu, ardından bir oğulları oldu.
Kırk yaşına yaklaşırken Kemal, biraz sermaye biriktirmişti. Tır şoförlüğünden ayrılıp kendi nakliye şirketini kurdu. Ufak başlayan şirketi zamanla büyüdü, birkaç yılda istikrarlı gelir getiren bir firma oldu.
Kemal, teyzesiyle vedalaştıktan sonra Ankaraya gitti. Belki de bir umut diyerek doktora göründü. Tahminleri doğru çıktı. Eve dönerken dünya başına yıkılmış gibiydi.
Zeynep, onu görünce hemen sofraya çağırdı:
Kemal, hoş geldin! Yemek ister misin?
Hayır, dedi kısa bir cevapla ve önüne, doktordan aldığı belgeyi koydu.
Bu ne? diye şaşkınlıkla baktı Zeynep.
Bu, dedi Kemal, benim hayatım boyunca çocuk sahibi olamayacağımı gösteren kâğıt.
Zeynep olduğu yere çöktü:
Ne diyorsun Kemal, bu kesin bir hata.
Hâlâ yalan söyleyecek misin? dedi Kemal, bir daha beni burada görmezsin.
Bunun üzerine Zeynep başını sallayarak anlatmaya başladı.
Zeynepin anlattıklarına göre, okul yıllarında bir arkadaşıyla ilişkisi olmuştu. Okul bittikten sonra da görüşmeye devam etmişler ama adam birden başka birine ilgi göstermiş. O anda Kemalle tanışmış, kısa süre sonra hamile olduğunu anlamış ama çocuğun babasının kim olduğundan tam emin olamamış. Ancak ailesinden hamile olduğunu gizleyemediği için evlenmeyi kurtuluş olarak görmüş.
İlk çocuk tamam, dedi Kemal, anlarım Ya oğlumuz nasıl oldu peki?
Zeynepin gözyaşları sel oldu, elinin tersiyle silerken anlatmaya devam etti:
Sen uzun yol şoförüyken sık sık evde olmazdın. Bir seferinde eski sevgilimle karşılaştım, bir akşam onunla zaman geçirdik. Sonra ona bir daha hiç rastlamadım. O geceyi kendime affedemiyorum. Sen ise hayatımın aşkısın, bunu zamanla anladım
Zeynep anlatmasını bitirdikten sonra Kemal başı ellerinin arasında sessizce masada oturdu.
Kemal, ne olur beni bırakma, sensiz yaşayamam, diye yalvardı Zeynep.
Artık seni görmek istemiyorum, dedi Kemal, ve kapıya yöneldi.
Kapıda ağlayan Zeynepi arkasında bırakıp çıktı.
Düşüncelerini dağıtmak için günlerce işyerinde kaldı. Hafta sonu yine teyzesi Eminenin yanına köye gitti. Özellikle geceleri çok zor zamanlar geçiriyordu.
Bütün hayatım boşa gitti, diyordu kendi kendine, tavana bakarak. Bunu hak edecek ne yaptım ki? Ben şimdi nasıl yaşayacağım?
Sabaha karşı çelişkili düşünceler kafasını kurcaladı.
Diyelim ki, askerden döndükten sonra çocuk sahibi olamayacağımı öğrendim, belki hiç evlenmezdim. Şimdiye kadar baba olmanın sevincini hiç tadamazdım. İlk adımlarını, küçük sevinçleri yaşamasaydım, belki de hayatımda asla o huzura eremezdim. Meğer bilmeden yaşamak bazen ne kadar mutlulukmuş
Pazar günü çocukları köye Kemali ziyarete geldi.
Baba, seninle ve annemle aranda ne oldu bilmiyorum, ama bize de soğuk davranıyorsun, bizi de görmek istemiyor musun? dedi kızı.
Ne diyorsun kızım, sizleri eskisi gibi seviyorum, ama annenizle büyük bir anlaşmazlık içerisindeyiz.
Baba, annem günlerdir ağlıyor. Onun için çok endişeleniyorum, başına bir şey gelmesinden korkuyorum, dedi oğlu.
Baba, küsme artık anneme. Hem sana güzel bir haberim var; yakında dede ve babaanne olacaksınız! diyerek sevincini paylaştı kızı.
Kemal kızına sarıldı:
İşte bu güzel haber!
Baba, sen olmadan hiçbir yere gitmiyoruz, dedi kararlı bir şekilde oğlu. Yeter, herkes birbirine eziyet etti. Onca yıl birlikte yaşadık; bir mesele yüzünden ayrılır mıyız?
Peki, pes ediyorum, dedi Kemal gülümseyerek, haydi çocuklar, toplanıp eve gidiyoruz.




