On yıl boyunca, 701 numaralı odada yatan adam hiç kıpırdamadı.
Cihazlar onun yerine nefes aldı. Monitörler arada bir yanıp söndü. Türkiyenin dört bir yanından gelen doktorlar ellerini çaresizlikle açıp ayrıldı.
Kapıdaki isim hâlâ insanı hayrete düşürüyordu Tarık Demirer. Bir zamanlar sanayi imparatorlukları kurmuş, ülkenin en zenginlerinden biri. Yine de komada gücün anlamı yoktu.
Teşhis açık ve soğuktu: Sürekli vejetatif durum. Sese karşılık yok, acıya tepki yok, bir zamanlar dünyaya hükmeden bu adamın, o kapalı gözkapaklarının ardında gerçekten var olup olmadığına dair en ufak bir işaret bile yoktu.
Tüm bir hastane kanadını finanse eden parası vardı; bedeni ise kımıldamadan yatıyordu.
Yıllar geçtikçe umut bile tükendi.
Doktorlar son evrakları hazırlamaya girişti. Cihazdan ayırmak için değil, nakil için Uzun süreli bakım merkezine. Yoğun bakımsız. Ya olursasız, denemesiz.
Ve işte o sabah, Şevval tesadüf eseri 701 numaralı odaya girdi.
Şevval on bir yaşındaydı. İnce yapılı, çoğu zaman da yalınayak. Annesi geceleri hastanede temizlik yapar, Şevval de okuldan sonra gelip annesini orada beklerdi başka gidecek yeri yoktu. Hangi otomatların parayı yuttuğunu bilirdi. Hangi hemşirenin samimi gülümsediğini de.
Ve hangi odaların yasaklı olduğunu…
701 numaralı oda tam da öyleydi.
Ama Şevval, camın arkasından adamı defalarca izlemişti; tüpler, hareketsizlik, sessizlik Ona göre bu, uykudan çok esaretti.
O gün yağmur ilçeyi bastığında, Şevval baştan aşağı sırılsıklam geldi, elleri kıyafetleri çamurdu. Güvenlik bir an dalgınlaştı; kapı açık kaldı.
İçeri girdi.
Tarık Demirer hiç değişmemişti solgun bir cilt, çatlamış dudaklar, vakit tarafından mühürlenmiş gibi duran gözler.
Şevval sessizce kenarda durdu bir süre.
Benim anneannem de böyleydi, dedi hafifçe, kimse ona sormamış olsa da. Herkes onu duymadığını sanıyordu. Oysa işittiğini hissediyordum.
Yatağın yanındaki sandalyeye çıktı.
Herkes sizin yok olduğunuzu düşünüyor, dedi usulca. Çok yalnız hissettiriyor olmalı.
Ve o an, hiçbir doktorun, hiçbir uzmanın, hiçbir akrabanın yapamadığını yaptı.
Cebini yokladı.
Islak, yağmur kokan kara toprağı çıkardı.
Ve dikkatlice, becerikli elleriyle milyarderin yüzüne sürdü toprağı.
Yanaklarına, alnına, burnuna.
Kızmayın, diye fısıldadı Şevval. Anneannem derdi ki, toprak insanı unutmuyor. İnsanlar unutsa da…
Tam o sırada, içeriye bir hemşire girdi ve olduğu yerde donakaldı.
HEY! NE YAPIYORSUN BURADA?!
Şevval korkudan geri çekildi. Güvenlik bir anda odaya doldu, bağırışlar koptu. Çamurlu ellerini titretirken, ağlayarak özür dileyip durdu; gözyaşları dinmedi.
Doktorlar öfkeyle doldu.
Hijyen kurallarını bozmuştu. Enfeksiyon riski, başlarına iş açacaktı.
Hemen Tarık Demirerin yüzünü temizlemeye giriştiler.
Tam o sırada, monitörde beklenmedik bir sinyal belirdi.
Net, keskin bir sıçrama.
Bir durun, dedi bir doktor. Gördünüz mü?
Bir sinyal daha. Ve bir tane daha.
Tarıkın parmakları titredi.
Odada ölüm sessizliği oldu.
Apar topar testler yapıldı. Beyinde yeni, anlamlı, lokal faaliyet Kırk yıldır kaydedilmeyen bir cevap.
Bir süre sonra, cihazların on yıldır yakalayamadığı işaretler çıktı Tarık Demirerde.
Refleks hareketler.
Gözbebeklerinden reaksiyon.
Sese karşı zayıf ama ölçülebilir bir tepki.
Üç gün sonra Tarık gözlerini açtı.
Daha sonra, Ne hatırlıyorsun? diye sorduklarında sesi titredi.
Yağmurun kokusu, dedi. Toprağın serinliği. Babamın elleri. Çocukluğumda, çiftlikte Farklı biri olmadan önce.
Hastane Şevvali bulmaya çalıştı.
İlk denemeler başarısız oldu.
Ama Tarık ısrar etti.
Nihayet, Şevval tekrar odaya getirildiğinde, gözlerini yerden kaldıramadı.
Özür dilerim, diye kekeledi. Kötü bir şey yapmak istemedim.
Tarık ona elini uzattı.
Sen bana insan olduğumu hatırlattın, dedi milyarder. Herkes beni bir beden gibi gördü. Sense ben bu dünyanın bir parçasıymışım gibi davrandın.
Tarık, Şevvalin annesinin bütün borçlarını kapattı. Şevvalin eğitimini üstlendi. Mahallelerinde bir kültür merkezi kurdu.
Ama ona hayatını kim kurtardı diye sorduklarında asla tıp cevabını vermedi.
Hep şöyle dedi:
Hâlâ burada olduğuma inanan bir çocuk ve herkes korkarken toprağa dokunma cesareti.
Peki ya Şevval? Hâlâ inanıyor:
Toprak bizi unutmaz.
Dünya unutsa da.




