— Özür dileriz, — diye söze başladı memurlardan biri. — Fakat bu hanımefendi, kedinizin onun balkonuna atlayıp kendisine saldırdığını ve ardından kedisinin yavrusunu çaldığını iddia ediyor…

Affedersiniz, diye söze başladı polislerden biri, fakat bu hanımefendi kedinizin balkonuna atlayıp ona saldırdığını, ardından da yavru kedisini çaldığını iddia ediyor

Bilir misiniz, İstanbul’da köşe binalar olur ya hani İki blok, dik açıyla bitişiktir ve birleştiği yerde balkonlar birbirine yaklaşır. Tam köşede iki balkonun arası belki bir buçuk metre var ya da yok.

Neyse

Beşinci katta oturan Cengiz ve eşi Elif, bir gün akşam VakıfBank’taki işlerinden dönüyorlardı. Her zamanki gibi arabayla işe gidip geliyorlardı.

Site bahçesinden geçerken, mahalle köpeklerinin apartman sakinlerinin beslediği bir sokak kedisine saldırdığını gördüler. Cengiz köpekleri kovaladı ama gariban kedi fena hırpalanmıştı. Neyse ki, durumu kötü değildi. Onu dikkatlice alıp arabaya bindiler.

Beşiktaş’ta veteriner kliniğinde yaralarını temizlediler, dikiş atıldı, serum ve vitamin verildi. Antibiyotik iğnesi de yapılınca “Bir hafta boyunca her gün kontrole ve iğneye getirin,” dediler.

Böylece kabadayı kedi, yani bizim Kemal, onların evine geldi.

Neden Kemal? diye sorabilirsiniz. Çünkü mahallede ona Kabadayı Kemal diyorlarmış; suratında ciddi bir ifade, bakınca hafif ürperiyorsun. Ama

Kemal, şaşırtıcı şekilde kısa sürede ev ortamına alıştı. Daha birkaç gün olmadan, yumuşak minderde mırlayarak yatıyor, Elifin okşamasından keyif alıyordu.

Vay kerataya bak, bildiğin şımardı, diye gülüyordu Elif, karnını okşayarak.

Kemal bazen ağrıları yüzünden kaşlarını çatsa da mırlamasına ara vermiyordu. Hayat ona güzeldi.

Kendine geldi, iyileşti, güzel beslendi, tüyleri parladı; biraz zaman geçtikten sonra Cengiz ve Elifin kucağında uyuyacak kadar güvenmeye başladı.

Geçmişi; soğuk, açlık, korku ve kavgalar ise yavaş yavaş uzak bir anı, kötü bir rüya gibi siliniyordu.

Artık balkona çıkıyor, köşede İstanbul manzarasını seyrediyor, bahçedeki çocuk seslerini dinliyordu. Dışarıya hevesi kalmamıştı. Özgürlüğün ne demek olduğunu fazlasıyla öğrenmişti bir kere.

Yan balkonlar pek ilgisini çekmiyordu. Ta ki

Ta ki birleşik bloğun köşe balkonunda ufacık tüylü, pırıl pırıl bir yavru kedi görünene kadar.

Kesin pahalı bir cins, hayatı rahat; anlamaz halden, diye düşündü Kemal, burnunu kıvırıp kuyruğunu havaya dikerek.

Ama ertesi gün tuhaf bir ses duydu. Kulağını dikti, sesi hayatın kaymağını yiyen bu yavrudan geliyordu.

Kemal yanaştı.

Küçük kedicik köşede korkudan tir tir titriyordu, ağlıyordu sanki.

Hey sen! dedi Kemal. Noldu? Maman mı kötü?

Yavru daha da büzüldü, büyük ve kaba bakışlı Kemalden gözlerini ayıramadı.

Ağlıyorsun, neden? diye sordu Kemal tekrar.

Yavru, yerinden çıkmadan fısıldadı:

Dün sabah miyavladım diye Sahibim terlikle vurdu Biliyor musun, çok acıdı.

Kemal hiç terlik darbesi yememişti. Şimdi korunuyordu, hatta şımartılıyordu, her hata affediliyordu. Ama acının ne olduğunu iyi bilirdi.

Terlik mi? Niye?

Sabah açtım, miyavladım diye

Ne yani? dedi Kemal, şaşkınca.

Yine de kızdı. Bağırdı, vurdu

Kemal sustu. O küçük kedi köşede korkudan hareket edemiyor, sesi bile çıkmıyordu.

Kendi sokak günleri geldi aklına; açlık, korku, titreyiş

Sık sık vurur mu? diye sordu fısıltıyla.

Hep dedi yavru, gözleri yaşlı. Gürültü yapsam, oyuncağımı düşürsem Beni sevmiyor ki

Ama telefonda arkadaşlarına, Çok değerli, binlerce lira verdim, diye dolaşıp hava atıyor. Değerli demek ne, bilmiyorum

Kemal biliyordu. Elif de ona sık sık:

Değerlim, canım kedim, derdi.

Ama diğer evde bu kelime bambaşka tınlıyordu.

Kemal’in kafası karışmıştı. Sokaktayken ne yapılır bilirdi. Ama şimdi sevilen, sahipli bir ev kedisiydi. Ne yapmalıydı?

Yavru, ismiyle çağrıldı. Kulakları ve kuyruğu yere yapışık, korkudan altına bile kaçırarak, kapıdan hızlıca içeri kaçtı.

Kemal uzun süre balkonun köşesinde ıslak lekeye bakakaldı. Kendi çocukluğunda, büyük bir köpekten korkup altını ıslattığı anı hatırladı.

O günden sonra günleri balkonda geçti. Küçük dostunun adı Avro idi. Ancak Kemal, ona Zamparacık demeyi daha uygun bulmuştu.

Zamparacık, Kemal’e alıştı ve hemen her sabah dert yanmak için balkona koşuyordu:

Bugün bana dedi ki, burnunu çekerek gürültüye devam edersen seni balkondan atacağım, uğraşamam artık dedi İşi gücü küsmek

Kemalin tüyleri kabarıyor, dişleri istemsiz gösteriliyordu.

Sahibinin bağırışını, küfürlerini sık sık duyar olmuştu. Hatta kimi zaman

Kimi zaman, bir terliğin şaplak sesiyle irkiliyordu; küçücük bedende yankılanan o sesten.

Kemal kararını çoktan vermişti ama içini korku yemişti.

Beni de atarlar, düşünüyordu. Kesin evden kovarlar.

Bir daha sokak, açlık, yalnızlık Kurtaran insanlarını kaybetmek istemiyordu.

Ama kadının o yavruyu öldürebilecek kadar acımasız olma ihtimali de aklından çıkmıyordu.

Birkaç gün sonra olanlar oldu.

Kemal, yine balkondayken, yan daireden kavga sesleri yükseldi. Kadın yatağında, yerden kalkmadan Avroya bağırıyordu. Kemal camdan yansıyan görüntüyü görüyordu.

Kadın birden doğrulup terlikle kaldırdı ve köşeye sinmiş yavruya doğrulttu:

Seni gebertirim, pislik! diye bağırdı.

Kemal nasıl atladığını anlamadan, o bir buçuk metreyi geçip kendini yan balkonda buldu.

Kadının elindeki terlik yere düştü; gözlerinin önünde yatağa dev bir kedi, dişleri çıkarılmış, sırtı kambur, gözleri parlayan bir canavar belirivermişti.

Ona göre Bir karabasan!

Kadın çığlık atarken, pijaması dizlerinin altından aşağı ıslanmıştı.

O anda şeytanı gördüğünü sandı.

Şeytan tırnaklarını göstererek elini kaldırdı. Kadın avazı çıktığı kadar bağırdı, kendini yatağın altına sakladı ve bayıldı.

On dakika sonra Cengiz ile Elifin kapısı çaldı. Karşılarında saç baş dağılmış, gözleri dehşetle açılmış komşu kadın.

Kediniz bana saldırdı!!! diye bağırıyordu. Beni tırmaladı, çok değerli kedimi de götürdü! Polisi arayacağım!

Hanımefendi, diye sakin kaldı Elif, bizim kedimiz hep evde, dışarı çıkmaz, sizin kediniz bizde yok.

Kadının yüzü buruştu, bir şey daha diyecekti; fakat yerine küstah bir tıslama çıktı sadece. Sinirle dönüp kapıyı çarptı.

Daha on dakika geçmeden polis geldi. Komşu kadın ağlaya sızlaya anlatıyor.

Affedersiniz, dedi polis, Hanımefendi, kedinizin balkona atlayıp saldırdığını, ardından da yavru kedisini çaldığını söylüyor

Ne?! dedi Cengiz ve Elif aynı anda.

Gerçekten şaşkındılar.

Buyurun bakın, dedi Cengiz sükunetle, bizim kedi salonda, uyuyor. Kedi yavrusu da yok.

Polisler içeri girdi. Kemal, kanepede derin uykuda mırlıyordu.

İşte bu! Bu saldırdı bana! Kedimi de kaçırdı! diye çığlık attı kadın. Benim Avromu aldı!

Pardon, ne çaldı? diye şaşırdı polisler. Kedileri Avro’yu mu kaçırdı yani?

Yahu aptal mısınız?! şiddetle fırladı kadın. Yavrumun adı Avro!

Polisler balkona geçti.

Yaklaşık iki metre, dedi biri.

Tüm bu mesafeyi kedi ağzında bir yavru ile mi geçti diyorsunuz? dedi diğeri.

Bana inanmıyorsunuz! diye bağırdı kadın, eşyaları karıştırarak. Avro! Avro! Avro!

Dolapları açtı, çekmeceleri karıştırdı, çarşafları döktü, her yere baktı.

Polisler, kadını koltukta oturtmak zorunda kaldı.

Hanımefendi, dedi biri ciddi bir ifadeyle. Bu davranışlarınız suç teşkil eder. Ev sahipleri size dava açabilir.

Bana mı dava açacaklar?! Kedileri bana saldırıp yavrumu kaçırdıktan sonra mı?!

Bu arada, dedi diğeri, Sizi tam olarak nerede tırmaladı ya da ısırdı, gösterebilir misiniz?

Kadın bir an duraksadı, sonra bağırıp tehditler savurdu:

Hepinizden şikayetçi olacağım!

Özür dilerim ama, dedi Elif nazikçe, üzerinizden yoğun bir idrar kokusu geliyor Acaba koltuğumdan kalkar mısınız?

Kadının gözleri büyüdü, önce kızardı, sonrada sapsarı oldu, sonra bembeyaz.

Fırlayıp apartmana geri kaçtı, kapısını hızla kapattı.

Şikayetçi olacak mısınız? diye ekledi bir polis.

Hayır, diye cevap verdi Cengiz ile Elif aynı anda.

Zannediyorum, sağlıklı bir insan değil, dedi nazikçe Elif.

Polisler, “Rahatsızlık verdik, kusura bakmayın,” deyip gittiler.

Cengiz ve Elif, koltukta mışıl mışıl uyanan Kemal’e baktılar.

Şuna bak hele dedi Cengiz.

Evet ya dedi Elif.

Kemal utana utana gözlerini kaçırdı, kanepeden atladı, dolaba doğru yürüdü.

Tırnaklarıyla kapıyı açtı, rafa tırmandı ve havluların altından minik, titreyen bir gri yavru çıkardı.

Allah Allah dedi çift aynı anda.

Oturup şaşkınlıkla yavruya baktılar.

Kemal, yanlarına koşup yavruyu özenle Elifin yanına bıraktı.

Peki şimdi ne olacak? dedi Elif, minik kediciği kucağına alırken.

Zavallı Avro daha da büzüldü.

Korkma, minik, dedi Cengiz yumuşak bir sesle.

Biz kedilere asla zarar vermeyiz, ekledi Elif, yavrunun sırtını okşarken. Ama sen Kemal Bu yaptığın hiç doğru değildi. Başka türlü çözebilirdin.

Nasıl? dedi Cengiz. Bebeği cadının elinden aldı. Neden cezalandıralım ki?

Hem zaten bizde yavru kedi mi var? Polisler de dedi, yokmuş!

Hep böyle, dedi Elif, Avroya gülerek. Erkekler birbirini tutar. Şimdi ödül de verir misin?

Tabii ki! Hadi Kemal gel, sana tavuk vereceğim!

Görüyor musun şunu? dedi Elif şakalaşarak Avroya döndü.

Ama minik Avro, beklenmedik şekilde, usulca patisini Elifin avucuna doladı ve kendini ona yasladı.

Elif tebessüm ederek, Tamam Bu sefer affediyorum seni, dedi.

Cengiz ve Kemal mutfağa geçti, Avro ise Elifin kucağında derin bir huzurla mırıldanarak kaldı. Artık o da, birisini tarafından sevilmenin, değerli olmanın ne demek olduğunu anlamaya başlamıştı. O güzel kadının ağzından değerli kelimesinin bambaşka bir anlamı olduğunu kendi içinde hissettiO akşam yemek masasında üç tabak vardı: biri Cengize, biri Elife, biri de Kemalin yanına usulca koyulan iki minik kasede, ikisine. Birinde kemikli tavuk, diğerinde sütlü bir porsiyon.

Kemal tabak başında ağırbaşlı, ağabey gibi otururken Avro, ürkek ama umut dolu bakışlarla yeni evine alışmaya çalışıyordu. İlk kez sevildiğini, yumuşak bir elde okşanırken, içinin sıcacık olduğunu hissetti.

Gece herkes uyurken Kemal bir süre pencere önünde bekledi. İstanbul uyuyordu, martı çığlıkları bile susmuştu. Bir zamanlar, hayatta kalmaya çalıştığı soğuk sokağa baktı. Sonra döndü, içeri yürüdü. Yavruyu buldu; yanına kıvrıldı, büyük patisini onun üzerine dokundurdu. İkisi de mırıldadı.

Cengiz ve Elif odalarından koridordan gelen bu ikili kedi mırıltısını işitti, göz göze geldiler.

Sence bundan sonra ne olur? diye fısıldadı Elif.

Cengiz gülümsedi.

Sanırım ailemiz biraz daha büyüdü.

Sabah güneşinin ilk ışıkları, yeni ufuklara bakan bir şehir gibi, camdan içeri süzüldü. Kemal ve Avro yan yana, sıcacık bir evde, huzurla uyuyorlardı. Kimse onların değerini artık sorgulamayacaktı; çünkü ev dediğin, içindeki sevgiden ibaretti.

Ve ne gariptir ki, o günden sonra apartmanda bir daha kimse yan komşunun penceresinden değil, Cengizin balkonundaki minik kedi yuvasına bakarak Evlat gibi sevenler hâlâ var, dedi.

Çünkü bazen en büyük kurtuluş, bir balkon boyunca atlayacak cesareti bulmakta saklıydı. Ve sevgi, kimi zaman sessizce, bir mırıldanışla büyürdü.

Rate article
Lifequest
— Özür dileriz, — diye söze başladı memurlardan biri. — Fakat bu hanımefendi, kedinizin onun balkonuna atlayıp kendisine saldırdığını ve ardından kedisinin yavrusunu çaldığını iddia ediyor…