Eski Sevgiliden Gelen Sürpriz

Eski Sevgiliden Gelen Sürpriz

Kemal, dur! diye bağırmıştım pencereyi sonuna kadar açıp.

Ama o, sesimi duymadı bile.

Çoktan arabasına oturmuş, kontağı çevirmişti. O anda telefonumu kaptım, kapıya doğru koştum.

Dördüncü kattan birinci kata merdivenlerden atlayarak inerken birkaç kez aradım Kemali. Ama hiçbirine cevap vermedi.

O sırada aklımdan tek bir düşünce geçiyordu: Yetişebilsem bari!

Allah dualarımı kabul etti herhâlde. Dışarıya, bir rüzgâr gibi fırladığımda Kemal hâlâ arabayı ısıtıyordu.

Beni palto falan giymeden gören Kemal camı indirdi, şaşkınlıkla baktı: Ne oldu? Yüzünden hayat akmış gitmiş!

Senin… Senin orada…

Nefes nefese kalmıştım, iki kelimeyi bir araya getiremiyordum. Dizlerimin üstüne çöküp arabanın altına uzandım.

Ne dizimdeki kirli erimiş kar, ne kotumda kalan çamur izleri umrumda değildi.

Sonra ellerimde zayıf, tüyleri dökülmüş bir kediyle çıktım; Kemal yanımda durmuş, tuhaf tuhaf bakıyordu.

Selin, ne yapıyorsun sen? Bu nasıl bir gösteri böyle? Zaten işe geç kaldım.

Arabasının altında bir kedi vardı, pencereden fark ettim. Korktum, hareket etmeden…

Ne? Kedi mi? Onun için mi böyle telaşlandın? Vah, vah…

Noldu yani, kedilerin yaşama hakkı yok mu? şaşkınca ona baktım.

Ne bileyim Selin… Madem o kadar yaşamak istiyordu, niye arabanın altına saklandı? Motoru duyunca kaçmaz mı zaten? Boşuna…

Kaçamazdı Kemal… Şuna bak, bırak miyavlamayı, gözleri bile zor açık. Sen hâlâ diyorsun kaçardı diye…

Peki Selin… Kediyi kurtardın, aferin. Eve gelince vazodaki şekerden bir tane kaparsın, sosyal medyada da anlatırsın. Benim işe yetişmem lazım. Akşam görüşürüz, tamam mı?

Kemalin arabası gözden kaybolurken, kediyi sarmalarken sessizce arkasından baktım.

Bir türlü anlayamıyordum, bu kadar katılığı nereden geliyordu? Eskiden böyle değildi.

Sonra kedinin gözlerine baktım.

Çok zayıftı, bakışları bulanıktı ama… bakıyordu. O yorgun gözlerde bir şükran gördüm. Evet, resmen minnettardı.

Onu kucağıma aldım, eve çıktım, giyindim, paramı aldım ve bir taksi aradım.

Buyurun, nereye gidelim? dedi taksici gülümseyerek.

Telefonda da söyledim, veteriner kliniğine. Ne kadar hızlı olursa o kadar iyi.

Ha evet, doğru, affedersiniz, aklımdan çıkmış. Kedide bir şey mi var? aynadan göz göze geldik.

Evet… Hem de acil yardıma ihtiyacı var.

Anlaşıldı, daha fazla soru yok. Klinik konusunda… Ben iyi bir yer biliyorum, illa bildiğiniz bir yer olması şart değilse?

En iyisi olsun lütfen.

Sizi direkt oraya götürüyorum. Hayvanları neredeyse mezardan döndürüyorlar. Emin ellerdesiniz.

On beş dakika sonra klinikte, sıra beklerken etrafa bakıyordum. Ortalık kalabalıktı, herkes hayvanı için endişeleniyordu.

Senin kedide ne var kızım? dedi yaşlı bir teyze, kucağında minicik köpeğiyle.

Bilmiyorum daha. Arabasının altında buldum, bütün gece orada kalmış olmalı… Soğukta.

Soğukta mı?! irkildi teyze. Bak, ben seni öne alayım, bizim ki sadece kontrol. Senin işin daha acil.

Gerçekten mi? Geçmeme izin verecek misiniz?

Olur mu, tabii ki. Biz hepimiz birbirimize destek oluruz…

Sıra bana gelince, veteriner kliniğinde, doktor kucağımdaki kediyle uzun uzun uğraşırken titreyerek bekledim. Ardından test sonuçları için de epey bekledik. Vakit geçmek bilmiyordu.

Kemal bu sırada defalarca aradı ama hiçbiriyle ilgilenmedim. Çünkü bütün dikkatim kedideydi.

Şimdi, hanımefendi, dedi doktor sonunda, ciddi şekilde bana bakarak Siz bu kediyi dışarıda buldunuz sanırım?

Evet, arabanın altında. Kaç saatten beri oradaydı bilmem. Belki gece boyu…

Maalesef hafif donuk, ama asıl sorun başka. Hastalıkları saymakla bitmez, ciddi tedavi gerekiyor. Bu hem uzun hem pahalı olacak. Bu sorumluluğu üstlenmeye hazır mısınız? Yoksa başka birilerinin sahiplenmesi daha iyi olur.

Tedaviye ihtiyacı vardır diye düşünüyordum ama bu kadar uğraştırıcı ve masraflı olacağını hiç düşünmemiştim.

Kedinin gözlerine bir kez daha baktım.

O, benden bir şey istemiyordu, sadece kendince Kabul etmesen bile seni anlarım der gibi bakıyordu.

Hazırım! dedim kararlılıkla. Ona bakacağım. Gerekirse ömrüm boyunca…

Doktor gülümsedi, ardından ekledi: O zaman birkaç hafta bizde kalacak, sonra size detaylı bakım reçetesini ve uygulamanız gerekenleri anlatırım.

Çok teşekkür ederim, neredeyse ağlayarak dedim.

Asıl ben size teşekkür ederim, dedi doktor. Böyle insanlara az rastlanır.

Kediyi son bir kez okşadım, geri geleceğimi söz verdim. O da elinden geldiğince ayağa kalkıp hüzünlü bir miyavla karşılık verdi.

Akşam epey geç eve döndüm, yorgunluktan bayılacak gibiydim. Hele ki yarın da iş günü… Ama hayallerim fazla sürmedi, zira Kemal evdeydi ve gözlerinden sanki ateş fışkırıyordu.

Selin, neredesin sen? Kaç kez aradım açmadın! Nedir bu yeni rezalet?

Çok yorgunum, zor geçirdiğim bir gün oldu, diye eşyalarını bırakarak girişi temizlemeye çalıştım.

Hayret bir şey Bugün izinliydin. Bu kadar neyle uğraştın da böylesine yorgunsun?

Kediyi veterinere götürdüm, bütün gün oradaydım.

Hangi kedi? Anlamadım.

Sabah arabanın altından çıkardığım kediyle. Gerçekten çok yoruldum. Yarın konuşsak olur mu?

Sen bana de ki, bir sokak kedisi için bütün gününü harcadın öyle mi? Doğru mu anladım?

Sokak, mahalle fark etmez, kızmaya başladım Yaşamaya hakkı var! Bakmasaydım ölecekti.

Ben de burada açlıktan ölüyorum! Eve geldim, ne sen varsın, ne yemek.

Çocuk değilsin Kemal. Dondurucuda mantı var, pişirebilirdin. Lüks yemeğe alıştın biliyorum ama…

Mantı mı? Ben çöplükte mi buldum kendimi? Bir de ben bugün bütün gün çalıştım. Neden ben yemekle uğraşıyorum?

Yorgunluğuma rağmen mutfağa girip Kemalin sevdiği gibi bir akşam yemeği hazırladım. Hak etmese de, kavga etmemek için razı geldim. Bir teşekkür bile etmedi.

İki hafta sonra, kediyi klinikten aldım, eve getirdim.

Onun için eksik hiçbir şey bırakmadım, Kemale de şimdilik göstermedim.

İtiraf edeyim, kedinin bizimle yaşayacağını ona nasıl söylerim bilmiyordum. Ama sonuçta ev benim üstümdeydi, Kemal ne resmi eşim ne de ev sahibim. Hatta evlenme niyeti dahi yoktu.

Ama düşündüğüm gibi sakin karşılamadı bu durumu. Kediyi görür görmez bağırıp çağırmaya başladı.

Sen… sokaktan aldığın kediyi eve mi getirdin? Selin, kafayı mı yedin? Arabın altına girerken başını vurdun galiba!

Kemal, sakin ol. Kediyi ben kurtardım; tabii ki sorumluluğunu alacağım.

Kaç lira harcadın? Daha da harcamaya devam mı edeceksin?

Önemli mi? Benim paramla ne istersem onu alırım. Zaten market alışverişini de çoğunlukla ben yapıyorum, ama yemeği yemeye gelince hiç şikâyet etmiyorsan.

Söylüyorum işte arabaya para gidiyor, işte de işler karışık. Şimdi bahane bulma vakti değil, konu senin kedin.

Onun adı Mirza.

Ad verdin üstüne! Gerçekten birilerine görünsen iyi olacak.

O gece, ayrı odalarda yattık. İyi ki evim iki odalıydı. Tüm gece düşündüm.

Biz neredeyse bir yıldır birlikte yaşıyorduk son zamanlarda Kemal çok değişmişti. Gereksiz talepler, hakaretler, bağırışlar… Sağlıklı bir ilişki değildi. Fakat son bir şans vermek istedim.

Ama, olmadı… Kemal, kediyi sürekli dışarı atmakla tehdit etti, her seferinde tartışma çıkardı. Baktım olmayacak, bir akşam şöyle dedim:

Kemal, artık seni sevmiyorum. Senin de beni sevdiğine inanmıyorum. Birbirimizi daha fazla yıpratamayız.

Ne demek istiyorsun?

Yarın eşyalarını toplayıp çıkmanı istiyorum. Artık kavga gürültü istemiyorum, huzur istiyorum.

Yani, bana haber vermeden kediyi aldın, şimdi de suçlu ben miyim oldum? Sen aklını iyice kaçırmışsın.

Kediyle yaşamayı istemiyorsan, birlikte yaşayamayız. Başka birini bul, kedisiz olsun. Ya da kendi evine çık, istediğini yap.

O hafta iznim vardı, bu yüzden ayrılmak için zamanlama çok uygundu.

Kemal beni ikna etmeye çalıştıysa da, bir kelime kedi geçince adeta sinir krizi geçiriyordu. Ben de doğru karar verdiğime emindim.

Kemal, eşyalarını ancak öğlen topladı, mümkün olduğu kadar oyalandı, sanki hâlâ bir umut bekliyordu.

Ben mutfakta çay içip biraz soluklanırken, iş yerinden müdirem aradı:

Selinciğim, bugün izin istedin biliyorum ama sensiz başa çıkamıyoruz.

Ayşe Hanım, şu anda pek uygun bir zamanda değilim, derken Kemalin sinirle valizini hazırladığını gördüm.

Onun bir de bilgisayarı ve balkondaki aletleri vardı.

Selinciğim, bir saatten fazla sürmeyecek, çok ihtiyacımız var. Rica ediyorum, gel.

İç çekip çayı bitirdim. Kemale anahtarlarını posta kutusuna bırakmasını söyledim. O ise başını sarkıtarak, nefret dolu gözlerle baktı sadece.

Gerçekten iş yerinde fazla oyalamadılar. Kırk dakika sonra taksiyle eve dönerken, şoför aynı adamdı:

Kedicik nasıl oldu?

Şaşkınlıkla baktım, tanıdım. Veterinere giderkenki taksiciydi.

İyi, çok şükür. Hemen eve geçelim, biraz acelem var.

Baş üstüne, dedi gülümseyerek.

Apartmana geldiğimde, ilk iş gözüm posta kutusunda. Anahtar yoktu, arabası da görünmüyordu.

Demek ki eşyalarını tam toplayamadı, arabasını başka yere park etti diye geçirdim içimden.

Dördüncü kata çıktım, kapıyı açmak için anahtarımı çevirdim, içeri girdim.

Ev bomboştu, valiz, bilgisayar, alet çantası yoktu.

Anahtarı bırakmasını söyledim, bir de! dedim. Demek ki kilidi değiştirmem şart.

Odaya geçtiğimde bir şey fark ettim…

Mirza yatağın üstünde değildi. Köşedeki taşıma kabı da gitmişti.

Onu aradım, dairede dört döndüm ama Mirza yoktu. Anlaşıldı ki Kemal götürmüş. Ama niye?

Kemal, aklını mı kaçırdın? Neden Mirzayı aldın? ulaşınca sordum.

Sürpriz, sürpriz… Yalvararak gelirsin belki diye! Belki düşünürüm, geri veririm…

Sen kafayı mı yedin? Onun özel mamaya ihtiyacı var, tedavisi devam ediyor!

Daha ne dediğimi duymadan Kemal telefonu kapattı.

Şimdi nereye gitti? ağlaya ağlaya yere çökmüştüm, duvara yaslanarak.

Birkaç gün öncesine kadar Kemal başka bir şehirde kirada kalıyordu, bana çok anlatmamıştı. Sözde çocukluğunun geçtiği yere götürür dedi, hiç götürmedi.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Ertesi gün, Kemalin iş yerine gittim.

Ama orada da bulamadım. Bir kaç gün izin aldı dedi şefi. Başına gelenleri kabaca anlattım, Kemal işe dönerse bana haber vermesini istedi.

Sokakta tekrar telefon açtım, ulaşamadım, kapalıydı.

Tam çaresizce etrafa bakınırken, aynı taksici önümde durdu:

Yardım edeyim mi? Eve bırakayım mı?

Olur, dedim güçlükle gülümseyerek.

Yolda, hiç beklemediğim bir anda, telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara.

Alo? Kimsiniz?

Selin Hanım mı? kadın sesi vardı.

Evet, kimsiniz?

Dün akşam Kemal bize geldi, eşimle iş arkadaşı. Birkaç gün kalmak için rica etti.

Kedi? Yanında kedi var mıydı?

Evet, vardı… O yüzden aradım. Dün bayağı içkiliydi, kediyi kullanıp, Böylece Selin bana dönecek, bak gör dedi. Uzun kalmayacağına emindi. Ama o kedi öyle perişan ki, sürekli miyavlıyor. Çok üzgün görünüyor.

Lütfen ona rastgele bir şey vermeyin. Özel maması var, bazı şeyler zararlı onun için.

Bir şey denedim ama yemedi zaten. Aramamın sebebi şu: Ben yalnızım, eşim işte, Kemal de bir yerlere gitti. Belki bara, belki markete. Gelip kediyi alır mısınız? Ben böyle insanlardan hoşlanmam, hayvanın ne günahı var?

Hemen geliyorum! Adresinizi verin lütfen!

Taksiciye hemen anlattım, ciddi ve hızlı bir şekilde başını salladı.

Kısa sürsün diye inanılmaz tehlikeli kullandı ama her virajda hâlâ sakindi.

Apartman önünde koşarak üçüncü kata çıktım. Kapıyı çaldım, kediyi taşıma kabıyla teslim aldım, teşekkür edip hemen sokağa döndüm. Taksici arabanın kapısını açtı, hemen bindim.

O apartman arkamızda kaybolup gidince, derin bir nefes aldım.

Tüm yol boyunca, kliniğe sıra veren teyze, taksici, telefondaki kadın… herkesin iyiliği gözümden yaş getirdi. İyilik olduğu sürece, kötülük asla kazanamayacak.

Yanınızda kalmamı ister misiniz? dedi taksici. Eski sevgiliniz gelir diye soruyorum.

Çok isterim! dedim hemen.

Hemen usta çağırıp kapının kilidini değiştirdim. Taksicinin adı da Veyseldi; o Mirza ile salonda oynarken, ben hayatımda ilk kez kendimi güvende hissettim.

Veysele minnettardım, her şey için uygundu ve yanımdaydı. Böylece bu hikâye burada bitti.

Söylemeye gerek yok belki; zamanla Veysel ile dostluğumuz, yavaş yavaş gerçek aşka dönüştü.

Gelelim Kemale…

Geçici olarak kaldığı evden hemen o gün kovuldu.

Ev sahibi erkek, Kemalin eşi ile tartıştığını öğrenince bir de gözünü morartıp, evden attı.

İşe geldiğinde müdür, Dilekçeni yaz, fazla söze gerek yok dedi. Başka çare bulamayınca, eski kasabasına dönmek zorunda kaldı.

Kısacası, hak ettiğini buldu.

Çünkü birine, hele de çaresiz bir hayvana böyle davranmak kimseye yakışmaz. Eğer sevmiyorsan bile, hiç olmazsa insan gibi davranmak gerekir.

Rate article
Lifequest
Eski Sevgiliden Gelen Sürpriz