Eski Sevgiliden Sürpriz
– Uğur, dur! diye bağırdım camdan.
Ama o, sesimi duymadı.
Zaten arabasına binip kontağı çevirmişti bile. Ben de hemen telefonumu kaptım, kapıya koştum.
Dördüncü kattan birinci kata merdivenleri hızla inerken defalarca aradım onu, fakat çağrılarıma da dönmedi.
Aklımda tek bir düşünce vardı: Yetişebileyim, ne olur yetişebileyim!
Dualarım kabul oldu. Dışarı fırladığımda Uğur, hâlâ arabayı çalıştırmakla meşguldü.
Beni üzerinde ceket olmadan görünce şaşırıp camı indirdi: Ne oldu, hayırdır? Rengin sapsarı, iyi misin?
– Senin… arabanın altında…
O kadar hızlı koşmuştum ki, nefesim kesilmişti, tam anlatamıyordum. Bunun yerine dizlerimin üzerine çöküp arabanın altına doğru uzandım.
Umrumda değildi karlara düşen pantolonumun hali, ellerim buz gibi olmuştu.
Sonunda elime yapışmış, bitkin bir kediyle çıktığımda Uğur yanıma gelip anlam veremeyen gözlerle bana bakıyordu.
– Ne yapıyorsun Derya? Nedir bu şov? Zaten işe geç kaldım.
– Arabanın altında bir kedi vardı, camdan gördüm. Yoksa ezilecekti…
– Kedi mi?! Vay arkadaş… Bütün yaygara bunun için mi yani?
– Kedi de can Uğur… Yaşamak istemez mi sence?
– Bak, eğer yaşamak isteseydi, arabanın altına saklanmazdı. Motoru çalıştırınca kaçar giderdi zaten. Boşuna panik yaptın…
– Kaçmayacaktı Uğur… Şuna bir bak, güçsüz zaten. Miyavlayacak mecali yok, sen kaçtı diyorsun.
– İyi tamam Derya. Kediyi kurtardın, aferin sana. Eve gidince bir şeker yersin, belki bir de sosyal medyada paylaşım yaparsın. Benim işe gitmem lazım. Akşam görüşürüz.
Kediyi kollarımda tutarak uzaklaşan arabasına baktım.
İçimde de onun bu kadar duyarsız olması canımı sıkıyordu. Daha önce hiç bu kadar fark etmemiştim.
Kediye bir daha baktım.
Cidden güçsüzdü, bakışları bile zor oluyordu. Ama… gözleriyle bana bakıyordu. Sanki teşekkür ediyordu… Evet, kesinlikle öyleydi.
Kediyi alıp eve döndüm. Üstümü değiştirdim, biraz para aldım ve bir taksi çağırdım.
– Nereye gidiyoruz? dedi taksici güleryüzle.
– Aradığımda söylemiştim, hayvan hastanesine. Lütfen hızlı gidin.
– Hastane mi, pardon, gitmiş aklımdan. Kediye bir şey mi oldu? aynadan bana baktı.
– Evet, acil yardıma ihtiyacı var.
– Tamam, soru sormuyorum. Bu arada, iyi bir klinik biliyorum, sizin için adres fark eder mi?
– En iyisini istiyorum.
– Sizi oraya götüreceğim şimdi. Oradaki veterinerler harika, neredeyse ölüleri bile hayata döndürüyorlar.
On beş dakika sonra hayvan hastanesindeydim, sıranın bana gelmesini bekliyordum. Herkes telaşlı, herkesin problemi vardı…
– Kedinize ne oldu? diye sordu yaşlı bir teyze kucağında minik köpekliğiyle.
– Bilmiyorum, dedim. Arabaların altında buldum. Bütün gece orada kalmış olabilir, soğukta…
– Allah korusun, ürperdi teyze. İsterseniz siz önden girin. Bizimkisi kontrol, sizde acil var gibi duruyor.
– Cidden mi? Beni öne alacak mısınız?
– Tabii, insanlık bizde!
Sonunda veterinerin odasına girdim, o kediyi muayene ederken ben de sandalyede kıpır kıpır bekledim.
Muayeneden sonra kan tahlili sonuçlarını bekledik, zaman geçmek bilmedi.
Uğur birkaç kez aradı ama açmadım, tamamen bu işe odaklanmak istedim.
– Hanımefendi, dedi veteriner düşünceli biçimde bana bakarak. Bu kediyi sokakta mı buldunuz?
– Evet, arabanın altında oturuyordu.
– Soğuğa bağlı donma belirtileri var. Ama esas mesele başka. Ciddi hastalıkları var ve uzunca bir tedavi gerekecek. Ve açıkçası pahalı da olacak. Bu sorumluluğu almak ister misiniz? Eğer istemiyorsanız, ona başka bir sahip bulmamız gerekecek.
Tedaviye ihtiyacı olacağını tahmin etmiştim ama hem uzun hem de masraflı olacağına hiç hazırlıklı değildim.
Kedinin gözlerine baktım.
Benden bir şey istemiyordu, yalvarmıyordu… Sadece bakıyordu, sanki Vazgeçersen anlayacağım, diyordu.
– Kabul ediyorum. Gerekirse ömrümün sonuna kadar bakarım, dedim.
– Güzel, dedi veteriner gülümseyerek. O zaman iki hafta bizde kalsın, sonrasında da evde devam edecek reçeteyi size yazarım.
– Çok teşekkür ederim, neredeyse ağlayacaktım.
– Asıl ben teşekkür ederim, dedi o ciddi ciddi. İnsanlık ölmemiş diyorsunuz resmen.
Kediye yanaşıp sevdim, Döneceğim, diye söz verdim.
Kedi inandı bana, hatta son gücüyle hafifçe miyavladı.
Eve akşam dönebildim. Öyle yorgundum ki, tek isteğim uyumaktı. Sabah işe de gidecektim. Ama hayallerim hemen yarım kaldı, çünkü evde Uğur bekliyordu. Yüz ifadesinden de çok sinirli olduğu belliydi.
– Derya! Nerede kaldın? Ben defalarca aradım seni, açmıyorsun. Bu ne iş şimdi?
– Zor bir gün geçirdim, dedim. Üstümü çıkardım, yine onun kapıda bıraktığı ayakkabılarını aldım, yerine koydum.
– Enteresan Bugün izinliydin, hangi iş seni yordu?
– Kediyle veterinere gittim, günüm orada geçti.
– Hangi kedi? Ne diyorsun sen?
– Sabah arabanın altından çıkardığım kediyle.
– Yani, bütün gün bir sokak kedisiyle mi uğraştın? Cidden mi?
– Sokaktaydı, eee? Yardım etmesem ölürdü
– Ben de açım burada! Eve geldim, yoktun, yemek de yok.
– Sen küçük çocuk değilsin, iç çektim. Dondurucuda mantı var. İstersen yaparsın. Farkındayım, gurmelik istiyorsun ama acından ölecek değilsin herhalde…
– Mantı mı? Ben çöpte mi buldum kendimi de mantı yiyeceğim? Bir de ben bütün gün çalıştım senden farklı olarak, niye ocakta durayım ki?
Yorgun olmama rağmen mutfağa gidip Uğura sevdiği yemeği yaptım.
Bunu hak etmese de, daha da tartışmamak için boyun eğdim. Teşekkür bile demedi…
İki hafta sonra nihayet kediyi veterinerden alıp eve getirdim.
Gerekli her şeyi önceden hazır etmiştim, ama Uğura bir şey belli etmedim. Nasıl açıklayacağımı bilmiyordum doğrusu.
Ama içimde, Kabullenir elbet, ev zaten benim, henüz evli bile değiliz, bırak teklifi, niyeti yok anlaşılan Neden endişeleniyorum ki? dedim.
Beklediğim gibi olmadı; Uğur kediyi görünce kıyametleri kopardı.
– Bu kediyi eve mi getirdin? Kafayı mı yedin Derya, yoksa sabah arabanın altına girince başını mı çarptın?
– Uğur, sakin ol. Onu ben kurtardım, artık sorumluluğu bende.
– Tedavisine ne kadar para gitti, daha ne kadar gidecek?
– Ne fark eder? Benim param, istersem dilediğim gibi harcarım. Ayrıca, eve doğru düzgün alışveriş de yapmıyorsun, ama yemeği güzelce yemesini biliyorsun.
– Ben sana anlattım, arabam var, masraf çıkıyor, işim de zor. Sen de konuyu değiştirme! Mesele benimle değil, şu kedinin burada işi yok!
– Adı Veysel.
– Ad da koymuşsun! Bence sen doktora görünmelisin.
O gece ayrı yattık. Allahtan iki odalı evim vardı. O gece boyu düşündüm…
Uğurla ilişkimiz gözüme battı.
Bir yılı biraz geçmişti birlikteydik ama son zamanlarda hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Uğur çok değişmiş, artık saygı duymuyor, sürekli hakaret ediyordu. Bağırıp çağırıyordu. Sağlıksız bir ilişkiye dönüşmüştü bu. Yine de son bir şans tanımak istedim.
Herkes hayatta ikinci bir şansı hak eder; yararlanıp yararlanamayacağı ise kendisine bağlıdır.
Tüm çabama rağmen, nafile… Uğur aynı şekilde tartışmaya, kediyi istememeye devam etti. Ben sabırla dinledim, sonunda şöyle dedim bir akşam:
– Uğur, seni artık sevmiyorum. Sen de beni sevmiyorsun. Birbirimizi yormayalım, yeter mi?
– Nereye varıyor bu?
– Yarın eşyalarını toplayıp evimden gidersin. Artık senin kaprisine dayanamıyorum, huzur istiyorum.
– Sen sormadan bu kediyi eve getiriyorsun, bir de bana laf ediyorsun! Bak hele…
– Eğer kedinin bizimle yaşamasını kabul edemiyorsan, birlikte yaşamamıza gerek yok. Kedi istemiyorsan, git kedisiz biriyle ol, istersen kendi evini al, dilediğin gibi yaşarsın.
Bir gün izinliydim, ayrılık için en iyi fırsat.
Uğur bir şeyleri düzeltmeyi denedi ama kısa sürdü. Kedi lafını duyar duymaz çileden çıkıyordu. Öyleyse, doğru kararı vermiştim, onunla mutlu olmam kesinlikle mümkün değildi.
Eşyalarını toplamayı öğlene doğru başardı. Acele ettirdim, ama o oyalandı, belki son anda bir mucize olur diye.
Tam o sırada iş yerinden müdürüm aradı:
– Deryacığım, biliyorum bugün izinlisin ama sensiz başa çıkamayacağız.
– Sema Hanım, vallahi tam da sırası değil, dedim ve Uğura baktım, son eşyalarını çantasına tıkıyordu.
Bir de bilgisayarı, monitörü, balkondaki aletleri vardı.
– Bir saat sürmez Derya, rica ediyorum gel. Beni bilirsin, boş yere çağırmam.
İçimden koca bir of çektim, çayımı içtim ve hazırlanıp çıktım. Uğura, anahtarı posta kutusuna bırakmasını söyledim; sadece bir baş hareketiyle cevap verdi, beni adeta delip geçti bakışlarıyla.
İş yerinde fazla durmadım. Kırk dakika sonra bir taksi çağırdım.
– Kediniz nasıl oldu?
Şaşırdım bir anda, başımı kaldırınca hatırladım; bu o klinik yolunda sohbet ettiğimiz taksici.
– Sağ olun, iyi. Ama lütfen hızlıca eve götürün.
– Tabii, gülümsedi.
Apartmana girip posta kutusuna baktım, anahtar yok. Arabası da yoktu.
Demek ki Uğur hala eşyalarını almamış, arabasını uygun bir yere çekmişti.
Dördüncü kata çıkıp kapıya ulaştım, kapı kilitliydi. Anahtarımla açtım ve içeri girdim.
Eşyaları ve bilgisayarı yoktu. Balkondan da aletlerini toplamış.
İnsan gibi rica ettim, anahtarı posta kutusuna bırak diye. Yine de kilidi değiştirmek gerek, diye düşündüm.
Odaya girince donakaldım…
Veysel yoktu. Taşıma çantası da ortada yoktu.
Evde koşturdum, odaları aradım, kediyi bulamadım. Belli ki Uğur kediyi götürmüştü. Peki, neden?
– Uğur! Akıl başta mı? Niye Veyseli götürdün? derken zorla bağlandım ona.
– Sürpriz Deryacığım, sürpriz! Diz çöküp dönersen belki veririm.
– Ne yaptığının farkında mısın? O kediye özel mamalar lazım, hasta, ilgilenmek lazım onunla!
Bağırdım, bir şeyler söyledim ama Uğur telefonu kapattı, dinlemedi bile.
Şimdi onu nerede arayacağım? – diye ağladım duvar dibine çöküp. – Nereye gider ki?
Uğur, benden önce başka şehirde kirada yaşıyordu. Sonradan yanıma taşındı. Nereliydi, anlatmazdı. Küçük yerinden bahseder, bir gün götüreceğine söz verir, tutmazdı.
Sabaha kadar uyuyamadım, sabah Uğurun çalıştığı yere gittim.
Ama orada yoktu… Birkaç gün izin aldı, dedi şefi. Bir şey mi oldu?
Genel hatlarıyla anlattım yaşananları. Şef, Uğur gelirse konuşacağına söz verdi. Dışarı çıkıp telefonu tekrar aradım ama kapalıydı.
– Merhaba, sizi bırakayım mı?
Birden irkildim, etrafa bakındım; sonra anladım, yine aynı taksici, durakta bekliyordu.
– Merhaba, güçlükle gülümsedim. Eve gidebilir miyiz?
Neredeyse umudum kalmamıştı, çaresizdim.
– Buyurun, dedi taksici.
Yolda telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara.
– Alo, kimle görüşüyorum?
– Derya Hanım?
– Evet Siz kimsiniz?
– Şöyle Dün akşam Uğur bize geldi, eşimle dostlar. Birkaç gün kalmak istediğini söyledi.
– Kediyle mi geldi? Yanında kedi var mıydı?
– Evet, kediyle geldi. O yüzden sizi aradım zaten. Uğur dün epey içmişti, bu kediyle Deryayı geri döndüreceğim diyordu. Kediyi de çantada, çok kötü halde gördük. Sürekli mırıldanıyor, sanki size çok hasret.
– Lütfen, ona başka mama vermeyin. Onun diyeti farklı.
– Denedim ama yemedi. Ama esas mesele şu: eşim işte, Uğur da markete, bara gitti herhalde. Gelip kediyi alabilir misiniz? Ben böyle insanları hiç sevmem Hayvanın da suçu yok, yazık ona.
– Tabii ki hemen gelirim! Lütfen adresi verin!
Durumu taksiciye anlatınca başını salladı.
Dakikalarca süren gergin ve hızlı bir yolculuğun sonunda binanın önüne vardık.
Koşarak üçüncü kata çıktım, zilini çaldım, kapının önünde kedinin çantasını teslim alıp kadına içten teşekkürler ettim. Aşağıya indiğimde taksi kapısı açıktı.
Uğurun kedimi rehin tuttuğu apartman uzaklaştığındaysa içimde büyük bir huzur vardı.
Sonra yol boyunca hep ağladım. Veterinerdeki yaşlı kadın, taksici, kediyi bana geri veren kadın… Hepsi, iyiliğin hala yaşadığını gösterdi bana.
– İsterseniz yanında kalayım, dedi taksici. Eski sevgiliniz sorun çıkarırsa
– Çok isterim, dedim hemen.
Hemen kilitçi çağırıp kapı kilitlerini değiştirdim. Taksici Murat, Veyseli kucağında severken mutluydu; Veysel de mırıldanıyordu.
Murata çok şey borçluydum. Yanımda olduğu için, iyi insan olduğu için… Hikâye böyle bitti.
Zaten, Muratla arkadaşlığımız büyüyüp gerçek bir aşka dönüştü.
Uğura gelince
Kaldığı evden de atıldı; ev sahibi, kendi hanımına bağırdığı için onu tartakladı bile. Ertesi gün iş yerinden de kovuldu, Dilekçeni yazıp git, dediler.
Dönüp gitti memleketine; ne kasaba, ne şehir artık.
Ne ekersen onu biçersin.
Çünkü insanlıktan çıkarsan, gün gelir hilmini görürsün. Hayvan sevmezsen bile, insanca davranmayı bilmek gerekir. Hayat ne garip; bana en büyük dersi bir kedinin bakışı, bir yabancının yardımı, insan kalabilmek verdi.
Not: Hayatta dostluk, dayanışma ve şefkat olmadan hiçbir zenginlik insana huzur getirmez. Bunu bir kez daha anladım.




