Torunum doğdu, ama gelinim köpeğimi istemiyor! Ne yapmalıyım?
Doğru olan nedir, bilemiyorum…
Bu durumu buraya yazmaya karar verdim çünkü birçok kişinin beni anlayacağını umuyorum. Belki birisi bana doğru mu yapıyorum yoksa yanılıyor muyum konusunda tavsiye verebilir.
İki oğlum var – Ahmet ve Mehmet. Her ikisi de uzun süredir İspanya’da yaşıyorlar, ama farklı şehirlerde. Ahmet’in bir ailesi ve küçük bir kızı var, fakat Mehmet henüz hayatının aşkını bulamadı.
Çocuklarım küçükken, ailemiz dağıldı – anneleriyle boşandık. O zor bir dönemdeydi. Ev sessizleşmişti, çocuklar sıkılırdı ve ben iş ile onlar arasındaki dengeyi bulmaya çalışırken kendimi sürekli yalnız hissediyordum.
O zamanlar bu boşluğu doldurmak ve evi korumak için bir köpek aldım – akıllı ve sadık bir Alman çoban köpeği, adı Hera. Bahçeli bir evde yaşıyorduk, dolayısıyla onun için bolca alan vardı.
Hera, sadece bir evcil hayvan değil, ailenin bir parçası oldu. Sık sık iş gezilerine çıkmak zorunda kalıyordum ve ben yokken evin gerçek sahibi oydu; evi koruyor ve çocuklara göz kulak oluyordu. Oğullarım ona bayılırlardı. Hatta düşünüyorum da, o olmasaydı, onları büyütmek çok daha zor olurdu benim için.
Yıllar geçti. Oğullarım büyüdü ve Hera yaşlandı. O gittiğinde, en yakın arkadaşımı kaybetmişim gibi hissettim. Kendime bir daha köpek almama sözü verdim – çünkü ayrılık çok acı veriyordu…
Ancak oğullarım büyüdü, farklı yerlere gittiler ve ben büyük, boş bir evde yapayalnız kaldım. Bu sessizlikte yalnızlık daha da belirginleşiyordu. Bir gün, bir dost olmadan yaşayamam dedim kendi kendime.
İşte böylece Rüzgar hayatıma girdi. Küçük, akıllı, sevecen bir köpek – tam bir yoldaş. Şaka yollu söylüyordum ki, evde yeniden bir erkek var, dört ayaklı olsa da.
Oğullarıma İspanya’ya sık sık gideceğimi bildiğim için, kolayca seyahat edebileceğim bir köpek seçtim. Beş defa birlikte yurtdışına uçtuk! Her zaman kurallara uyuyorum – biletleri önceden ayırtıyorum, bagaj ücretini ödüyorum, sınırı aşmamak için uçuş öncesi hafif bir diyet uyguluyorum, yolculukta rahat etmesi için ilaç veriyorum… Bazen çocukla seyahat etmekten bile daha zor geliyor!
Ama o benim için bir çocuk gibi. Eve döndüğümde kapıda beni karşılayan, sevinen ve beni sevgisiyle ısıtan tek kişi.
Sonra hiç beklemediğim bir şey oldu.
Ahmet’in bir kızı oldu. İlk torunum! Mutlu oldum, ailemle birlikte kalmayı, onlara yardım etmeyi, bebekle gezmeyi, yanında olmayı hayal ettim. Ama gelinimin Rüzgar’a karşı çıktığını öğrendim birden.
Başta bebeğin alerji olabileceğinden korktuğunu söyledi. Sonra köpeğin evi kirletmesinden endişe etti. En sonunda da, sanki bana başka bir argüman bırakmamak istermiş gibi, eve bir kedi aldı.
Kulaklarıma inanamadım. Kalbim kırılıyordu.
Hem Ahmet hem de Mehmet, Rüzgar’ı bir süreliğine bir hayvan oteline bırakmam için beni ikna etmeye çalıştılar. Oranın masraflarını ödemeye bile hazırdılar, yeter ki ben onlarla kalayım.
— Baba, bırak şu köpeği! O sadece bir köpek, biz ise senin çocukların, torunun! Karşılaştırılabilir mi? – diyordu Mehmet.
Ama yapamadım.
Rüzgar’ın sadece bir köpek olmadığını nasıl anlatabilirim onlara? O, yalnızlığımda tesellim. Dostum. Ayaklarımın dibinde uyuyor, bana zor geldiğinde dinleyici oluyor. Ben kötü hissettiğimde, sessizce yanıma uzanıp sıcaklığıyla bana teselli veriyor.
Onu yabancıların arasında bir otele bırakamazdım.
— Beni görmek isteyen, köpeğimi de kabul etmeli! – dedim kararlılıkla.
Oğullarım sadece birbirine baktılar. Anlamıyorlardı. Onlar için köpek sadece bir köpek. Ama benim için o yaşam sebebi.
Bundan sonra ne olacak bilmiyorum. Onlar ısrar ediyor, ben ise direniş gösteriyorum.
Ama bir şeyi kesinlikle biliyorum: Rüzgar yaşadığı sürece, ona asla ihanet etmeyeceğim. O, benim en zor anımda yanımda olan tek varlık.
Onu terk etmeyeceğim. Bu, torunumu daha az göreceğim anlamına gelse bile.




