Bu hikaye çok eski zamanlarda geçer. Anlatan kişi artık bir nine olmuş, iki sevimli torununu büyüten bir kadındır. O şimdi olgun ve ciddi bir insandır ama bu hikayedeki her şeyin gerçek olduğuna yemin eder…
Küçük kız karanlık parkta koşuyordu, önünde parıldayan göl ve üzerinde dolunay vardı. Gözlerini sıkıca kapayıp dik yamaçtan suya atladı. Su ılık ve huzur vericiydi. Güçlü kollar onu yakalayıp sudan çıkardı, silkelerken bağırdı: “Ne cüretle yaparsın böyle şey, civanım?! Aklını mı kaçırdın? Annen baban nerede?”
Zeynep suyu tükürerek gözlerini açmaya çalıştı ama ıslak saçları görüşünü engelliyordu. “Lütfen beni sarsmayın!” dedi titreyen sesle. Birisi onu çimlere oturttu, omuzlarına yün şal attı ve saçlarını yüzünden nazikçe çekti. Zeynep gözlerini açınca sakalları nilüferlerle süslü, boyu kısa bir dede gördü. “Siz kimsiniz?”
“Buraların Göl Dedesi’yim. Şaşırdın mı? Zamane çocukları mucizelere inanmaz oldu. Nedir bu telaşın, canına mı kıyacaktın?”
Kız yeniden hıçkırarak ağlamaya başladı: “Annem beni sevmiyor. Babam gidince her şey değişti. Hep bağırıyor, bugün tokat bile attı…”
Göl Dedesi kızın saçlarını okşayıp derin bir iç çekti: “Beni de sevmezler. Apartmanın delikanlısı sürekli alay eder, kapıcı teyze süpürgesini savurur.” Sonra cebinden deniz kabuğu çıkardı: “Al bu sihirli kabuğu. İçinden uzak diyarların sesi gelir. Sana kötülük eden olursa kulağına dayayıp dinle. Ama söz ver, ihtiyacı olana vereceksin.” Kabuk ılık ve içten ışıldıyordu.
Zeynep eve vardığında annesi yine öfkeyle bağırmaya başladı. Tam elini kaldırdığında kız kabuğu kulağına tuttu. Annenin iç sesini duydu: “Ne yapıyorum ben? O benim bir tanem! O alçaktan dolayı kendimi kaybediyorum…” Zeynep annesine sarıldı: “Anneciğim, biliyorum sen beni seviyorsun. Babam dönecek, sakın üzülme…” İkisi de gözyaşları içinde sarmaş dolaş kaldı.
Ertesi gün kapıcı Fatma Teyze süpürgesini savururken Zeynep kabuğu dinledi: “Ah Tekir kedim nerede kaldı? Dün geceden kayıp…” Kız gülümseyerek: “Teyzeciğim, Tekir’i komşu bahçede gördüm, kız arkadaşıyla geziyordu!” dedi.
Okulun ilk günüydü. Zeynep’i bahçede ağlayan bir çocuk buldu. Kabuğu kulağına götürünce çocuğun iç sesini duydu: “Kimse beni istemiyor…” Zeynep gülümsedi: “Adım Zeynep. Seninle salıncağa binsek olur mu?” diyerek cebinden kabuğu çıkardı…
Bazen insanların yürek sesini duymak, onlara bir avuç umut vermek yeter.




