Kız kardeşimi kaybetme tehlikesi atlattım ve onu ne kadar çok sevdiğimi anladım.
Ben on yaşındaydım ve hayatımda ilk kez gerçekten yetişkin olmanın ne demek olduğunu anladım. Bu farkındalık ne sessiz bir aile sohbetinde ne de okulda bir derste geldi. Korku, acı ve kız kardeşimi kaybetme düşüncesinin getirdiği dehşetle geldi. Benim küçük Derya’m.
Her şey birçok abla gibi benim de adaletsizlik duygusuyla başladı. Küçük kardeşine bakmak zorunda olan birçok kız çocuğu beni anlayacaktır. Sürekli görevler, azarlamalar: “Sen ablasın, yapmalısın”, “Biz babanla çıkıyoruz, Derya’ya deli gömleği giydir”. Bana sanki bedava bakıcıymışım gibi davranıyorlar, çocukluğumu, oyunlarımı, özgürlüğümü alıyorlar gibi geliyordu.
Derya o zaman beş yaşındaydı. Enerjikti, sürekli bir şeyler yapmak isterdi, sürekli peşimdeydi. Ben ise bir akşam arkadaşlarımla vakit geçirmek istedim. Film izleme konusunda anlaşmıştık, patlamış mısır, meyve suyu aldık — gerçek bir sinema ortamı yarattık. Ve tabi ki kardeşime göz kulak olmam gerektiğini unuttum.
Yarım saat bile geçmeden yan odadan yüksek bir gürültü duyuldu. Fırladım, kalbim çarptı. Odaya girdiğimde devrilmiş bir dolap gördüm. Derya yerde, ayak bileğini tutuyor, ağlıyordu. Sonradan anlaşıldı ki, yalnızca kötü bir burkulma, şükür ki kırık yok. Üst raftan kitap almak için dolaba tırmanmış.
O akşam, ailem bana gerçekten sert davrandı. Gözyaşları, bağırışlar, suçlamalar: “Dikkat etmedin!”, “Ölebilirdi!”. Bu sözleri duydukça ellerimi sıktım ve hepsinden nefret ettim. Bağırmak istiyordum: “Ben kardeş istemedim! Ablalık istemedim!”
Ama her şey birkaç ay sonra değişti.
Yaz geldi ve akrabalarımız yurtdışı tatili için bizi davet etti. Ailece Bodrum’a gittik — bizim için bir masaldı. Sıcak hava, egzotik bitkiler, farklı yerler — her şeyden mutluluk duydum. Hatta Derya ile aramız biraz daha iyiydi.
Bir akşam otelin bahçesinde dolanıyorduk. Her şey sakin ve huzurluydu. Derya önde yürüyordu ve eliyle çok sevdiği parkımızdaki gibi çalılara dokunuyordu. Aniden bir çığlık. Aniden, derin bir çığlık. Döndüm ve bir yılan gördüm. Küçük, siyah-kırmızı, hızla çimenlerin arasında kayboldu. Derya yerinden kıpırdamıyordu ve birkaç saniye sonra sendelemeye başladı.
Bacağında — iki küçük, ama derin iz. Isırık.
Personel hemen geldi. Ailem bir dakika içinde yanımızdaydı. Annem ağlıyor, babam ise gözlerinin önünde solgunlaşıyordu. Doktor hızla geldi. Yaranın üstünü kapadı, tourniquet uyguladı, zehri çıkarmaya çalıştı. Ama hemen dedi: “Bu tehlikeli bir ısırık. Acilen hastaneye götürülmeli ve panzehir verilmeli.”
Derya ambulansla götürüldü. Ben ise, kendimi sarılarak oturdum, ellerimi, ayaklarımı hissetmeden. Korkunun verdiği dehşet içindeydim.
Hastanede doktorlar acilen kan nakli ve serum gerektiğini söylediler. Ama Derya’nın kan grubu nadir — AB+. Dönor bulmak zor. Ailemin grubu uymadı: yakın zamanda grip geçirmişlerdi. Doktor dudaklarını sıkarak dedi ki: “Sadece sen kaldın. Ama küçük bir kız…”
Onları bitirmelerine izin vermedim. Ayağa kalktım ve dedim ki:
— Ben hazırım.
Nasıl olacağını bilmiyordum, korkuyordum. Ama artık bana kardeşim bakmam için zorla baktıran kız değildim. Anlıyordum ki, Derya’ya bir şey olursa, kendimi asla affedemezdim.
O anda büyüdüm. Yaşımdan büyük.
Prosedür hızlı geçti. Hemşireler beni sakinleştirdi, annem elimi tuttu, babam başımı okşadı. Dünya sadece bir dileğe sıkışmış gibi geliyordu: Derya’yı kurtarmak.
İki gün sonra daha iyi oldu. Yanakları pembeleşti, gözleri parlamaya başladı. Doktorlar dedi ki: “Kızınız çok güçlü.” Ama düşündüm ki: “Hayır, güçlü olan o değil. Güçlü olan ben oldum.”
Kalan tatilimizi hastanede geçirdik. Önemli değil. Önemli olan o hayatta kaldı.
O günden beri yıllar geçti. Derya ile büyüdük. Ama o günler hafızama kazındı. O zaman anladım ki: Kardeş yük değil, bir engel değil. O senin bir parçan. O senin kanın, senin ruhun. Ve onun için her şeyi yapmaya hazırsın.
Şimdi sadece kardeş değiliz. En iyi arkadaşız. Kendi çocuklarımıza anladığımızı öğretmeye çalışıyoruz: Sevdiğin kişinin kim olduğunu anlamak için bir felaketin gelmesini beklemeyin. İyi sözleri, kucaklaşmaları, desteği ertelemeyin.
Ama ne yazık ki, hayat böyle ki, gerçek değerleri yalnızca acıdan geçerek anlıyoruz. Önemli olan dersi unutmamak. Önemli olan sevgiyi korumak. Ve her zaman yanında olmak. Her zaman.




