Babamı Yalnız Bırakmak Üzereydim: Büyük Bir Yanlışın Eşiğinde

Hayatta önemli olan şeyleri ertelemek affedilmez

Bazen sadece bir an, başkasının bir sözü ya da bir hikaye bizi sarsıp uyandırabilir. Bazen önceliklerimizin ne kadar yanlış olduğunu görebilmek için kendimizden uzaklaşmamız gerekir. Geriye dönüp baktığımda fark ettim ki, neredeyse öz babamı yalnızlıkla baş başa bırakıyordum; ruhu yavaş yavaş tüketen o sessizliğin içinde.

Benim adım Elif, 41 yaşındayım, Eskişehir’de yaşıyorum ve özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyorum. Evliyim ve iki çocuğum var. Milyonlarca kadın gibi sıradan bir hayatım var: iş, aile, ev işleri. Sürekli zaman yetmiyor, kafam dolu, her şey “daha sonra” hale geliyor. İşte tam da bu “daha sonra” bir gün en değerli şeyimi benden alabilirdi — bana hayat veren kişiyle sadece birkaç dakika daha geçirebilme şansımı.

Hıdrellez’den iki gün önce ofiste oturuyordum. Bayram yaklaşıyordu ve eşimin doğum günüydü. Aklımda yemek listeleri, misafirler ve temizlik vardı. Patronum beni çağırmıştı, gergin bir konuşma olacağını tahmin ediyordum. Beklerken delirmemek için haberlere ve internet sitelerine göz gezdiriyordum, ta ki beni elektrik çarpmış gibi etkileyen bir hikayeye denk gelene kadar.

Hikayede yalnız yaşayan bir yaşlı adamdan bahsediliyordu; yıllarca çocuklarının ve torunlarının kendisini ziyaret etmesini beklemişti. Aramış, yazmış, ima etmişti. Ama hepsi nafileydi. Sonra çaresiz bir adım attı — kendi ölüm ilanını yolladı. Sadece o zaman zaman, para ve güç bulup yanına gelebildiler. O zaman gördüler yaşlanmış ve ne kadar yalnız kaldığını.

Bu hikaye aklımdaki her şeyi adeta yok etti. Mezeler, sofralar, aile içi kırgınlıklar, iş tabloları hepsi birden yok oldu. Sadece babamın hayali kaldı.

Babam güçlü, sessiz ve çok ağırbaşlı biriydi. Annem altı yıl önce vefat ettiğinden beri güçlü durmaya çalışıyordu. O zamanlar dayım, birkaç eski dost ve komşu ona destek oluyordu. Normale en yakın hayatı sürdürebilmek için onlara tutunuyordu. Ama yıllar geçtikçe, biri öldü, biri İsrail’e çocuklarının yanına gitti, komşular değişti, tanıdıklar uzaklaştı. Babam, Ankara’da eski bir apartmanda tek başına kaldı. Onunla konuşuyorduk ama giderek daha uzun ve ağır sessizlikler duyuyordum telefonda.

O gün patronumun karşısında otururken tek bir kelime bile duymuyordum. Başımı sallıyor, belgeleri imzalıyordum ama içimden bir ses haykırıyordu: “Babanı yalnız bıraktın. Hasta olduğunda sana kim alnını sildi, yorgunken seni kim sırtında taşıdı, bisikletini kim tamir etti ve kötü not aldığında yastığa ağlarken seni kim sevdi?”

Evime koştum, herkesi topladım. Eşime ve çocuklarıma “Ben dedenin yanına gidiyorum. Bugün. Birkaç günlüğüne. İsterseniz siz de gelin.” dedim.

Şaşırtıcı bir şekilde kimse itiraz etmedi. Eşim sadece başını salladı. Ve bir gün sonra Ankara’daydık.

Babam kapıda bekliyordu sanki. Ne şaşırdı, ne sorguladı. Sadece sarıldı ve uzun süre sessiz kaldı. Tüm bayramı onunla geçirdik. Balık kızarttık, annemin tariflerinden onun böreklerini yedik, çocuklarla tombala oynadık, eski günleri andık. Onun nasıl canlandığını gördüm. Zayıflamış bir ihtiyardan çocukluğumdaki babama dönüştüğünü gördüm.

Ve fark ettim ki, sık sık unuttuğumuz bir şey var: Sevdiklerimiz yaşlanıyor. Onlar için yalnızlık alışkanlık değil, bir ceza. Onlara paralarımız, paketlerimiz, kartlarımız lazım değil. Yanlarında olmamızı istiyorlar. Zamanımızı istiyorlar. Gözlerimizin, onların gözlerine bakmasını istiyorlar.

Eve döndükten sonra hayatımı yeniden gözden geçirdim. Babamı daha sık görmeye başladım. Her akşam video görüşmesiyle konuşuyoruz. Torunları görsün diye video açıyorum. Şakalaşıyoruz, tartışıyoruz, haberleri paylaşıyoruz. Artık kesinlikle biliyorum ki, o hikayeyi okumamış olsaydım içimdeki boşlukla kalırdım.

Bu yüzden, eğer bunu okuyorsanız ve uzun süredir annenizi veya babanızı aramadıysanız, uygun bir an beklemeyin. O an gelmeyecek. Şimdi arayın. “Seni seviyorum” deyin. Spontane bir şekilde ziyaret edin. Sadece yanlarında olun. Onlara, sizin için gölge olmuş gibi hissettirmeyin. Çünkü bir gün gelirsiniz, ama çok geç kalabilirsiniz.

Babamı kaybedebilirdim — fiziksel anlamda değil, duygusal olarak. O zaman hiçbir şey geri getirilemezdi. Ama artık biliyorum ki bizi bu hale getirenlere mutluluk vermekten daha önemli bir şey yok.

Rate article
Lifequest
Babamı Yalnız Bırakmak Üzereydim: Büyük Bir Yanlışın Eşiğinde