Onun boşanmasını bekleyerek on yıl kaybettim ve bunun ne kadar aptalca olduğunu ancak sonra anladım.

Ben on senesini onun boşanmasını bekleyerek kaybettim — ve ancak o zaman ne kadar aptalca olduğunu fark ettim

Parkta oturuyordum ve içimde bir ağırlık vardı. Yanımda, bankta oturan bir kadın vardı — kırklarının başlarında gibi görünüyordu. Sohbet etmeye başladık. Ve birdenbire, sanki uzun zamandır derdini paylaşacak birini arıyormuş gibi, hikayesini anlatmaya başladı. Acı, kör aşk ve kendini yok etmenin hikayesi. O zamanlar, bu hikayenin hafızama kazınacağını bilmiyordum. Ve şimdi onu size aktarıyorum — belki birine gözlerini açabilir.

Adı Ayşe’ydi ve bu hikaye başladığında sadece 23 yaşındaydı. Yeni üniversiteden mezun olmuştu, bankada parlak bir kariyere sahipti — ilk iş, ilk başarılar. Sonra, birkaç ay sonra, ofise o geldi — Mehmet. Sıradan, dikkat çekmeyen bir adam. Ama ona göre, onda çekici bir şeyler vardı. Sık sık toplantılarda yanında oturur, şirket yemeklerinde yanına gelmeye çalışırdı. Ve Ayşe bu durumdan hoşlanıyordu. Aralarında bir şeylerin gelişmeye başladığı hissine kapılıyordu.

Bir gün bir etkinlikte, Mehmet köyde yaşayan bir meslektaşını eve götürmeyi teklif etti — ve aynı zamanda dedikodulardan kaçınmak için Ayşe’yi de bırakmayı önerdi. Yol boyunca, Ayşe’ye çok hoşlandığını itiraf etti. Ertesi gün, Ayşe’ye büyük bir gül buketiyle geldi. Ve o andan itibaren romantik hikayeleri başladı. Her gün yeni çiçekler, buluşmalar, bakışlar, dokunuşlar. Ayşe yedinci cennetteydi. Ta ki o güne kadar…

Bir kurumsal etkinlik. Mehmet içeri yalnız girmedi — yanında bir kadınla geldi. Mutevazı, sade, dikkat çekmeyen biriydi. Ama iş arkadaşları fısıldamaya başladı: “Bu onun karısı!” Ayşe’nin içi çöktü. Banketten hızla çıktı, gün ağarana kadar ağladı. Ama ertesi gün yine kapısındaydı, elinde laleler, gözlerinde yaş ve pişmanlık. Karısıyla her şeyin çoktan bittiğini, sadece çocukları için bir arada yaşadıklarını, kalbinin Ayşe’de olduğunu söyledi.

Ve yeniden inandı.

Boşanma davası açacağına yemin etti. Sabırlı olması için yalvardı. Oğlu büyüyene kadar beklemek istedi. Sonra okula başlayana kadar. Ve sonra karısı yine hamile kaldı. Ayşe’ye suçluluk dolu gözlerle geldi: “Onu ikinci çocuğa hamileyken nasıl bırakabilirim?” — ve yine beklemesi için yalvardı. Bekledi. Sevdi. İnandı. Her gün yanına geldi, “Az kaldı” diye söz verdi, her şeyin hayal ettiği gibi olacağına dair garanti verdi. Ama yine erteledi.

Bu durum on yıl sürdü. Gelip onun umutlarını alıyordu, yalnızlığını ona bırakıyordu. Ve o sabretti. Annesi sık sık onunla konuşmaya çalıştı, gerçeği görmesini sağlamak istedi. Bir gün artık dayanamayarak Mehmet’in ailesine gitti. Orada, boşanmış damadını, kanepede yatarken, küçük oğluna sarılırken ve karısını yanağından öperken gördü. Ailesine yabancıymış gibi bile davranmıyordu. Tamamen iki taraflı yaşıyordu.

Ayşe yıkıldı. 33 yaşındaydı. On yıl boyunca acı, bekleyiş ve küçük düşme yaşamıştı. Hayat yanından geçip gitmişti, o ise kenarda, bir aldatma buketiyle duruyordu.

Ama Ayşe’nin hikayesi trajediyle bitmedi. Ayrılacak gücü buldu. Sonsuza dek. Ve bir gün başka bir adamla tanıştı — basit, iyi kalpli, büyük sözler söylemeyen ama saf niyetleri olan biri. 35 yaşında ilk kez anne oldu. Bugün oğlu 17 yaşında. Ve yaşıtlarının torun baktıklarını görse bile pişman değil. “Anne olmayı gerçekten hazır hissettiğim bir zamanda doğurdum. Sevgiyi hak eden birini sevdim. Ve en önemlisi, körlüğüm için kendimi affettim” diyor.

Ya Mehmet? Hâlâ o kadınla yaşıyor. Bazen arıyor. Bazen mesaj atıyor. Bazen sosyal medyada onun hikayelerini izliyor. Ama Ayşe artık cevap vermiyor. Yıllarının değerini biliyor. Kalbinin. Ve mutluluğunun.

Rate article
Lifequest
Onun boşanmasını bekleyerek on yıl kaybettim ve bunun ne kadar aptalca olduğunu ancak sonra anladım.