Eski Eşini Görebilen Adamın Yüzü Kıskançlıktan Yeşile Döndü.

Oğuz, eski eşini görünce kıskançlıktan adeta kıpkırmızı kesildi. Buzdolabının kapağını öfkeyle çarptı, içeriden bir magnet yere düştü ve gürültüyle kırıldı.

Ezgi karşısında, elleri sımsıkı yumruk olmuş bir şekilde duruyordu.
— Rahatladın mı şimdi? — diyerek derin bir nefes aldı, başını yukarı kaldırarak.
— Yeter artık bıktım senden, — dedi Oğuz, sesini sakin tutmaya çalışarak. — Bu nasıl bir hayat? Ne sevindirici bir şey var ne de umut verici bir gelecek.
— Yani, her zamanki gibi yine ben mi suçluyum? — diye acı bir tebessüm etti Ezgi. — Tabii, her şey senin hayalindeki gibi değil.

Oğuz bir şeyler söylemek istedi ama sadece elini salladı. Bir şişe maden suyu açtı, bir yudum aldı ve masaya koydu.
— Oğuz, susma, — Ezgi’nin sesi titredi. — Ne istediğini açıkça söyle.

— Ne gerek var söylemeye? — diye hırçınca gülümsedi. — Her şeyden sıkıldım. Her şeyi boş ver!
Birkaç saniye sessizce birbirlerine baktılar. Sonunda, Ezgi derin bir nefes aldı ve banyoya yöneldi. Oğuz ağır bir şekilde kendini kanepeye bıraktı. Kapının ardından suyun açıldığını duydu — Ezgi, muhtemelen kendi gözyaşlarını boğmak için musluğu açmıştı. Ancak Oğuz’un umurunda değildi.

Rutinleşen Hayat

Üç yıl önce evlendiler. Başta Ezgi’nin ailesinden kalan dairede yaşadılar, sonra da taşınarak evi kızlarına devrettiler. Geniş ama tadilatsız olan bu evde, eski dönemlerden kalma mobilyalarla oturuyorlardı.
Oğuz başta memnundu: şehrin göbeğinde, iş yerine yakın. Ancak zamanla her şey onu rahatsız etmeye başladı. Ezgi, aile yadigarı kahverengi duvar kağıtları ve antika büfeleriyle sevdiği “aile kalesine” saplantılıydı. Oğuz ise bunu bir durgunluk olarak görüyordu.

— Ezgi, açıkça söyle, — diye tekrarlıyordu Oğuz. — Bu korkunç sarı linolyumu değiştirmek istemiyor musun? Dekoru yenileyip modern hale getirmek?
— Oğuz, şu anda tadilat için ekstra paramız yok, — diye sakin bir şekilde cevap veriyordu Ezgi. — Ben de değişim istiyorum, ama primimizi bekleyelim.
— Beklemek mi?! Ya her zaman ki felsefen — sabret ve bekle!

Oğuz, Ezgi’ye ilk günlerde nasıl aşık olduğunu sıkça hatırlıyordu. O zamanlar o, içten mavi gözleri ve tatlı gülümsemesiyle onu büyüleyen mütevazı bir öğrenciydi. Arkadaşlarına şöyle derdi: “Bu bir tomurcuk, daha açacak.” Ama şimdi çiçeğin hiç açılmadığını, solduğunu düşünüyordu.
Ezgi ise kendisini silik biri olarak görmüyordu. Sadece gerekli gördüğü gibi yaşıyor, ufak şeylerden — nane çayı, yeni bir peçete veya kitapla geçirilen huzurlu bir akşam — mutlu oluyordu. Oğuz içinse bu, durgunluk ve rutindi.

Boşanmaya pek yanaşmadılar — Oğuz, ailesine geri dönmek istemiyordu ve şu an ayrı yaşamak da mümkün görünmüyordu. Ezgi’nin annesi Halime Hanım daima gelininin yanındaydı:
— Oğlum, Ezgi iyi bir kız. Elindekinin değerini bil.
— Anne, hiçbir şey anlamıyorsun! — diye sinirleniyordu Oğuz.
Babası ise sadece elini sallıyordu:
— Kendi işini halletsin.
Evde, Oğuz giderek daha soğuyordu: “O bir gölge gibi, gri bir hayalet…” diye düşünüyordu. Bir kavgada bağırarak:
— Sende güzel bir çiçek görmüştüm! Peki şimdi? Donmuş bir tomurcukla yaşıyorum…

Ezgi o zaman, aylardır ilk kez ağladı. Ve o tarihte her şey son bulduğunda, Oğuz sessizce mırıldandı:
— Ezgi, yoruldum.
— Neyden? — diye sordu.
— Bu hayattan, bitmeyen danstan.

Ezgi çantasını aldı ve uzaklaştı. Oğuz, onun geri döneceğini ve kendisini kalmaya ikna edeceğini umuyordu ama Ezgi sakin bir şekilde çıkıp gitti:
— Belki de ayrı yaşamak senin için daha iyi olur. Taşın.
Oğuz patladı:
— Gitmeyeceğim!
— Bu, ailemin evi, — dedi Ezgi soğukkanlılıkla. — Artık benimle yaşamak istemeyen biriyle kalmak istemiyorum.
Oğuz’un başka çaresi kalmamıştı — ayrıldı. Birkaç hafta sonra resmen boşandılar.

Her şeyi Değiştiren Karşılaşma
Üç yıl geçti. Oğuz hâlâ ailesiyle yaşıyor, yeni bir hayat kurmaya çalışıyordu ama şansı yaver gitmiyordu. İş yeterince para getirmiyordu ve sadece küçük mutluluklar artıyordu.
Bir bahar akşamı sokakta yürüyüşe çıktığında, bir kafeye göz atarken durakladı. Kapının önünde Ezgi duruyordu.
Ama hatırladığı Ezgi bu değildi. Karşısında zarif bir palto ve elinde araba anahtarlarıyla kendinden emin bir kadın vardı.

— Ezgi? — diye şaşkınlıkla seslendi Oğuz.
Ezgi döndü, onu tanıdı ve gülümsedi.
— Oğuz? Merhaba! Nasılsın?
— İyi… idare eder, — diye mırıldandı, gözlerini ondan alamayarak.
— Her şey yolunda mı? — diye sakin bir şekilde sordu Ezgi.
— Senin daha da iyi görünüyor… İşin aynı mı?

— Hayır, kendi çiçek stüdyomu açtım. Başta korkutucuydu ama… beni destekleyen biri oldu.
— Kim o kişi?
Kafede masanın yanından pahalı bir paltoyla uzun boylu bir adam çıktı ve Ezgi’yi nazikçe omuzlarından sarıldı:
— Sevgilim, masamız boşaldı, geçelim mi?
— Oğuz, tanış, bu Vahit, — dedi Ezgi ona hitaben. — Seni görmek güzel oldu.

— Senin adınla seviniyorum, — diye fısıldadı Oğuz, içini kıskançlık dolarken.
— Teşekkürler, — diye yanıtladı Ezgi sakince.
Vahit başını salladı ve birlikte kafeye girdiler, Oğuz’u soğuk kaldırımda bırakarak.
Bir zamanlar, “Donmuş bir tomurcukla yaşıyorum” demişti. Ama tomurcuk açtı. Sadece onun yanı başında değil.

Rate article
Lifequest
Eski Eşini Görebilen Adamın Yüzü Kıskançlıktan Yeşile Döndü.