Annem sadece benim ve çocuklarımın hayatıyla ilgileniyor, sürekli kendi fikirlerini empoze ediyor…
On yıldır evliyim, eşimle dindar bir aileyiz ve üç çocuk yetiştiriyoruz. Evlendiğimde, annem ve anneannemle yaşadığım Eskişehir yakınlarındaki küçük kasabadan ayrıldım. Anneannemin ölümünden sonra annem yalnız kaldı, üzgündü, bazen bizi ziyarete gelir, ancak bir şekilde idare ediyordu. Ancak birkaç yıl önce her şey değişti. Sağlığı bozuldu — tansiyonu yükseliyordu, eklemleri ağrıyordu ve ben onun için endişelenip yanımıza taşınmasını ısrar ettim. O da kabul etti. Hayatı boyunca annesiyle birlikte yaşamıştı, yalnız ve eşsizdi, bu yüzden onu yalnız bırakamazdım. Evimizin yakınlarında ona bir daire kiraladık, kira masraflarını üstlendik, hatta kaybolmuş hissetmemesi için ona bir iş bile ayarladık.
Ama minnettarlık yerine, her geçen gün beni daha da ağır bir yük altında hissettiren bir problemle karşılaştım. Annem sadece taşınmakla kalmadı — hayatımı ve çocuklarımın hayatını ele geçirdi. Eskiden ziyarete geldiğinde her şey tolere edilebilirdi: torunlarına sevinir, yardım ederdi ve giderdi. Ama şimdi bizimle, evimizde, her adımımızda adeta erimiş durumda. Onun varlığı beni boğuyor, aşırı kontrolü ve dayatmacı ilgisi katlanılmaz hale geldi. Kendi görüşleri ve kuralları var, inanışlarımızı, geleneklerimizi ve yaşam tarzımızı göz ardı ederek kafamıza kazımaya çalışıyor. Adeta sınırları görmüyor — ne benim ne de çocukların.
Ne yapsam yanlış. Çocukları kötü yetiştiriyorum, yanlış besliyorum, yanlış şeyler söylüyorum. Her adımımızı bilmek istiyor: ne yedik, nereye gittik, ne konuştuk. Bakıcılarımızı sorguya çekiyor, dedektif gibi detayları öğrenip sonra bana ‘akıl dolu’ önerilerini sunuyor. Her geçen yıl, aramızdaki bağın nasıl koptuğunu, sinirlerimin nasıl gerildiğini ve bitmeyen tartışmalara dönüştüğünü hissediyorum. Bununla artık çok uzun zamandır yaşıyorum ve bu durum beni kırdı. Evde sinirli ve sert biri oldum, kendimden anne olarak şüphe etmeye başladım. Onun gölgesi sürekli üzerimde, yanında değilken bile, sesini, sitemlerini, iç çekişlerini duyuyorum.
Sınırlar koymaya çalıştım, ziyaretlerini çocukların derslerine ve yoğun programına bahane ederek sınırladım. Ama bu çözüm olmadı — yine de bir yol buluyor. Eşimi kabul etmiyor, ona küçümseyerek bakıyor, sanki bana ve çocuklara tamamen sahip olmasına, annemle aynı hayatı yaşamasına engelmiş gibi. Bazen üstüme şikâyet yağdırıyor: “Kimseye gerek yok, yük oldum, beni bırakıyorsun.” Ve ben bu şikayetlerde kayboluyorum — nasıl iyi bir kız olabilirim, nasıl kendim kalabilirim, çaresizlikten bağırmamak için ne yapabilirim bilemiyorum. Her konuşma benim için bir limon sıkılması gibi, kendimi boş ve tükenmiş hissediyorum.
Bu onun sevgisinin bir parçası olduğunu iddia ediyor, o kadar güçlü ve fedakâr olduğunu söylüyor. Ama ben çıldırmak üzereyim. İyi bir evlat olmak istiyorum ama olamıyorum — bu ‘sevgi’ beni boğuyor. Onu görmek istemiyorum ve bu duygu kalbimi parçalıyor çünkü arkasında suçluluk, taş gibi ağır bir yük var. Her telefon görüşmesinden sonra sessizliğe gömülüp kendimi toparlamaya çalışıyorum ama başaramıyorum.
Şimdi belki bir kurtuluş umudumuz var — eşime yurtdışında bir iş teklifi geldi ve taşınmayı planlıyoruz. Bu karanlıkta bir ışık gibi: kaçma, özgürce nefes alma, sonunda kendi hayatımızı yaşama şansını görüyorum. Ama göğsümde buruk bir his var — annemi burada, yalnız bırakmak ihanet gibi geliyor. Sonuçta o gençleşmiyor ve ya sağlığı kötüleşirse? Eğer acı çeker ama ben uzakta olurum ve yardım edemezsem? Bu düşünce beni gece gündüz kemiriyor.
Ama artık onun yanında yaşayamayacağım. Feraha, mesafeye ihtiyacım var — başka bir şehir, başka bir ülke, sadece ziyarete gelebileceği, hayatımıza kök salamayıp sadece konuk olabileceği bir yer. Onun gölgesinin üzerimden kalkacağı günü hayal ediyorum ama korku ve görev duygusu beni sıkıştırıyor. Onu burada bırakarak gitmekle doğru mu yapıyorum? Ve daha kötüsü — bunu ne kadar çok istediğimi saklamak? Onun yalnızlığı acı olursa ve ben suçlu olursam ne yaparım? Kendimi korkunç hissediyorum, ona olan sevgim ve özgürlük özlemim arasında kalmış durumdayım. Bu seçim kalbime bir bıçak gibi saplanıyor ve bunu yapabilecek gücüm olup olmadığını bilmiyorum.




