Ben 45 yaşındayım, annem ise 70. Yaşlanan bir anneyle yaşamak nasıl bir şey?
Takipçilerimden biri, hayatının acı ve şaşkınlık dolu hikayesini paylaştı ve benimle bir çıkış yolu aradı. Hikayesini sizinle paylaşmanın iyi olacağını düşündüm ki belki siz de benzer bir durum yaşamışsınızdır ve onun çaresizliğini anlayabilirsiniz.
“Ben 45 yaşındayım. Henüz emekli değilim, geçimimi sağlamak için çalışmak zorundayım ve aynı zamanda 70 yaşındaki anneme bakıyorum. Aslında o tam anlamıyla güçsüz değil. Kendi başına yıkanabiliyor, yürüyüşe çıkabiliyor, yemek yapabiliyor. Ancak her gün yanındayken, enerjimin son damlasına kadar emildiğini hissediyorum. Bu yaşam değil, yavaş bir tükeniş.
Anneme akşamları eşlik ettiğimde, sonrasında tek istediğim, odama kapanmak, televizyonu açıp her şeyden uzaklaşmak oluyor. Ama annem beni rahat bırakmıyor. Geçmişi kurcalamayı, hayatımı didik didik etmeyi seviyor. ‘Keşke beni dinleyip Oğuz’la evlenseydin, o serseriyle değil. Şimdi çocukların, kariyerin, geleceğin olurdu! Peki şimdi ne var? Kimseye lazım değilsin, bir tek bana. Şükret, en azından yanında ben varım, kıymetimi bil!’ Evet, çocuğum yok. Eşim beni terk etti ya da öyle hissediyorum. Çünkü annemle bir çatı altında yaşamaya başladıktan bir ay sonra eşyalarını topladı ve gitti. Boşanma kaçınılmazdı.
Annem, eğer eski evimizde üç odamız varsa ev kiralamanın aptalca olduğunu düşünüyor. İşte ben, 45 yaşımda, bu üç odalı kalede onunla yaşıyorum. Oturma odası ve mutfak ortak, ama herkesin bir odası var — benim küçük adacığım. Ancak orada bile onun sesi beni gölgesi gibi takip ediyor. Sürekli beni azarlıyor, sanki hala bir çocukmuşum gibi:
— Eve çok geç geldin!
— Gereksiz şeyler aldın, yine para boşa gitti!
— Çamaşırları yıkamadın, nevresimleri değiştirmedin!
— Kediyi beslemeyi unuttun, sorumsuzsun!
Onca yıldır ondan bir kere bile iyi bir söz, destek, övgü duymadım. Sadece azarlamalar, sadece kalıcı memnuniyetsizlik, sanki ben onun hayatındaki en büyük hatayım. Ah anne, neden böyle davranıyorsun? Neden hayatımı bitmeyen bir mahkemeye çeviriyorsun? Ve ben kaçamıyorum bile. Maaşım zar zor yetiyor, kiraya ve faturalara yetmesi imkansız. Vicdan azabı da sıkıştırıyor — ya yalnız kalırsa, ya başına bir şey gelirse?
Ama açıkçası, artık sınırdayım. Annem beni deli ediyor. Biliyorum, kendi annem hakkında böyle konuşmak doğru değil, günah. Ama onun içinde, bu dört duvarda, onun beni sürekli başarısız görmesi altında boğuluyorum. Hayatımın yavaşça tükenişini, eleştirileri ve talepleri arasında eridiğini hissediyorum. Her gün, azalan bir nefes için mücadele gibi. Çığlık atmak, kaçmak istiyorum ama nereye? Görev ve korku beni yakamdan bırakmıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bazen ona bakıyorum ve düşünüyorum: Acaba benim ne kadar acı çektiğimi göremiyor mu? Umurunda değil mi?”
İşte onun hikayesi — içimizi sızlatan bir haykırış, yorgunlukla dolu. O, anneye olan sevgisiyle kendini kurtarma arzusu arasında denge kurmaya çalışıyor. Yaşlı bir ebeveynle yaşamak zorlu bir sınavdır. Onu pek az insan yıkar, ama o şimdiden çökmüş durumda. Bir çıkış yolunu nasıl bulur? Annesine ihanet etmeden, kendini kaybetmeden nasıl özgürce nefes almayı öğrenir? Fikirlerinizi paylaşın lütfen. Belki sizin deneyiminiz veya dışarıdan bir bakış açısı onu bu karanlıktan çıkarmasına yardımcı olur. Sizin yerinizde olsaydınız ne yapardınız?




