Kader bazen size hep özlemini çektiğiniz şeyleri sunar. Benim özlemim ise bir babaydı. Onu çok erken, henüz gençken kaybettim. Onun gidişi her şeyi değiştirdi: Çocukluğum sona erdi ve hayat mücadeleye dönüştü. Anneme destek olabilmek ve bir gelecek kurabilmek için hayatta kalma mücadelesiydi bu. Erken yaşta olgunlaşmak zorunda kaldım. Ancak yıllar sonra, babamın ölümüyle kaybettiğim desteği bana geri veren bir insanla tanışacağımı o zamanlar bilmiyordum.
Gelecekteki eşim Zeynep ile sürücü kursunda tanıştım. Mütevazı, iyi kalpli ve azim doluydu. Hızla yakınlaştık ve bir yıl sonra, Zeynep’in ailesiyle tanışmak üzere onların kapısında dikiliyordum. O anlarda bir okul çocuğu gibi heyecanlıydım, kalbim küt küt atıyor ve ellerim terliyordu. Özellikle kapıda belirdiğinde; Zeynep’in babası Mehmet Bey.
Bana sıkı, değerlendiren bir bakış attı, kızını tanımadığı bir adama teslim eden bir babanın bakışı gibi. O ilk akşam bir sınav gibiydi: Soru üstüne soru. Ailem kim, nerede çalışıyorum, geleceğe dair planlarım neler, kızına nasıl bir hayat sunacağım. Her soruya içtenlikle cevap verdim ve sonunda o birden güldü:
— Şaka yapmıştım evlat. Ama bil ki… şimdi her şey daha net.
Sonra ciddileşti, derin bir nefes aldı ve ekledi:
— Ben de babamı küçükken kaybettim. Erken yaşta. Seni sandığından daha iyi anlıyorum. Eğer kızıma iyi bakarsan, sana gerçek bir baba gibi olacağım. Ama unutma: Zeynep benim için her şey demek.
O günden itibaren, sadece bir kayınpederden ötesi oldu. O benim akıl hocam, dayanağım ve her zaman tavsiye alabileceğim insan oldu. Zeynep’le evlendiğimizde, Mehmet Bey her konuda yanımızdaydı: tamiratta, taşınmalarda, ufak tefek işlerde bile. Aramızda güçlü ve gerçek bir dostluk gelişti. Birlikte balığa gittik, arka bahçede futbol oynadık, piknikte mangal yaptık. Bana gençliğinde başına gelenleri anlattı, Zeynep’i eşinin ölümünden sonra tek başına büyüttüğünü, sadece ona her şeyi verebilmek için iki işte birden çalıştığını. Onun hikayesi bana çok tanıdık geliyordu – sanki 20 yıl öncesinden kendi hikayemi dinliyor gibiydim.
Yıllar geçti. Zeynep’le düzenimizi kurduk, ben terfi aldım, o kendi küçük işini açtı. Fakat Mehmet Bey’in bizim için yaptıklarını hiç unutmadım. 60 yaşına gireceği zaman, ona unutamayacağı bir hediye vermek istedim.
Eski bir Murat 124’ü vardı, neredeyse otuz yıllık. Hâlâ onunla işlerini hallediyordu fakat arabası aslında emekliliği çoktan hak etmişti. Kendi asla yeni bir araba almazdı, çünkü her şeyini çocuklarına ve torunlarına harcıyor, kendini unutuyordu. Zeynep’le konuştuk ve ona bir araba hediye etmeye karar verdik. Çok pahalı olmayan ama yeni ve güvenilir bir araba. Onun hak ettiği gibi.
Neredeyse bir yıl boyunca para biriktirdik. Elimize geçen her kuruşu kenara koyduk. Fazladan işler üstlendim, Zeynep masraflarımızı azalttı. Sonunda o gün geldi. Yemyeşil bir kurdeleyle süslenmiş, yakıtla dolu, tertemiz yeni arabayla onun doğum günü kutlamasına gittik.
Mehmet Bey avluya çıktığında ve arabayı gördüğünde adeta dona kaldı. Sonra bize baktı ve… gözyaşlarını tutamadı. Bu güçlü ve içine kapanık adamın duygularını gizleyemediğini ilk defa gördüm.
— Bu… bana mı? — diye fısıldadı. — Bana mı?.. Neyin karşılığı bu, çocuklar?.. Ben önemli bir şey yapmadım ki…
O an haykırmak istiyordum: “Bana ihtiyacım olan şeyi verdin. Babam yanımda olmadığında babalık yaptın. Bana eş, dost ve gerçek bir erkek olmayı öğrettin.”
Beni sıkıca, kendi oğlunu kucaklar gibi kucakladı. O zaman anladım: Ben artık yetim değilim. Çünkü Mehmet Bey var yanımda. Ve biliyorum ki eğer babam hayatta olsaydı, oğlunun böyle bir insanla karşılaşmasından gurur duyardı.
Ve her balığa gittiğimizde, o arabada onunla oturduğumda sadece bir damat olmadığımı hissediyorum. Ben bir evladım. Gerçekten. Kalbimdeki minnetle…




