Neden kaynanam hastalandığında ona bir bardak su bile veremiyorum?
Sizce kaynanalarla ilgili tüm korkunç hikayeleri duydunuz sanıyorsanız, benimkini dinleyin. Bu kadın, hayatımı on sekiz yıllık bir diziye çevirdi; başrolünde sürekli eleştirilen, aşağılanan ama yine de “terbiyeli” gelin rolünü oynamak zorunda kalan bir trajedi kahramanıyım. Şimdi, tam nefes alacakken, kader yeni bir sınav getirdi: Felç geçirdi.
Peki şimdi benden ne bekleniyor? İşimi bırakıp, günlerce yanında bekleyecek, yemek yedirecek, tuvalete taşıyacak, ninni söyleyecekmişim. Sanki borçluyum! Ama yapamıyorum. İstemiyorum. Sebep sadece küçük çocuklarım ve yıllarımı verdiğim işim değil. Asıl mesele şu:
Düğünümüzde, eski kız arkadaşını koluna takıp gelişini unutamıyorum. O gün nikâhtan kaçmak istemiştim. Çocuklarımın kulağına, “Baban bir gün gerçek bir eş bulacak,” diye fısıldayışını… Arkamdan “kötü anne, beceriksiz ev hanımı” dediğini, oğlu işsiz gezerken evin yükünü benim çektiğimi nasıl görmezden gelebilirim?
Şimdi “iyiliğe karşılık vermem” gerekiyormuş. Çocuklara “baktığı” günleri hatırlıyor musunuz? Bebek ağladığında kenarda durup, “Rezene çayı vermedin, senin yüzünden!” diye bağırdığı o anlar mı yardımı?
Kızına ulaşmaya çalıştım—ki kendisinin torunları bile var—telefona bile çıkmadı. Sanki annesinin felç geçirdiğinden haberi yok. Ama ben, iki küçük çocuğu olan gelin, her şeyi bırakıp hemşire olmalıymışım.
Kocam, elbette, annesinin tarafında. Onu her seferinde ikna etme becerisi… İş yetiştirmeye, çocuklara, eve yetişmeye çalıştığımı anlatamadım. “Reddedersen boşanırım,” dedi. On sekiz yılın sonunda, bu mu kaldı?
Annem, “Sabret, akıllı ol,” diyor. Ama artık ne gücüm var ne isteğim. Demirden değilim ki! Yıllarca biriktirdiğim öfkeyi, bu kadının yanında nasıl tutayım?
Bana “kalpsiz” demeyin. Sokaktaki yabancıya, bana bir kez gülümseyen teyzeye yardım ederim. Ama ona… Korkuyorum, belki dayanamayıp yüzüne haykırırım her şeyi.
Bu adil mi? Hayatı boyunca kin eken biri, şimdi sevmediği gelinine mi muhtaç olmalı?
Yapamam. İstemem. Yargılayan varsa, kendi evine alsın “kaynanasını”.
Tüm kaynanalara sesleniyorum: Gelininiz de birinin kızı. Bir gün sizden özür dilemek değil, bir yudum su isteyeceğiniz gün gelirse, şimdi düşünün. Pişmanlık fayda etmeden…




