Komşunun çocuğu, çocukken kocamın kopyasıydı. Sonra nedenini öğrendim…

Komşunun oğlu, kocamın çocukluğundaki haline tıpatıp benziyordu. Sonra nedenini öğrendim…

Mehmet’le sonunda kendi evimize taşındığımızda, hayatın yeni başladığını hissettik. Uzun süre mortgage almaya cesaret edememiştik, ama sonunda göze aldık: istikrar istiyorduk, ikinci bir çocuk düşünüyorduk, bunun için de kiralık bir stüdyodan daha büyük bir yuvaya ihtiyacımız vardı. Artık tutumlu yaşamak zorundaydık, kemerleri sıkmıştık, ama en azından kendi çatımız vardı. Üstelik, her şeyin güzel olacağına dair bir inancımız da…

Ben, Ayşe, gündelik işlerle boğuşuyordum. Küçük kızımız Elif, diş çıkarırken huysuzlanıyor, sürekli ilgimi istiyordu. Boş kaldığım anlarda ise yeni evimize çeki düzen vermeye çalışıyordum — perdeleri takıyor, tabakları, kitapları yerleştiriyordum. Komşularla henüz tam tanışamamıştım, ama pencereden duyduğum çocuk seslerinden anlıyordum ki burada genç aileler çoktu.

Bir akşam, pencereden bakarken Mehmet’i gördüm. İşten geliyordu ve yanında tanımadığım bir kadınla keyifli bir sohbet ediyordu. İkisi de gülümsüyordu. İçim bir hoş oldu. Kıskanç biri değilimdir, ama yine de bir sızı hissettim. Eve girdiğinde, sakin görünmeye çalışarak sordum:

“Kimdi o?”

“Ah,” diyerek elini salladı, “sadece bir komşu. İş hakkında biraz sohbet ettik, o kadar.”

Konuyu değiştirdi, ben de unutmaya çalıştım. Ama içimde bir şey kalmıştı.

Birkaç gün sonra o kadını yeniden gördüm — çocuk parkındaki bankta oturuyordu, yanında altı-yedi yaşlarında bir çocuk oynuyordu. İlk başta pek önemsemedim, ama sonra çocuğa bakakaldım. Bir şey… tanıdık geliyordu. Yüz hatları, mimikleri, hatta bakışı.

Elif bağırdı, dikkatim dağıldı. Ama aklımdan çıkmadı. Eve gidip fotoğraf albümünü karıştırırken Mehmet’in çocukluk fotoğraflarını buldum. Birinde, tam o komşu çocuğuyla aynı yaştaydı.

Nefesim kesildi. O çocuk, kocamın küçüklüğünün aynısıydı.

Yüreğim sıkıştı. İnanamıyordum ama görmezden de gelemiyordum. İçim öfke, kızgınlık ve korkuyla kaynıyordu. Mehmet’in karşısına dikilip doğrudan sordum. Tereddüt etti. Artık dayanamadım. Açıklamalarını dinlemedim, hiçbir şey söylemesine izin vermedim. Bağırdım, ona ihanet ettiğini, ailemizi yıktığını, beni aşağıladığını söyledim…

Mehmet sessizce evden çıktı.

Bir saat sonra geri döndü. Yalnız değildi. Yanında o kadın vardı. Donup kaldım — şimdi de sevgilisini getirecek, ucuz bir dizideki gibi kendini savunacaktı. Kavgaya hazırdım.

Ama Mehmet sakin bir sesle:

“Bu Yasemin. Eski bir dostum. Lütfen, dinle.”

Dinlemek istemiyordum. Ama o konuşmaya başladı. Ve her kelimesiyle içimde bir şeyler ters dönüyordu.

Meğerse kocası, Murat, çocuk sahibi olamıyormuş. Yedi yıl önce, umutsuzluğa kapılarak tüp bebek yöntemine başvurmuşlar. Ama başka birinden sperm almak istememişler, güvendikleri, sağlıklı bir dost olarak Mehmet’e gitmişler.

O da uzun süre reddetmiş, ama sonunda kabul etmiş. Yasemin ilk denemede hamile kalmış. Sağlıklı bir oğulları olmuş. Adını Emir koymuşlar.

“Kocamla sana minnettarız,” dedi. “Ama karar verdik ki Mehmet hiçbir zaman çocuğun hayatında yer almayacak. Bu — bizim oğlumuz. O hep babasının kim olduğunu biliyor. Şimdi ise… tesadüfen komşunuz olduk.”

Tüp bebek kliniklerinden belgeler, hatta kocasının onay yazısını bile gösterdi. Sonra konuşmaya Murat da katıldı, biraz sonra gelmişti ve her şeyi doğruladı. Sağlam bir aileydiler ve Emir onlar için ortak bir evlattı, “biyolojik bir proje” değil.

Ne diyeceğimi bilemedim. Kafamda her şey alt üst olmuştu. Duygularım karma karışıktı: öfke yerini boşluğa bırakmıştı.

Zaman geçti. Ailece arkadaş olduk. Emir sık sık Elif’le oynuyor, neredeyse kardeş gibi oldular. Onu izliyorum ve anlıyorum ki gerçekten de Mehmet’e çok benziyor. Ama artık acıtmıyor. Sadece uzak bir geçmişin yansıması gibi…

Bazen hayat öyle sürprizler yapar ki insanın nefesi kesilir. Önemli olan, aceleyle karar vermemek. Ve dinlemeyi bilmek. Bağırmak istediğin anlarda bile…

Rate article
Lifequest
Komşunun çocuğu, çocukken kocamın kopyasıydı. Sonra nedenini öğrendim…