Kalp ağrısı ve korkuyla doluyum. Gelinim, ömrüm boyunca koruduğum evimi oğlumun hayali uğruna elimden almak istiyor. Büyük bir aile yuvası hayalleri bana bir hüküm gibi geliyor. Yaşlılığımda başımı sokacak bir damdan mahrum kalmaktan korkuyorum. Bu, oğluma olan sevgi, ihanet ve kendime ait bir köşe için verdiğim mücadelenin hikayesi.
Adım Fikriye Yılmaz, Ege’nin küçük bir kasabasında yaşıyorum. On yıl önce oğlum Murat, Gülay’dan hoşlanarak evlendi. Kendileri ve kızları, daracık bir stüdyo dairede yaşıyor. Yedi yıl önce Murat bir arsa aldı ve ev yapmaya başladı. İlk yıl hiçbir şey yapılmadı. İkinci yıl çit çekildi ve temel atıldı. Sonra inşaat yine durdu – para yetmedi. Murat malzeme için biriktirdi, umudunu kaybetmedi. Bu yıllar içinde bir katı bitirdiler, ama iki katlı büyük bir ev hayal ediyorlar, benim için de yer ayırdılar. Oğlum aile babası, onu hep böyle özverili görmekten gurur duydum.
İnşaat için çok şey feda ettiler. Gülay, Murat’ı dublekslerini satıp stüdyoya taşınmaya ve aradaki farkı eve yatırmaya ikna etti. Şimdi daralıyorlar ama pes etmiyorlar. Bana geldiklerinde tüm konuşmalar gelecekteki ev üzerine: pencereler ne olacak, duvarlar nasıl yalıtılacak, elektrik tesisatı nereden geçecek. Hastalıklarım, dertlerim onları ilgilendirmiyor. Sessizce dinliyorum ama içimde endişe büyüyor. Gülay ve Murat’ın inşaatı bitirmek için benim iki odalı dairemi satmak istediklerini uzun zamandır hissediyorum.
Bir gün Murat, “Anne, hepimiz büyük evde birlikte yaşayacağız – sen, biz, kızımız,” dedi. Cesaretimi toplayıp sordum: “Yani dairemi satmam mı gerekiyor?” Başlarını salladılar, hep birlikte ne kadar rahat edeceğimizden bahsettiler. Ama Gülay’a bakınca anladım: onunla yaşayamam. Bana olan soğukluğunu gizlemiyor, ben de artık her şeyin yolunda gittiğini söylemekten yoruldum. Onun buz gibi bakışları, sert sözleri – yaşlılığımda katlanmak istediğim şeyler değil.
Oğluma yardım etmek istiyorum. Bu belki on yıl daha sürecek inşaatla boğuşmasını görmek içimi acıtıyor. Ama kafamı kemiren soruyu sordum: “Peki ben nerede yaşayacağım?” Daracık dairesine mi taşınacağım? Konforsuz, yarım kalmış eve mi? Gülay hemen atıldı: “Senin için yazlık mükemmel olur!” Küçük bir yazlığımız var – sadece yazın kullanılabilen, ısıtmasız eski bir kulübe. Sıcak günlerde orada vakit geçirmeyi seviyorum ama kışın? Odunla ısınmak, leğende yıkanmak, soğukta tuvalete gitmek? Eklemlerim, sağlığım buna dayanamaz.
“Köyde insanlar yaşıyor işte,” diye laf attı Gülay. Evet, yaşıyorlar ama bu şartlarda değil! Yaşlılığımı bir hayatta kalma mücadelesine çevirmeye hazır değilim. Ama inşaat için paraya ihtiyaç var ve gelinin beni bir uçuruma sürüklediğini hissediyorum. Geçenlerde telefonla annemle konuşurken onu duydum. “Fikriye teyzeyi komşuya yerleştirip daireyi satmalıyız,” dedi. Kanım dondu. Komşumuz, Halil Amca, benim gibi yalnız bir ihtiyar. Bazen çay içer, sohbet ederiz, ona börek götürürüm. Ama ona taşınmak mı? Beni evimden edip atmak için plan buydu.
Gülay’ın benimle yaşamak istemediğini biliyordum ama bu kadar alçakça… Hep beraber mutlu yaşayacağımıza inanmıyorum. Onun sözleri, satışa ikna etmek için boş vaatler. Murat’ı seviyorum, onun mücadelesini görmek acı veriyor ama evimi feda edemem. Sahip olduğum tek şey bu. Onsuz, bir hiç kalırım, bir eşya gibi atılırım. Ya inşaat uzun sürerse ve ben sokum sokakta kalırsam? Ya da kışın yaşanamaz yazlıkta?
Her gece düşüncelerle boğuşarak uyuyamıyorum. Oğluma yardım etmek borcum ama kendimi sokakta bırakmak fazla. Gülay beni sadece bir engel olarak görüyor, komşu planı ise sırtımdan bıçaklanmak gibi. Reddedersem hem evimi hem de oğlumu kaybetmekten korkuyorum. Ama yaşlılığımda sokakta kalmak korkusu daha güçlü. Ne oğluma ihanet etmeden ne de kendimi feda etmeden bir çıkış bulmak istiyorum. Ruhum acıyla çığlık atıyor ve doğru kararı vermek için Tanrı’dan güç diliyorum.




